SON DAKİKA
reklam
reklam

Anadan yardan uzak düşenlere!

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 25 Mart 2024, Pazartesi - 11:44   Okunma Sayısı:

Tel örgüleri, gözetleme kuleleri, projektörler, nöbetçiler… Gecenin karanlığında ıslık sesi veren rüzgâr uyutmaz, arkadaş olur o yalnızlara… Kimisi bir sigara yakar, kimisi gözyaşı döker, kimisi çıkacağı gün için dua eder. Ne olur günler geçse diye…

Dünyada her olay için bir “anma günü” ayrılmış. Sevgililer günü, doğum dünü, engelliler günü… Soğuk duvarların ötesinde gün sayan, yalnızlığını her an yaşayan o mahzun insanlar için sadece ziyaret günü denmiş. Öyle ya, neyi anacaklar ki zaten? Her gün yaşadıkları yalnızlığı mı?

Onlar için önemli olan “af” ve “ziyaret”ten daha önemli ne olabilir ki? Çocuğunun, eşinin, ana ve babasına duyduğu özlemi gidereceği saatleri bir günün öncesinden iple çekmeye başlar. Hele kadın olarak cezaevinde bulunmak, insan olarak en büyük azap olsa gerek…

 

Dost bulmak

Eksik olan bir şey daha vardır: Dost bulmak. Askerlikte, okul sıralarında, semtte, işyerinde olduğu gibi cezaevinde de dost bulmak zorunludur; ama zordur. Fransız filozof Voltaire ve bir filozoflar topluluğunda kişilerden birine şu soruyu soruyor:

    ---Dünyanın en eşsiz nimeti, en eşsiz mutluluğu nedir? Pek büyük bir servete sahip olmak mı? Aşk mı? Şehvet mi? Mevki mi? Şöhret mi? Yoksa bunların hepsinin bir arada oluşu mu?

Filozoflar, bütün bu konuları birer birer ele alıp tartışırlar. Biraz derinleştirilen bir inceleme sonunda bu konuların hepsinin aldatıcılığı, geçiciliği ortaya serilir. En sonunda, içlerinden biri: “Buldum!” demiş, “Dünyanın en büyük nimeti, en erişilmez mutluluğu dostluktur.”

 

Karamsarlık sarar insanı bir an                                                                                                 

Çözülemeyen bir bilmecedir o karamsar duygularla yüklü diyar. Adına cezaevi demişler. Sevdikleri geldiğinde gözyaşını içine akıtan, duvarlarla konuşan ve anlatmak yerine yutkunmayı tercih eden sessiz kitledir orada bulunanlar… mahkûm denir, tutuklu denir onlara.

Yöneticiler gelir, yasal gözlüklerle baktıkları için göremezler mahzunluğu.  Ziyaretçiler gelir ürkektir, soramaz hiçbir şeyin nedenini. İçerdekiler el arar uzatacak, medet umar uçan kuştan…  Onların gözüyle bir görebilsek dünyayı!

İnsan olmak, içeride tutuklu veya hükümlü olmaktan önce gelir. Başına ne geleceğini kimse önceden bilemez. Hiçbirimizin hakkı yok kimseyi kınamaya, küçük görmeye. Düşmüş olmanın sebeplerini düşenlerde aramak yerine sebepleri yaratan sistemi eleştirmek daha doğru olmaz mı?

 

Mahpus durumundaki komutanlar

Yıllarca orduya ve ülkesine şerefle hizmet eden ve ileri yaşlarına rağmen halen içeride bulunan komutanlar, gençlik yıllarından itibaren nice vatan evlâdını yetiştirdiler. İç ve dış tehditlerin yarattığı gergin zamanlarda uykusuz kaldılar, bitap düştüler, ama çare üretmekten ve ülkemizi feraha çıkarmaktan geri kalmadılar.

Birtakım komplolar sonucu başlarına felâket geldi. En ağır koşulları solumak zorunda kalmışlardır. Mutlaka her gün onurları kırılıyordur. Bu komutanlardan bazısı hastalık nedeniyle tahliye edilmiş, bazısı da vefat etmiştir. Daha üzücü olaylara sebebiyet vermemek için köklü bir çözüm bulunmalıdır.

 

Sevgili mahzunlar,

Üzülmeyin, sonuçta bizler insanız ve düşüp kalkmak bizim içindir. İnsancıl ve ortak hislerle yakınlaşmak düşüncesiyle sizleri selamlıyor ve geçmiş olsun diyorum hepinize! Çok sık yaptığım hastane ziyaretleri sırasında sağlığımın kıymetini anlıyor ve şükrediyordum. Özgürlüğün ne olduğunu ise cezaevlerine yaptığım ziyaretler sırasında anlamak istemiştim. Bugün sizlere bir seslenişle “merhaba” demek istedim.

Elbette sorunlarınız çoktur. Ziyaretinize gelenler hep aynı dilekleri tekrarlar. “Bugünler geçecektir, sabret!”  Elbette geçecektir, içinizi kemire kemire… en güzel yıllarınızı yok edercesine… ve hastalıklara davetiye çıkarırcasına.

Sizler, yaptıklarınızın kendinize ve ailenize zarar verdiğini hissediyorsunuzdur. Olsun, yine de umudunuzu yitirmeyin. Sonraki yıllarda anlatacak çok şeyiniz olacak. İnsan sevgisi, sevdiklerinize özlem, yalnızlığı yenmenin sırları, buyruk altında yaşamanın zorlukları gibi…

 

Sevgili Suskunlar

Buraya kadar söylediğim sözler, belki çehrelerinizde çizgiler yarattı belki de tatlı bir tebessümle sizleri rahatlattı. Sıkışan göğüslerinizin ferah bulduğunu ve bulunduğunuz mekânın aydınlandığını görüyor gibiyim. Sizler cezaevi imkânları içinde de olsa zekâyı öne çıkaran, faal insanlarsınız.

Ben de daha önce cezaevinde çile çeken kardeşlerimizin ürettiği el işlerinden, emeğe ve göz nuruna dayanan sanatkârane dokunmuş seccade ve minderlerden almış ve büyük bir mutluluk duymuştum. Sizler suskun olsanız da eserlerinizin konuştuğu ve kendilerini sizlerin yeteneklerinizle kabul ettirdiği bir gerçek.

Selam hepinize, ferahlık gönüllerinize!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam