Mart ayının ilk Pazar günü sabah kahvaltısı için hazırlanıyorduk. Ailemize yeni katılacak olan sevgili Duygu’muzu da davet etmiştik. Geldiğinde bana bu kitabı getirmiş ve hediye etmişti. Kahvaltı sonrasında bir çırpıda okudum. Kitapta ilginç sahnelere, değişik kişilere ve farklı olaylara yer verilmişti. Hiç sıkmadan bazen espri karşımı bir üslûpla okuyucuya sunulmuştu. Ben de sizlere pasajlar sunarken kendi görüşlerimi de yansıtmak istedim.
… 2015 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Svetlana Aleksiyeviç’in ilk eseri ve kurduğu türün ilk örneği sayılan “Kadın Yok Savaşın Yüzünde”, II Dünya Savaşı’nın kadınlar cephesinde nasıl yaşandığını belgeleyen çok güçlü bir tarih çalışması olarak tanımlanıyor kitap.
“Kadın Yok Savaşın Yüzünde”de Aleksiyeviç, tarihin gelmiş geçmiş en kanlı savaşını vererek Faşizm’in yenilgiye uğratılmasında büyük pay sahibi olan ve bu uğurda en az yirmi milyon insanını kaybeden SSCB’de kadınları anlatıyor.
Kadınları -kadın piyadelerin, keskin nişancıların, çamaşırcılar, kadın cerrahların, pilotların, keşif erlerinin, partizanların- Nazi işgalini nasıl göğüslediklerini, böylesi bir savaşta kadın olmanın zorluklarını nasıl deneyimlediklerini Sovyet ülkesinin dört bir yanından biraraya getirdiği tanıklıklarla belgeliyor…
Giriş bölümünden
“Kadınlar tarihte ilk defa ne zaman orduya katıldılar?”
Milattan önce IV. yüzyılda Atina ve Sparta’da Yunan ordularında kadınlar savaşıyordu. Daha sonra Makedonyalı İskender’in seferlerine katıldılar.
Rus tarihçi Nikolay Karamzin atalarımızı şöyle anlatıyordu: “Slav kadınları bazen babaları ve eşleriyle savaşa gider, ölüm korkusu nedir bilmezlerdi. Sözgelişi, 626 yılı Konstantinopolis işgali sırasında Yunanlar, öldürülen Slavların arasında birçok kadın cesedine rastlamıştı. Analar çocuklarını savaşçı olmaya hazırlardı.”
“Ya yeniçağda?
İlk olarak İngiltere’de 1560-1650 yıllarında kadın askerlerin görev yaptığı hastaneler kurulmaya başlandı…
17 yıl sonra
… Gorbaçov Perestroyka’sının başlarıydı. Kitabımı hemen bastılar, şaşılacak bir tiraj yaptı, iki milyon nüsha… Birçok müthiş şeyin olup bittiği zamandı. Yine coşkuyla bir yerlere doğru gidiyorduk. Yine geleceğe…
Sansürcüyle konuşmalardan
… Sabahleyin bana ağır yaralıların kemirilmiş ellerini gösterdiler. En korkunç sinema filminde bile sıçanların top ateşi öncesi şehirden kaçışlarını görmemiştim. B u Stalingrad’da değil Vyazma önlerinde oldu. Bir sıçan sabahleyin şehirden geçerek tarlaya yöneldi. Ölümün kokusunu almışlardı. Binlerce sıçan, siyahlı grili… İnsanlar bu manzarayı dehşet içinde izliyor ve evlerine çekiliyordu. Tam da sıçanların gözden kaybolduğu anda ateş başladı. Uçaklar tepemize üşüştü. Evlerden ve bodrumlardan geriye toz toprak kaldı…
… “Etrafımız kuşatılmıştı. Ormanlardan bataklıklardan geçiyorduk. Yaprak, ağaç kabuğu yiyorduk, bazen de birtakım kökler. Beş kişiydik, biri resmen oğlan çocuğu. Yeni çağırmışlar askere. Gece komşum kulağıma fısıldadı: “Oğlan yâri diri yarı ölü, nasılsa gidici. Anlarsın ya… Bir mahkûm anlatmıştı bana… Kamptan kaçarken özellikle genç birini alırlarmış yanlarına. İnsan eti yerler, öyle hayatta kalırlarmış…
Yorumlama
- Dünya Savaşı’nda Rus ordusuna 16 yaşındayken asker olarak alınan ve Almanlara karşı Stalingrad muharebelerinde askerlik yapan Svetlana Aleksiyeviç’in bu kitabını okuyunca ister istemez İstiklâl Harbi’mizin Mücahit Kadınları aklıma geldi. Kara Fatmalar (Fatma Seher), Melek Hanımlar, Gördesli Makbule, Asker Saime Kadın, Gaziantepli Yirik Fatma, Mehmed Ali kerimesi Hafıza hanımlar…
Neler yaşadılar kim bilir? Çoğu ömürlerinin en güzel çağlarında cephenin korkunç yüzüyle, Anadolu’nun ayazıyla, erzakın yokluğuyla karşı karşıya kaldılar. Bugün onlardan aramızda olan yok… Çarpışmaların veya görevde zorlandıkları anların tutulmuş notları yok. Sadece devletin resmi belgelerinde geçen isimlere rastlıyoruz.
İstiklâl Harbimizde ve bu harpten önceki savaşlarda hayatlarını kaybeden tüm kadınlarımıza da bu vesileyle rahmetler diliyorum.