Bir Dünya Kadınlar Günü’nü daha kutluyoruz. Her zaman güzellik ve zarafet sembolü olan kadınlar, annelik hissine sahip oldukları için sevgi dolu, şefkat doludur, ama dünyanın her yerinde de eşit haklara sahip değildir. Törelerin hâkim olduğu yerlerde resmi nikâh esas olmasına rağmen imam nikâhı itibar görmektedir.
Eş sayısı bazen üç veya dört de olabilir. Devletin ideolojik yapısına uygun şekilde kıyafetine, özgürlüğüne hatta doğumuna dahi karışanlar nedeniyle kadın hakları istenen seviyede değildir.
Kadının toplum hayatındaki yeri
Kadın, önce öğretmendir. Hepimiz dilimizi annemizden öğrenmedik mi? Ailede kadın yuvayı yapan ve ayakta tutandır... Aile mutluluğunda en büyük pay onundur. Kadın mutfağı yöneten en büyük ekonomisttir. Veriler, sadece belirli sayıdaki kadınımızın ekonomi, eğitim ve idare alanlarında öne çıktığını gösterse de büyük çoğunluğun hukukî varlığı kâğıt üzerinde kalmaktadır.
Ülkemiz kadınlarının Cumhuriyet’e geçişle birlikte yeni haklara kavuşmuş olduklarını gururla söyleyebilsek bile, yaşam hakkı başta olmak üzere bu haklarını kullanabildiğini tam olarak söylememiz mümkün değildir. Kadın haklarıyla ilgili kanunlar vardır, ama kural sapması da vardır. Evlidir, kocası vardır, ama yobaz ve canidir. Bu canilerin bazıları, aile içinde töre baskısı altında ezer masum kadınları…
İstatistikî veriler, kadınlarımızın toplum hayatına tam olarak nüfuz edemediğini ve dünyanın gelişmiş ülkelerindeki kadınların eriştiği seviyenin gerisinde kaldığını göstermektedir. Türk kadınının örtünmesine ailesi, doğum ve kürtajına politikacılar, yaşam hakkına doğuştan mutsuz kocalar (!) karar verir. Türk kadını, verdiği mücadelede ve sesini duyurmakta yetersiz kalmaktadır...
Yazılar sadece hatırlatma için
Kadınlara karşı uygulanan şiddet konusunda çok yazı yazdım, “Unutulanlara bir ilâve” ya da “Unutulanlara ilâveler devam ediyor” başlıkları altında… Bazen kinayeli, bazen dokundurmalı yazdım, ama kendim yazdım kendim okudum bu yazıları…
İspanya’da 8 Kasım 2015’te işlenen 48 kadın cinayetinde 48 kadının hayatını kaybetmesiyle başlayan yürüyüşe ben de yazılarımla katılmıştım. Bu ülkede yazılar yazmaktan geri kalmak istemeyişime rağmen olay sayısına yetişemiyorum.
Neredeyse her gün hayatını kaybeden, şiddete maruz kalan bir kadın haberi duyuyor, okuyoruz. Yaşadığımız deprem felâketi nedeniyle kadın cinayetlerini duymaz olduk. Eşinden dayak yiyen, maganda ve meczup saldırısına uğrayan nice kadının başına gelenler, artık “kadının yazgısı” olmaktan çıkarılmalıdır.
Failler “Şu Çılgın Türkler” kitabını okudular da kitaptaki çılgınlık ile işledikleri suçun çılgınlığını mı karıştırıyorlar acaba? Köhnemiş törelerle çağa ayak uyduramayan bizim gibi toplumlarda bu kadar olay olmasını neye bağlayabiliriz?
Delirtmeyin insanı
Geçen yıl “Dünya Kadınlar Günü”nde trendeyken bir anonsla okuduğum kitaptan başımı kaldırıp dinlemeye başlamıştım konuşmayı…
“Bugün Dünya Kadınlar Günü… Kadınlarımızı ayakta alkışlayalım…”
Tabii kayıttaki konuşmanın hemen bitiminde yine kayıttan alkış sesleri… Ben iki vagon arasında ve ayaktaydım. Hemen alkışlamaya başladım. Her iki vagonda da herkes donuk bir şekilde bana bakıyor ve kimse alkışlamıyordu. Kayıttaki alkışla birlikte benim alkışımın da bitmesine az kala bir genç bana katılmıştı. Kimsenin alkışlamamasına bir anlam verememiştim.
Akıl hastanesinin başhekimi ölmüş. Akıllandıklarını iddia eden delilerden 5-6 kişiyi cenaze törenine götürmek üzere seçmişler. Defin işlemi sırasında deliler alkışlamaya başlamışlar. İşlemler bitince akıl hastanesine geri dönmüşler. Cenazeye gitmeyen arkadaşları nasıl olduğunu, neler yapıldığını sormuşlar. Gidenlerden bir deli,
“Bizim akıl hastanesinin başhekimi sevilmeyen bir adammış. Gömülürken bizden başka kimse alkışlamadı” demiş.
Ben de şimdi sondan başa doğru gideyim: Her alkışlayan deli mi? Ben yine alkışlıyorum, deli olmak istiyorum. Delirtmeyin insanı!
Tüm kadınlarımızın bu mutlu günlerini kutluyorum. Her birisinin daha nice “Dünya Kadınlar Günü”ne ulaşmalarını gönülden diliyor ve önlerinde saygıyla eğiliyorum.