Resmi adı Namibya Cumhuriyeti olan ülke, eski adıyla Güney Batı Afrika’dır. Batı sınırı Atlantik Okyanusu’na dayanır. Afrika’nın güneyinde bir ülkedir. Kuzeyinde Zambiya ve Angola, doğusunda Botsvana, güney ve doğusunda Güney Afrika Cumhuriyeti ile sınırlanmıştır.
Yüzölçümü Türkiye’den biraz büyük olup yaklaşık 825.000 km2, nüfusu ise 2,5 milyon civarındadır. Namibya nüfusu 2011 Human Development raporuna göre Afrika kıtası içerisinde yaşam kalitesi en yüksek sekizinci ülke konumundayken bugün dünya sıralamasında 120’nci sırada yer almaktadır.
Bağımsızlığın kazanıldığı dönemde ülke içerisinde yaşayan birçok etnik grup arasında ayrımcılık ve dışlanmayı önlemek için ülkenin tarafsızlığını yansıtacak bir isim olması yönünde fikirler beyan edilmiş, sonunda Namib Çölü’nden yola çıkarak bu isimde karar kılınmıştır. Yine aynı gerekçelerle ülkenin resmi dili İngilizce olarak belirlenmiştir. En büyük şehri başkent olan Windhoek’tir. Ülke ismini ülke topraklarının büyük bir bölümünü kaplayan Namib Çölü’nden almaktadır.
19’uncu yüzyıldaki çileler
Namibya’nın kuru toprakları, yaklaşık 14’üncü yy’da Bantu göçmenleri tarafından iskân edilmiş. Nüfusun büyük bölümü kırsal alanlarda yaşamakta ve tarımla uğraşmaktaymış. İlk yerleşimciler 17’nci yy’da bölgeye gelen Herero, Nama, Orlam ve Ovambo kabileleri olmuş. Avrupalıların, özellikle Portekiz, İngiltere ve Almanya’dan gelen göçmenlerin bölgeyi keşfi ve yerleşimi 19’uncu yy’ da başlamıştır.
Ülke, İngiliz hâkimiyeti altındayken 1884/85 yıllarında bölgeye gelen ilk Alman toplulukları gelmiş ve burada Alman Güneybatı Afrikası adıyla bir sömürge devleti kurmuşlardır. Bu topluluklar, yerel kabilelerden Hereroları diğer düşman kabilelere karşı korumak vaadiyle kandırmayı başarmışlar, kendilerine yardım etmelerini, Alman ticaret gemilerine sorun yaşatmamalarını ve Almanya'nın bilgisi ve onayı olmadan başka kişilere toprak satmamalarını talep etmişlerdir.
1915 yılına kadar devam eden bu süreçte Namibya halkı büyük acılara maruz kalmıştır. Özellikle yerli halkın sömürge idaresine karşı başlattığı isyan hareketlerinin yoğunlaştığı 1904-1909 yılları arasında en acımasız katliamların gerçekleştiği “Herero ve Namaka Soykırımı” ya da daha yaygın bilinen adıyla Namibya Soykırımı esnasında yerli Bantu halkından Hererolar ve Hotanto halkından Namalar hedef alınmıştır. Kesin rakamlar bilinmemekle birlikte soykırım sürecinde yaklaşık 100 bin kişinin katledildiği tahmin edilmektedir.
Kabile liderleri, bu anlaşma ile Almanya’nın kendilerine koruma sağlamadığını görmüşler, anlaşmayı iptal ederek Almanları bölgeden göndermişlerdir. Bu gelişme üzerine Almanya bölgeye birlik göndererek Hereroların karşı koymasını bastırmaya başlamıştır. Merkezi Alman hükümeti pek de etkili olamayan bu birliği sürekli takviye etmiştir.
Hayvancılıkla geçimini sağlayan halk, çok yaygın olan sığır vebası karşısında büyük çaresizlik yaşamış ve Avrupa’dan gelen beyazların yanında çalışmaya mecbur kalmıştır. Yerel halka borç karşılığı Avrupa’dan getirilen mallar satılmış, ödemelerin günü geldiğinde de ödeme gücü olmayan yerlilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
Elmas, bakır, altın, uranyum, kurşun, kalay, çinko, tuz, vanadyum, balıkçılık ve yaban hayatı; petrol, kömür ve demir cevheri gibi zengin yer altı servetlerine sahiptir.
