Millî Eğitimde alınan kararlar
Siyasetin pek düşük seviyeli ve çalkantılarla geçen günleri seçimden sonra bir durulmaya girmiş, ancak bu alandaki net görüş halen sağlanamamıştır.
Osmanlı Devleti’nde 1861 yılından Maarif Nazırlığı (Eğitim Bakanlığı) kurulmuştur. Bu Nazırlığın kaldırıldığı 19 Ağustos 1921 yılına kadar 60 yıl içinde 52 Maarif Nazırı değişikliği olmuştur.
1920 yılından günümüze kadar geçen 103 yılda ise 65 MEB gelmiş geçmiştir. AK Parti iktidarında 2002 yılından 2023 yılına kadar 9 Bakan değişikliği yapılmıştır.
Bu kadar sık değişikliğin yanında;
**Her Bakanın yaptığı müfredat değişikliği,
**Yeniden kitap basımı,
**Öğrencilerden önce öğretmenlerin kendilerini hazırlama süreçlerinin kısalığı,
**Bir üst sınıfa geçen öğrencilerin önceki öğrencilerin kitaplardan faydalanamayışı gibi sonucu ağır nedenler ele alındığında Avrupalı öğrencilerle bizim öğrencilerimizin aynı bilgi seviyesinde olamayacağı açıkça görülebilir.
Şimdi yeni MEB’nın aldığı kararlar var. Ontolojik, epistemolojik, aksiyolojik… Adında “milli” sözcüğü olan bir Bakanlık, bu kelimelerin Türkçesini bulamamış mı? Adını bile telâffuz etmek istemiyorum, çünkü kendisinden sonra gelecek olanın bu çalışmaları bütünüyle rafa kaldıracağına inanıyorum. Öncekilerin birbirlerinin arkasından yaptıkları gibi…
Darbe Anayasası
Sovyet baskısı üzerine NATO’ya girmek istedik. Lider ABD, bizi Kore’de test etti. Kendimizi heba ettik, lütfettiler bizi NATO’ya kabul ettiler. “Anne Türkler geliyor” korkusuyla yetişmiş olan AB ile akraba, Rusya ile uzak akraba olduk. Ancak ABD’li lider de Ruslar gibi isteklerini ve tehditlerini sıraladı ve talepler bugüne kadar hiç bitmedi. Nerede hata yaptığımızı sorgulamadık. Bir ittifakın üyesi karşı blokta bir ülke ile bu kadar yakın ilişkiye girmeli miydi, diye düşünmedik.
Eski Türkçe yasağı, 12 Eylül askeri yönetimiyle birlikte susturulmuş üniversiteler ve mesleklerinden uzaklaştırılan akademisyenlerle sekteye uğratılmış olan demokrasi, darbecilerin yaptığı bir anayasa ile yoluna devam etti.
Sanatçılarımızı dünya takdir ederken biz onları vatandaşlıktan çıkardık, sürgüne gönderdik. Vatandaşlıktan çıkarılan[1], yurt dışına kaçan, cezaevlerinde hayatını kaybedenler, gözaltına alınan ve fişlenenler… Gençler sağ-sol diye ikiye bölündüler. Mağdur edilen insanlarla ülkenin bütün dengeleri alt üst edildi.
Yeni Anayasa çalışmaları
İktidar partisi, 22 yıldan beri mevcut Anayasa ile iç içe yaşamış ve önemli ölçüde değişiklikler yapmıştır. İktidara gelmeden önce demokrasiyi taşladık, sonra taç yapmaya başladık. İlk el atılan yine gençlik oldu.
**Dini çatışmalara itilen gençlik, yoksulu yoksullaştıran zengini daha da zenginleştiren düzenden memnun değildi,
**Kur’an, dün Emevi devrinde olduğu gibi bugün de günümüzde başka türlü anlatılmaya çalışıldı,
**Sosyal medyada Türkçe bozulmaya, Arapça ve İngilizce öne çıkmaya başladı,
**İpotekli aydınlarımız, işgal yıllarının siyasetçileri gibi menfaatlerini ön planda tuttular, güdümlü cemaatler etkinliğini arttırdılar.
**Alevi-Sünni çekişmesi yaratıldı.ar Tarikatlara göz yumuldu, kamuya ait paraların harcanmasında özen gösterilmedi.
**Dinler arası diyaloga girildi.
Testi kırılmıştı
Bu saatten sonra yapacak bir şey yoktu artık. “Reklam arası(!)”ndan çıkmalıydık. İşin arşivine, harp tarihine, hamasetine girmeye gerek yok.
Önceden yaşlılar tecrübelerini gençlere aktarırlardı. Şimdi gençlere kulak vermek zorunda kaldılar. Tanrı’nın adını zikrederek gençlere çeşitli kimlikler biçildi. O gençlik bugün mahalli idarelerdeki siyasetin gidişatını değiştirdi ve demokrasi yanlısı olduğunu gösterdi. Anayasa bir araç olarak kullanılmaya
**Yeni Anayasa görüşmeleri konusunda beklenti içinde olmayıp samimi olunmalı,
**İç çekişmelerden kurtulmalı evrensel değerler benimsenmeli,
**Parti değiştirenlere dikkat edilmeli,
İç siyasetteki görüntü
Son yıllarda ne kadar çok değişim, ne kadar çok değişen insan ortaya çıktı. Tenkit ettiği kişiye veya partiye bir süre sonra ram olan, gayesinin mevki makam elde etmek değil Türkiye’ye hizmet etmek olduğunu söyleyen, kendi partisinin kurultaylarında atıp tutan insanlar! Sizleri ibretle izliyoruz…
Fikirlerde bu kadar mı çabuk değişme olur? Türkiye’deki parti liderlerinin ve siyasete soyunanların “dediğim dedik” prensibiyle daldan dala atlamaları “siyasetin zayıf tarafı” olarak ortaya çıkıyor. Parti tüzüğü ve prensiplerinden bîhaber olan siyasetçilerin televizyonlarda yaptıkları konuşmalarda tutarsızlığa ve boşluğa düştüğüne tanık oluyoruz.
“Her asrın, bilhassa içinde bulunduğumuz asrın bir Diyojen’e ihtiyacı var. Ama Diyojenliği göze alacak kadar pervasız, Diyojen’in sözlerine katlanacak kadar sabırlı olabilecek miyiz?
[1]Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951’de Demokrat Parti hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu Kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılmıştır.