Gezi başlangıcı ve yolculuk
2 Mayıs 2024 Salı günü… Gelibolu Rüzgârı dergisinin sahibi Sevgili Süleyman Taş’ın öncülük ettiği ve ağırlığını Geliboluluların oluşturduğu bir grupla tarihin derinliklerine yolculuk yapmıştık. Hava kapalı, yağmur çiseliyordu. Yerebatan Sarayı’na yapılacak bir kültür gezisine katılacak, defalarca küçük grupları veya kişileri gezdirip rehberlik yaptığım yeri ilk defa rehber eşliğinde gezecektim.
İlk hareket noktası Kadıköy evlendirme dairesi önü… İBB’nin tahsis ettiği bir otobüsle 09.30’da hareket ettik. Şoförümüz Boğaz Köprüsü yolunda yoğu trafik olduğunu söyleyerek Fatih Köprüsü’ne yöneldi. Buradan da Yavuz Sultan Selim Köprüsü yoluna girdi. Hepimiz yol süresinin çok uzayacağında ittifak etmiş, ama hiçbirimiz müdahale etmemiştik. Şartlar böyle gelişme göstermişti. Yol sürecini soranlar oldu, her defasında yinelenen “bir saatlik yol gözüküyor” cevabını aldılar. Yağmur başlamış, bu kez kaloriferin açılması istenmişti.
İki buçuk saat sonra Sultanahmet Meydanı’na gelebildik. Bu kez ön kapı açılmıyordu, yüklenince de açma kapamayı sağlayan hareket kolu yuvasından çıktı. Kapı bile bu zahmetli yolculuğa katlanamamış, bizler gibi kapak atmıştı.
Rehber eşliğinde gelen grupların ayrı bir yerden girişi yapılıyordu. Uzun bir kuyruğun arkasına takılmış, önümüzdeki grubun içeriye girmesini bekliyorduk. Bir yandan demiryoluna taşma oluyor, kaza olmaması için tren düdüğüne kulak vermek gerekiyor, bir yandan da uyarıları takip etmek zorunda kalıyorduk. Nihayet Yaradan’a sığınıp bir şekilde kendimizi içeriye atmış olduk.
Sarnıç hakkında kısa bilgi
Yerebatan Sarayı 526-532 yılları arasında İmparator Justinianus tarafından inşa ettirilmiştir. Sarnıç, uzunluğu 140 m genişliği 70 m’lik dikdörtgen bir alanı kapsar. 52 basamaklı taş bir merdivenle zemine inilir. Burada her biri 9 m. yüksekliğinde ve 4.80 m aralıklı 336 sütun bulunmaktadır. Sütunlar, her sırada 28 tane olup 12 sıra meydana getirirler. Çeşitli granitlerden yontulmuş sütunların büyük kısmı tek parçadan, bir kısmı da üst üste iki parçadan oluşmaktadır.
Sütun başlıklarından 98 adedi Corinth üslubunu bir kısmı da Dor üslubunu yansıtır. Sarnıç, tuğladan örülmüş, 4.80 m. kalınlığındaki duvarları ve tuğla döşeli zemini Horasan harcından kalın bir tabakayla sıvanarak su geçmez hale getirilmiştir. Toplam 9.800 m2 bir alanı bulunan bu sarnıç yaklaşık 100.000 ton su depolama kapasitesine sahiptir.
İnşasında 7.000 kölenin çalıştığı sarnıcın suyu imparator Valens tarafından (368) yılında yaptırılan 971 m uzunluğundaki Valens (Bozdoğan) kemeri ile İmparator Justinianus'un yaptırdığı 115.45 m. uzunluğundaki Mağlova Kemeri yardımıyla şehre 19 km. Mesafede Belgrat ormanlarındaki Eğrikapı su taksim merkezinden getirilmiştir.
Sarnıçtaki sütunların büyük çoğunluğu silindir biçiminde olup üzerleri oyma ve kabartma halinde Tavus Gözü, Sarkık Dal, Gözyaşı şekillerinin tekrarıyla süslenmiş olanı özellikle dikkati çeker. Bu sütun Bizans devrinde "Farum Tauri" denilen bugünkü Beyazıt meydanında kalıntıları bulunan IV. yy. zamanına ait büyük Theodesiusun (379-395) zafer takındaki sütunların benzeridir. Bir söylentiye göre, üzerindeki şekillerin gözyaşına benzemesin nedeni Büyük Bazilika’nın inşasında ölen yüzlerce köleyi anlatır. Bakın, ünlü gezginler neler anlatıyor:
“Kovalarla su çekerler; hatta sarnıç içerisinde kürek çekip kandillerle ışıklandırır ve balık avlarlar. Kuyulardan sarnıç içerisine hava ve ışık sızmakta, balıklar ışığın altında yüzmektedirler.”[1]
“Şehrin her yerinde su depoları, çeşmeler, sarnıçlar ile tatlı ve bol su vardır.[2]
Medusa taşları
Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altında kaide olarak iki Medusa başı kullanılmıştır. Roma Çağı heykel sanatının şaheser örneklerindendir. Yerin altında müstesna bir yapı olarak 1500 seneden beri ayakta duran sarnıç, bizlere ait olan mitolojik öğeleri, görülmek istenmeyen varlıkları, duyulmak istenmeyen sözcükleri sır gibi saklamıştır.
Medusa, kâinatın kuruluşu sırasında yaşadığı söylenen, güzelliğiyle herkesi büyüleyen ve kıskandıran, tanrıları kendine aşık eden Yunan mitolojisinin bir karakteridir. Zekâ tanrıçası Athena’nın sahip olduğu bir tapınakta, iki kız kardeşiyle birlikte yaşayan ölümlü tek kardeştir. Athena başlarda kızın güzelliğinden etkilenmemiştir, fakat birlikte olduğu denizlerin hâkimi Poseidon (Zeus’un kardeşi), bu kızı gördüğü an ona tutulur ve bir gün tapınağa gizlice girerek onunla zorla birlikte olur.
Bunu duyan Athena, bu kıza olan öfkesini ve kıskancını bahane ederek onu ve kardeşlerini adı gorgon (yunanca: korkunç) olan bir canavara dönüştürerek cezalandırır. Athena, Medusa’nın görüldüğünde insanların bakmaya bile tahammül edemediği çirkinlikte bir yüz ile birlikte yaşamaya mahkum eder. Bununla da kalmayarak saç tellerinin her birini birer yılana dönüştürerek ona bakmaya çalışan herkesin taşa dönüşmesini sağlar.
Medusa, bir gün canına kıyma isteğiyle aynaya bakarak kendisini taşa çevirmiştir. Sarnıç’ta bulunan heykeller, taşlaşmış Medusa’nın ışığın yansıma açılarına göre yapılmış örnekleridir.
Osmanlı Arşivi kayıtlarından
1.Yerebatan sarnıcı girişi üzerindeki Ahmet Paşazade Nurettin Bey’e ait konağın Ruslara kiralanması söz konusu olunca sarnıçta yapılmak istenen inşaat durdurulduğuı,[3]
- Yerebatan Sarnıcı’nın umumun ziyaret ve istifadesine açılması için ilk defa İtalyan tebasından bir kişi talepte bulunduğu,[4]
- Sarnıcın üzerinde bulunan hanelerden sızıntı olduğu haberleri üzerine konunun tahkiki ve kullanıma elverişli hale getirilmesi hakkında tezkire yazıldığı.[5]
- Sarnıcın dış kısmında Yerebatan Sarayı’nın ahırları olduğu,[6]
- Bentlerin selden zarar görmesi üzerine sarnıçlarda ve Yerebatan Sarnıcı’nda temizlik ve sıhhi kontrol yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Öneriler
- İçeriye alınacak kişiler sıraya giriyorlar. Bu sıra, yığılma şeklinde demiryolu kıyısında ve trenin
geçişi sırasında emniyetsiz kazaya yol açabilecek bir alandır. Kaldırım kenarına demir parmaklıklar yapılmasının,
- Benzer yığılma içeride de oluşmaktadır. Özellikle grup gezilerine randevu esası getirilmesinin
ve gruplar arasına zaman fasılası konulmasının,
- Tren yolunun yaratacağı küçük darbe ve titreşimlerin sarnıcın duvar ve sütunlarında dökülmeler
Yaratabileceğini ve bir kez daha değerlendirilmesinin uygun olacağını düşünüyorum.
[1] Petrus Gyllius, (1490-1555) Fransız doğa bilimci, topoğraf ve çevirmen.
[2] Theodore Metochites, (1270-1332) Hora kilisesinin (Bugünkü Karia Camii) onarımını üstlenen sanatkâr
Kaynak: Başbakanlık Osmanlı Arşivi
[3] 09.05.1339 H, Fon: DH.İ.UM. Kutu: 19, Gömlek: 1
[4] 07.06.1330 H, Fon: BEO, Kutu: 4674, Gömlek: 350516
[5] 20.04.1315 H, Fon: ŞD, Kutu: 787, Gömlek: 13
[6] 17.05. 1147 H, Fon: AE. SMHD. I. Kutu: 13, Gömlek: 771