SON DAKİKA
reklam
reklam

Bunlardan haberdar mıyız?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 16 Kasım 2017, Perşembe - 10:00   Okunma Sayısı:

Büyük Saray veya Kutsal Saray 
Tarihi Yarımada’nın güney doğu ucunda kurulmuş olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun saray kompleksi Büyük Saray olarak adlandırılır. Bizans imparatorlarının kraliyet yerleşimi olarak 330 yılından 1081 yılına kadar hizmet etmiştir. 800 yıldan fazla imparatorluk yönetiminin merkezinde yer almıştır. Günümüze çok az kalıntısı kalmıştır.
I. Konstantin, Roma başkentini 330 yılında Konstantinopolis’e taşıdığında, kendisi ve kendisinden sonra gelenler için bir saray planlamış, Hipodrom ile Ayasofya arasında konumlandırılmıştır. Saray, özellikle I. Justinianos ve Theofilos dönemlerinde birçok kez yeniden yapılmış ya da genişletilmiştir.
Komnenos hanedanı tarafından Blakernai Sarayı’nın tercih edilmesi dışında, erken 13’üncü yüzyıla kadar Büyük Saray, şehrin ana yönetim ve tören merkezi olarak hizmet etmiş, IV. Haçlı Seferi sırasında Montferratlı Boniface’in askerleri tarafından yağmalanmıştır. 
Latin İmparatorluğu sırasında, saray kullanılmaya devam edilse de, para yokluğundan tamir ettirilememiştir. Son Latin İmparatoru II. Baodouin, sarayın kurşun çatısını söktürüp, satmıştır. 1261 yılında VIII. Mikhail Palaiologos, şehri tekrar geri aldığında saray çok kötü durumdadır. 
Palaiologus hanedanı, sarayı terk edip Blakernai Sarayı’nı kullanmıştır. 
Sonuçta Fatih Sultan Mehmet, 1453 yılında şehri fethettiğinde saray terk edilmiş ve harabe hâlindedir. Sarayın boş salon ve bölümlerini gezinirken Pers şair Firdevsî’nin aşağıdaki mısralarını okuduğu rivayet edilir.

“Sezarların Sarayına, örümcekler ağlarını örmüşler,
Efrasiyab'ın kulelerinde bir baykuş ötüyor.”[1]

Tophane Kasrı ve 1885 İstanbul Konferansı
Bulgaristan ya da Doğu Rumeli Meselesi, 19’uncu yüzyılın sonunda uluslararası alanda Osmanlı Devleti’nin başını en çok ağrıtan sorunlardan biriydi. 1878 Berlin Kongresi, Büyük Bulgaristan’ı üç parçaya bölerken geriye birbirine hiç güvenmeyen Avrupa devletleri ve huzursuz halklar bırakmıştı. 
1185’te Bulgaristan’da başlayan isyan hızla uluslararası bir krize dönüştü. Krizin çözümü için Düvel-i Muazzama’nın İstanbul’da bulunan elçileriyle Osmanlı temsilcilerinin katıldığı bir konferans düzenlenmesine karar verildi. 
Kasım 1885’te Tophane Kasrı’nda toplanan “İstanbul Konferansı”, İstanbul ve Avrupa basınında geniş yer buldu. Konferansın sekreteryasını Hariciye Başkâtibi Naum Efendi, sanatıyla da Yusuf Franko belgelemişti.  

Beyoğlu mizahı
Gelişen Osmanlı mizah basınının, Beyoğlu’nun değişen fiziki ve sosyal çevresine kayıtsız kalması mümkün değildi. Avrupa modasının yeni sanat formlarının ve yaşam tarzlarının arz-ı endam ettiği Beyoğlu, mizahçıya hiciv için eşsiz malzemeler veriyordu.
Dahası günlük basının yaygınlaşmasıyla eş zamanlı olarak belediye hizmetlerinin kurumsallaşma çabaları, şehre dair meseleler etrafında bir kamuoyunun şekillenmesine fırsat vermişti.
Beyoğlu hakkındaki beklentilerin yüksekliği, tespitlerin ucunu da sivriltiyor, semtte sürdürülmeye çalışılan üst sınıf sosyal alışkanlıklarla altyapı yetersizlikleri arasındaki tezat, mizahçıların en popüler konularından birini oluşturuyordu.

Ağzınla kuş tutsan nafile
Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü dönemlerinde yani bir yerde Fransa ile her alanda iyi ilişkilerin kurulduğu yıllarda, Topkapı Sarayı’nda huzura kabul edilmeyi bekleyen Fransa elçisi, işinin çok önemli ve acele olduğunu söyleyerek kızlar ağasına yalvarır ve bir an önce içeri alınması için ikna etmeye çalışır. Buna karşılık şu yanıtı alır:

    ---Şevketli padişahımız bugün çok hiddetlidir. Biraz önce külâhından tavşanlar çıkaran, alev alev yanan çubukları ağzında söndüren, havaya uçurduğu kuşu birkaç sözüyle geri döndürüp ağzıyla ayaklarından yakalayan hünerli bir hokkabazı dahi huzurundan kovdu. 
Senin anlayacağın, ağzınla kuş tutsan nafile, ama yine de büyük bir hünerin varsa söyle, zat-ı şahaneye arz edeyim.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam