SON DAKİKA
reklam
reklam

Golan Tepeleri

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Nisan 2024, Cuma - 10:09   Okunma Sayısı:

1859-1863 yılları arasında Şam eyaletinin bir sancağı olan Golan’ın yüzölçümü 1.800 km2’dir. Golan Tepeleri, Suriye’nin güneybatı, İsrail’in kuzeydoğu ucundaki 300 metre yüksekliğinde tepelik bir bölgedir. Golan Platosu olarak da bilinen bu bölge Lübnan, Ürdün ve Suriye ile komşudur. Zengin su kaynakları ile tanınır.

 

Golan Tepeleri

    1967’deki İsrail işgalinden önce bu bölgede 100 bin civarında Suriyeli yaşıyordu. Golan’da 30’dan fazla Yahudi yerleşim yerinin bulunduğu, Tel Aviv yönetiminin yerleşim yerlerini daha da genişleterek Yahudileri bölgeye taşıdığı bilinmektedir.

    İşgalci yönetimin bir politikası olarak yerleştirilen Yahudilerle birlikte 20 bin civarında da Suriyeli Dürzi’nin bulunduğu tahmin ediliyor. Bazı önemli turistik tesis, doğa varlık ve güzellikleri yanında 2015 yılında Golan Tepelerinde petrol araması başlatılmıştır.

    1967 yılındaki işgalden sonra ilk defa Amerika Birleşik Devletleri, Golan Tepeleri üzerindeki İsrail egemenliğinin tanıması zamanının geldiği ifadesini paylaşmıştır.

 

Golan Tepelerinin önemi nedir?

    Golan sahası, 300 m.lik yükseltisiyle jeostratejik bir konum arz etmektedir. Yükseltiler platosu, Akdeniz’e doğru tatlı bir eğimle düzlüklere kavuşur. Akdeniz limanlarına 60-80 km kadar uzaklıktadır.

    Bölgenin güvenlik ve su meselesi, Golan Tepelerini İsrail için önemli kılmaktadır.  Konumu itibariyle petrolden yoksun olan İsrail, su kaynaklarına şiddetle ihtiyaç duyar. Hayati ihtiyaç haline gelen su kaynaklarına ulaşmak, mevcut olanları korumak ve yenilerini elde etmek İsrail’in bir yerde de politikası haline gelmiştir. Su ihtiyacının üçte birini Şeria Nehri ve Golan Tepelerindeki su kaynaklarından temin eder.

    Şam’a 60 km uzaklıkta ve bölgenin en yüksek noktalarından biri olan Golan Tepeleri, komşu ülkelere karşı İsrail için bir stratejik avantaj sağlar. Nitekim 1967 yılındaki İsrail-Suriye Savaşı’nda 6 gün süren çarpışmalarda İsrail bu avantajı yakalamış, 1981’de Golan Tepelerini ilhak etmiştir. Bugüne kadar da fiili olarak işgal altında bulundurmaktadır. Ayrıca Yahudi kutsal metinlerinde Golan’a birçok kez atıfta bulunulması dindarlar arasında başka bir önem yaratmaktadır.

 

Bölgede nüfus hareketleri

    16’ncı yüzyıldan itibaren Ankara’dan Şam civarına kadar yayılan Türkmen gruplarından en önemlilerinden biri Boz-ulus’un Dulkadırlı koluna mensup teşekküllerle Sivas’ın batı, kuzey ve doğu kısımlarında yaşayan Ulus-yörük adlı bir kol da bu bölgelere dağılmışlardır.[1]

    Golan Tepelerinde 25 bin civarında Suriyeli Dürzî ile 30’dan fazla illegal yerleşim yerinde 20 bin kadar Yahudi yerleşimci bulunmaktadır. Dürzi Araplar, anavatanları olan Suriye’ye bağlanıp akrabalarıyla birleşmek istemektedirler.

    Uluslararası hukuk Kudüs’teki Yahudi yerleşim yerlerini yasa dışı kabul ediyor, ancak İsrail buna itiraz ediyor. Uluslararası hukuka göre Suriye toprağı olan ancak fiilen İsrail’in işgali altında bulunan Golan Tepeleri, kuzeyde Lübnan ve güneyde Ürdün sınırlarına da yaslanır.

 

İsrail işgaline karşı

    İsviçre’deki BM Cenevre Ofisi’nde No: 206, 28 Mayıs 2021, BM İnsan Hakları Konseyi (İHK) Filistin Özel Oturumunda Kabul Edilen Karar Hk.

    BM İnsan Hakları Konseyi'nin (İHK) 27 Mayıs tarihli Filistin Özel Oturumunda kabul edilen ve İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarında işlediği uluslararası insani hukuk ve insan hakları hukuku ihlallerini soruşturmak üzere bağımsız bir uluslararası komisyon kurulmasını öngören bir karar alınmıştı.

    İHK’nın bu kararını, İsrail'in Filistin halkına yönelik olarak ayrım gözetmeksizin uyguladığı aşırı, orantısız ve yasadışı güç kullanımı başta olmak üzere, işgal altındaki Filistin topraklarında işlediği suçlardan ötürü uluslararası alanda hesap vermesine ve ilgili İsrail makamlarının bu eylemlerden sorumlu tutulmasının sağlanmasına yönelik atılmış önemli bir adım olarak görmek mümkündür.

    Konseyin açılışında BM Genel Sekreteri ve BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri küresel insani krizler hakkında üye ülkeleri bilgilendirmişlerdi. Kabul edilen tasarılarla İsrail’in hukuk tanımazlığı bir kez daha belgelenmişti. BM 2018 Gazze Protestoları Bağımsız Soruşturma Komisyonu’nun, İsrail askerlerinin, abluka altındaki Gazze Şeridi sınırında geçen yıl düzenlenen barışçıl “Büyük Dönüş Yürüyüşü” gösterilerindeki ihlâllerinin savaş suçu ve insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceğini duyurması, İsrail’de tepkilere neden olmuştu.

Komisyon ayrıca, suç işleyen İsrailli faillerin, Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) taşınması çağrısında bulunmuştu.

 

Bugünkü durum

    İsrail, acımasız bir şekilde Gazze’de soykırım uyguluyor. Uyarılar fayda etmiyor. Lahey Adalet Divanı’ndan çıkan kararlar ise tamamen İsrail aleyhinde… Ama İsrail bildiğini okuyor ve hiçbir kurala uymuyor. Beş büyüklerin her yerde damgası her yerde olmasına rağmen sonuç geliyor ve burada kilitleniyor.

    BM istediği kadar karar çıkartsın beş büyükler bu kararlarla kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor. Kararları kim ve nasıl uygulayacak? İsrail zulmüne çanak tutanları, zulme bulaşanları kim yargılayacak?

    Bu bir güç meselesidir. Eğer kararlar uygulanamıyor, kişiler yargılanamıyorsa sabahtan akşama kadar karar çıkartın, ne işe yarar?

 

 

[1] Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, “16’ncı yy’da Osmanlı İmparatorluğu’nun İskân Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi”, TTK Yayınevi, Ankara-1991, s26

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam