Osmanlı devletinin çok sık girmek zorunda kaldığı savaşlar, insanımızı tükettiği gibi tesislerimizin de zarar görmesine yol açmıştı. Savaş, bir yandan sanat eserlerinin yok olmasına neden oluyor bir yandan da yeni sanat akımlarının ortaya çıkmasına yol açıyordu.
Atatürk’ü anlamak; onunla ilgili eserleri çok okumayı, onun yaşadıklarını hayal etmeyi ve hayal gücünü zorlamayı, siyaset ve tarihle ilgilenmeyi de gerektiriyor şüphesiz… Arada meczuplar çıksa da halkta sağlam bir Atatürk sevgisi vardır. Sıkıntı bazı kişi ve çevrelerdedir. Bu kişiler, kendi emellerini gerçekleştirmek için din ve tarikat olgusunu, bir başka kesim ise ideolojik akımları kullanmış halen de kullanmaktadır.
Gelinen nokta: kaybedilen insan, arazi ve imkânlar
Osmanlı devletinin başkenti, 1877-1878 (93 Harbi) Osmanlı–Rus Savaşı’nda işgal tehdidini son anda bertaraf ettiyse de Balkanlardaki topraklarının önemli bir bölümünü yitirmişti. Yirmi yıl sonra patlak veren 1897 Türk-Yunan Harbi’nde ise Osmanlı devleti az sayıda kayıplar vermesine rağmen hak ettiği savaş tazminatını alamamıştı.
Mustafa Kemal, bu savaş sırasında 1895’te girdiği Manastır Askeri İdadisi’nde okumaktadır. 1899 yılında Harp Okulu’na giren Mustafa Kemal gelişmeleri dikkatle izlemektedir. Osmanlı devleti, 1911 yılında İtalyan Harbi’ne girmiş; ama Afrika’nın kuzeyindeki son ata yadigârı toprakları ve petrol yataklarını yitirmiştir.
1912-1913 Balkan Harbi’nde Balkanlardaki arazinin büyük kesimini ve Romanya petrol sahasını kaybetmiştir. Trakya’dan itibaren İstanbul ve Marmara güneyi Balkanlardan göç edenlerin akınına uğramıştı. Zayıf olan iktisadi durum çökmeye yüz tutmuş, Çatalca’ya kadar yaklaşan işgalcilerin ayak sesleri İmparatorluğun başkentinden duyulmaya başlamıştı.
1914-1918 yılları arasında dört yıl süren I. Dünya Harbi, çok ağır insan kaybının yanında İmparatorluğu teslimiyete ve başkentini işgale götürmüştü. Harbin sonunda Musul ve Kafkas petrollerine de veda etmiştik. Beş yıl işgal altında kalan İstanbul, 1919’da başlayan Kurtuluş Savaşı sonunda 6 Ekim 1923 günü kurtarılmıştır.
Mustafa Kemal’in ortaya çıkışı
Harp Okulu yıllarında Balkanlar ve Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal, 1905 yılında merkezi Şam olan 5’inci Ordu’nun 30’uncu Süvari Alayı emrine tayin olur. Havran ve Kuneytra bölgelerindeki Dürzî İsyanı’nın bastırılmasına katılır.
Derne-Tobruk muharebelerini yöneten Mustafa Kemal, Balkan Harbi’nde Sofya’da ataşedir, hükümete sunulmak üzere gelişmeleri rapor eder. I. Dünya Harbi sırasında Çanakkale cephesinde yapılan Anafartalar muharebelerinde göğsüne çarpan şarapnel sonucu ölümden dönmüştür. Dünya harp tarihinde general olmadığı halde tümeniyle bir milletin mâkus talihini çeviren başka komutana rastlanmamıştır. Gösterdiği kahramanlıklar, yerinde müdahaleler ve öngörüsüyle Genel Harp’te öne çıkmıştır.
Üç yıl süren Kurtuluş Savaşı’nı da Mustafa Kemal yönetmiş, Sakarya muharebeleri evresinde attan düşmesi sonucu kaburgalarında kırıklar oluşmuştur. Kurtuluş Savaşı sırasında ve mareşal rütbesini almıştır.
Bu adamın kime ne borcu vardı?
Cumhuriyet kurulduktan sonra suikast atlatmış, önceden alınan tedbirlerle Allah onu bu millete bağışlamıştır. Cumhurbaşkanlığı döneminde koruma duvarlarının arkasına sığınmamış, halkıyla ve her kesimden insanla iç içe yaşamıştır. Fani dünyadan ayrıldığı zaman dünya liderleri kendisinden bahsederken övgü dolu kelimeleri özenle seçmişlerdir.
Dünya siyasetinin artan nüfus ve azalan kaynaklar karşısında ekonomik çıkarlarla bağlantılı olduğunu, siyaset güdenlerin arkasına kendi güçlü ordularını aldıklarını göz ardı etmemiştir.
Cumhuriyete olan koyu inancı, sonunda ona Cumhuriyeti kurdurmuş, komşu ülkelerin tarihini etkilemiştir.
Atatürk’ün yetiştiği dönem
Atatürk, yetiştiği Osmanlı idari yapısını ayrıntılı biçimde tahlil ederek Batı’nın değerlerini benimsemiştir. Anıtkabir Müzesi’nde bulunan ve altlarını çize çize okuduğu kitaplardan Atatürk’ün dünya tarihi içindeki önemli olayları irdelediğini, Anadolu uygarlıklarını incelediğini biliyoruz. Muhtemel gelişmeler karşısındaki sezgisinin, olaylara bakış ve öngörüsünün, sağlıklı ve ani karar verebilme yetisinin bu özelliklerinden kaynaklanıyor olması gayet tabiidir.
Bir örnek vermek gerekirse o dönemin Başvekili (Başbakan) rahmetli Celâl Bayar, tamamlanmış olan Üçüncü Beş Yıllık Plan dosyasını Atatürk’e arz etmek için gider. Ziyaret, Atatürk’ün ölümünün 36 gün öncesine isabet etmektedir. Zaman alan ciddi mevzularla meşgul olmasını kesinlikle yasaklamış olan doktorlar, en çok beş dakika için Başbakan’a müsaade ederler.
Öngörüsünü Celâl Bayar şöyle anlatır:
“… Elimdeki dosyanın ne olduğunu sordu. Üçüncü Beş Yıllık Planın son şekli Atatürk, dedim. Eliyle işaret etti. ‘Şöyle yanıma otur da anlat’ dedi. Şezlongu yükseltmelerini ve arkasına bir yastık konulmasını istedi. Göreceği yakınlıkta oturdum. Dinledikçe alâkası artıyordu. Verilen beş dakika geçmişti. Genel Sekreteri Hasan Rıza’nın bana bunu hatırlatmak için içeri girdiğini hissetti.”
---Gel Soyak, sen de dinle. Başbakan çok güzel şeyler anlatıyor.
Sadece başlıkları okuyor, birkaç cümle ile o konuyu tamamlıyordum. Öğrenmek istediklerim de öğrenmiştim. Yakın gelecektekileri okurcasına;
---Ufukta yeni bir dünya harbinin bulutları var. Acele edin. Bunların çoğu ordu ve halk ihtiyaçları için şart olan tesislerdir. Allah muvaffak etsin. Acele edin, dedi…
Bunları söyleyen insan, birkaç gün önce komadan çıkmış ve sağlığıyla ilgili tek kelime etmemişti…
10 Kasım günü hislerim
Sevgili Atatürk’üm, seni satırlarla, kitaplarla anlatmak mümkün değil. Gençlere emanet ettiğin Cumhuriyet’i hoyratça kullanıyoruz. Bazı çevreler seni istismar ediyor. Önemli değil, politika yapıyorlar, geçecektir modası. Seni tahkir etmek isteyenler çıkabiliyor.
Özel günlerde bazı kanal ve camilerde senin için dua edilmiyor. Sen bunlara alınma… Senin zamanında da vardı bu çekememezlikler. Hatta suikastlere yönelenler bile oldu. Eserlerini görmek ve seni tanımak istemeyenler ancak böyle davranırlar.
Gayrimüslim vatandaşlarımız kendi ibadethanelerinde seni anıyorlar, bizim gibi dua ediyorlar.
Sevgili Atatürk’üm, senin ilerideki dönemlerde daha iyi anlaşılacağına inanıyorum. Sana ve silah arkadaşlarına, tüm şehitlerimize, gazi olup sonradan göçenlere rahmetler diliyorum. Ulusça minnet ve şükran borçluyuz hepinize. Bizlere hakkınızı helâl edin…