Bugün Arkeoloji Müzesi’ni geziyorum. Zaman tünelinde gezinmek desem daha doğru olacak. Bahçeden itibaren gördüğüm sütunlar, sütun başlıkları, insan başları zaten alıp götürüyor sizi tarihin derinliklerine…
Müzenin içine girdikten sonra daha farklı bir dünya görüyorsunuz. Tabletlerin olduğu bölümde en eski kil tabletlerin içerikleri de yazılmış… Hayvan sayıları, çanak çömlekler ve benzeri malların listeleri, ödünç verilen malların, evliliklerin ya da boşanmaların kayıtları…
Bu gezi sırasında ilginç bulduğum üç konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum:
Bağış Belgesi
Hattuşa (Boğazköy). Orta Hitit Dönemi. MÖ. 13’üncü yüzyıl başı. Hititçe. Kral Arnuwanda ile eşi Kraliçe Asmunikal ile evlenirken köle, hayvan ve arazi bağışı ile ilgili tapınak rahibesi Kuwatalla’ya sundukları bir belgeyle karşılaşıyorum. Yapılan bağışların bir kısmı şunlardan ibaret:
“… Antarla kentinde, Hantapi’nin malikhanesinden; 71/5 iku üzüm bağı, 13 ev, 30 erkek, 18 erkek çocuk, 4 erkek süt çocuğu, 35 kadın, 16 kız çocuğu, 2 kız süt çocuğu, 2 yaşlı erkek, 2 yaşlı kadın; toplam 110 kişi. Hizmetkârlar arasından 6 sanatkâr, 2 aşçı, 1 Hur’lı terzi, 1 kunduracı, 1 at bakıcısı… 22 sığır, 158 koyun, 2 at, 3 katır…”.
Büyük Kral Arnawunda, Büyük Kraliçe Asmunikal ve Asil Prens Tuthalia (onları) aldılar ve hizmetkârları, tapınak rahibesi, Kuwatalla’ya armağan ettiler. Gelecekte oğullarından ve torunlarından hiçbirisi hak iddia etmeyecekler. Egemen Kral, Büyük Kral, Arnuwanda’nın ve eşi Asmunikal’in sözleri demirdendir. Atılamaz, kırılamaz. Her kim onu değiştirirse başı vurulacaktır…”
Asker yemini
Hitit askerlerinin yaptıkları yemin töreni anlatılmakta ve bu yemine uymayanlar lanetlenmektedir. Lanetleme bölümü şöyle devam eder:
“… Her kim bu tanrı yeminini bozarsa ve Hatti ülkesi kralına tuzak kurarsa ve Hatti ülkesine düşman gözü ile bakarsa; bu yeminler onu çarpsın. Ve bu adamın askerleri kör olsun, sağır olsun. Birbirlerini görmesin ve birbirlerini işitmesinler. Onlara kötü ölüm versin ve onların aşağıda ayaklarını kötürüm etsin, yukarıda ellerini bağlasın!”
Ve sonra (askerlerin) ellerine etin sinirlerini ve tuz koyar. Onları bir tavaya atar ve şöyle söyler:
“Nasıl bu sinirler ocakta parçalara ayrılıyorsa ve tuz ocakta dağılıp yok oluyorsa; bu yeminleri kim bozarsa, Hatti ülkesi kralına saygısızlık eder gözleri parçalara ayrılsın. Tuz gibi dağılıp yok olsun! Nasıl tuzun tohumu yoksa, o adamın da ismi, tohumu, evi, sığırı ve koyunu aynı şekilde yok olsun!”
En Eski Aşk Şiiri
Nippur (Niffar) Sümerce. Yeni Sümer (III. Ur Dönemi) MÖ. 2037-2029 Dünyanın bilinen en eski aşk şiiri olarak nitelenmektedir. Bu şiir, büyük olasılıkla kral Suşin için seçilmiş bir gelin tarafından, yeni yıl bayramını kutlama töreninde söylenmek üzere kaleme alınmıştır. Ziyafetlerde, şölenlerde müzik, şarkı ve dans eşliğinde söyleniyormuş…
Damat, kalbimin sevgilisi
Güzelliğin büyüktür, bal gibi tatlı
Aslan, kalbimin kıymetlisi
Güzelliğin büyüktür, bal gibi tatlı
………………
Sen, beni sevdiğin için,
Lütfet bana okşayışlarını,
Beyim tanrım, beyim koruyucum,
Tanrı ENLİL’in kalbini memnun eden ŞUSİN’im
Lütfet bana okşayışlarını
Bir ilginçlik daha
İstanbul’a gelerek inceleme yapan Avustralyalı bir matematikçi, Babil medeniyetine ait 3 bin 700 yıllık bir kil tablet üzerinde bilinen en eski uygulamalı geometri örneği olduğunu açıklamış. Avustralyalı bilim insanlarına göre, Babilliler, trigonometriyi ünlü Yunan filozof ve matematikçi Pisagor'dan bin yıl önce keşfetmişler.
Matematik tarihini yeniden yazan Si.427 adlı tabletin üzerinde yer alan şekiller, onun arazide ölçek amaçlı kullanıldığını ortaya koyuyormuş. Tablet 127 yıl önce Bağdat’ta bulunmuş. M.Ö. 1900 ile 1600 yıllarına tarihlenen, tablet 1894’te, Irak’ın başkenti Bağdat’taki Sippar’da çıkarılmış. Tablet, Avustralya’daki New South Wales Üniversitesi’nden Dr. Daniel Mansfield tarafından analiz edilene kadar anlaşılamamış.