20’incü yüzyılda sosyal patlama
19’uncu yy sonlarına doğru Afrika kıtasının yer altı zenginliklerine göz koyan İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya, İtalya ve Belçika sömürgeleştirme faaliyetlerine başlamıştır. Bu yarışta geç kalan Almanya, günümüzde Kamerun, Togo ve Namibya olan bölgeleri 1880’lerde sömürgeleştirmeyi kararlaştırmıştır.
Ülke topraklarının sadece yüzde 1’lik bölümü tarıma uygun olmasına rağmen nüfusunun yaklaşık yarısı geçimini sağlamak için tarıma yönelmek zorunda kalmıştır. Namibya hayvancılığı gibi tarımı da kendi kendine yetememektedir.
Bu düzen, yerel halkla beyaz Avrupalı arasında giderek büyüyen sorunlar yaratmış ve isyana dönüşmüştür. Almanya’nın bölgeye gönderdiği General Lothar von Trotha, 11-12 Ağustos 1904 Waterberg Savaşı’nda isyanı bastırmış ve binlerce Herero ile Nama’yı çöle sürmüş ve onların açlık ve susuzluktan yaşamını yitirmelerine neden olmuştur.
General Trotha, sömürge sınırları içinde görülen yerlilerin vurularak öldürülmesi emrini de veren kişidir. Erkeklerin büyük bir kısmı silahsız olduğu için Almanlara karşı koyamamış, kadın ve çocuklar acımasızca öldürülmüş, tecavüze uğramışlardır.
Katliamdan kurtulmayı başaran ve çoğu çocuk ve kadın, toplama kamplarına alınmış, bu kişiler köle olarak son derece ağır koşullar altında çalışmaya zorlanmışlardır. 1904-1908 arasında Namibya nüfusunun yaklaşık % 80’i bu şekilde eriyip gitmiştir.
Din enjeksiyonu
Almanya’nın Namibya topraklarında hüküm sürdüğü sömürge döneminde yürütülen misyonerlik faaliyetleri nedeniyle nüfusun % 87’lik bir kısmı Hristiyan inancını benimsemiştir. Bu oran Afrika kıtası içerisinde var olan ortalamanın çok üstündedir.
Ülke nüfusunun geri kalan % 13’lük kısmının neredeyse tamamı yerel dinlere inanırken, İslam dini Namibya’da yok denecek kadar azdır. İslamiyeti inanç olarak benimseyen, tahmini olarak 3.000-5.000 arası sayılarla ifade edilen bir nüfustan söz edilebilir.
Hey gidi Almanya!
Almanya kendi parlamentosunda 1915 Tehciri’ni oylamış ve kabul etmiştir. II. Dünya Savaşı yıllarında Yahudilere karşı yaptıkları ortadadır. Kirli çamaşırlar zamanla ortaya çıkmaktadır. Sen gel, Türkiye’nin iç durumu karışıkken Pontus Rumlarını, Amed Kürtlerini, Armina’nın çocuklarını, Keldanîleri, Süryanîleri tek tek ele al! Hatta Hitit Kralı ile Mısır Firavun’u arasında M.Ö 1274’te yapılan Kadeş muharebeleri de net bir şekilde sonuçlanmamıştır. Bunu da çöz!
Afrika’ya olan ilgini kesmişe benzemiyorsun. BM’de sözü geçen bir üyesin. Mülteci sorunu başına belâ olacakken zenginliğinle bu belâyı da def ettin. II. Dünya Savaşı öncesi beslediğin Alman milliyetçiliği hırsıyla dünya hâkimiyeti fikrini yeşertmeye çalışıyorsun. Bunu her iki Almanya’nın birleşmesiyle gösterdin. Bizde bazı salaklar, milliyetçiliği başka taraflarından ve başka türlü anlıyorlar. Senin Türkiye’yi dinlemelerini, kışkırtmalarını ve ayrılıkçı gruplara verdiğin ve desteğini ayaklanma şeklinde algılıyorlar. Vurmaya devam!