Basında 2017 yılı Ekim ayının son günleriyle Kasım ayının ilk haftası basında, Suudî Arabistan ve Yemen arasında çatışma haberlerine yer verilmişti.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcülerinden Rupert Colville, Suudî Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, 1 Kasım’da Sa’da Valiliği sınırları içerisinde iki hava saldırısı gerçekleştirdiğini, altısı çocuk 31 sivilin ölümüne ve24 kişinin yaralanmasına neden olduğunu dile getirmişti.
Son gelişme
4 Kasım Cumartesi akşamı ise bu kez Yemen’den Suudî Arabistan’ın başkenti Riyad hedef alınarak fırlatılan bir balistik füze atışından söz edilmişti. Koalisyon Güçleri Komutanlığı Sözcüsü Albay Turkî el-Maliki Riyad’da düzenlediği basın toplantısında, “Husilerin Suudi Arabistan’ı hedef aldığı füzelerin İran yapımı olduğunu ve Yemen ordusu envanterinde yer almadığını” ifade etmişti.
Bu açıklamanın hemen arkasından Suudî Arabistan hükümeti de benzer bir açıklama yaparak taciz edici bu tür atışlardan rahatsızlığını belirtmiş ve füzeleri Yemen’e İran’ın verdiğini ima etmişti. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımî, suçlamalarını “adaletsiz, sorumsuz, yıkıcı ve provokatif” olduğunu dile getirmişti.
Suudî Arabistan’ın aldığı tedbirler
Suudi Arabistan hükümeti, İran’ın Yemen’deki Şiî Husi milislerine Suudi Arabistan’ı hedef alan balistik füzeler vermesinin savaş eylemi olarak görülebileceğini, açık ve doğrudan askeri bir saldırı olduğunu savunduktan sonra bazı tedbirler almıştır. Bu tedbirler;
1.İlk etapta İran’dan Yemen’e silah akışını durdurmak amacıyla Yemen bağlantılı kara, deniz ve hava ulaşımını kapatmak,
2.İnsanî yardım çalışmalarının ve yardımların Yemen’e girmesine izin vermek,
3.Hava trafiğinin etkilenmemesini sağlamak, şeklinde olmuştur.
Husiler ve Salih Taraftarı Güçler
2011 yılında Husiler, Salih’e karşı protestolara katılmış ve oluşan boşluktan faydalanarak Saada ve Amran’da kontrol altında tuttukları alanı genişletmişlerdir. Arap Baharı denilen sürecin başında, şimdi müttefik oldukları Ali Abdullah Salih’e de karşı gelmiş ve Yemenlilerin isteklerine tabi olmuşlardı.
Husiler, dünya petrolünün önemli bir bölümünün taşındığı Babülmendep Boğazı’na doğru yönelmeye başlamaları ve Amerika aleyhtarı tavır takınmaları bardağı taşıran damla olmuştu. 2014’te Husilerin başkent Sana’da Cumhurbaşkanlığı Sarayı da dahil tüm devlet binalarını ele geçirmesi üzerine Devlet Başkanı Hadi ve hükümet, Suudi Arabistan’a taşınmıştı.
Altı ay Riyad’dan Yemen’i yöneten Devlet Başkanı Hadi, Aden’e dönme kararı alınca Husiler ülkeyi Husiler Sana’dan, koalisyon güçlerinin desteklediği Hadi yönetimi ise Aden’den yönetmeye çalışıyordu.
Atılan füzelerin imhası
Uluslararası toplumun tanıdığı Başkan Abdullah Mansur Hadi ve yandaşlarıyla Husi isyancılar arasında çatışmalar sürüyor, Suudi Arabistan liderliğindeki uluslararası koalisyon ise 2015’ten beri Husileri bombalıyordu.
Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun, geçtiğimiz hafta Yemen’in kuzeyindeki bir otel ve pazar yerini hedef almasıyla en az 26 kişinin öldüğü açıklanmış ve koalisyon Daha yerleşim yerlerini bombalamakla suçlanmıştı.
Bu olaya karşılık olmak üzere Yemen’den atılan füzeler ise Suudî füze savunma sistemine takılmıştı. Haber ajanslarından edinilen bilgilerden füzenin Riyad Kral Halid Havaalanını hedef aldığı; ancak Riyad’a 200 km. kala havada karşılanarak imha edildiği ve bazı parçalarının havalimanı yakınlarına düştüğü anlaşılmıştır.
Şimdiye kadar Yemen’den atılan füzelerin büyük bir yerleşim yerine bu kadar yaklaşmamış olması ve kentte büyük bir patlama sesine yol açması Suudî yetkililer tarafından ciddî bir saldırı olarak algılanmıştır.
Suudi Arabistan’ın kargaşalıklardaki rolü
Şer odağı, bir ülkeyi savaşa sokmak için silah alımına yöneltir. Aynı odak, “Stratejik önem, Kartal operasyonu, Hedeflerin dövülmesi, Müttefik karargâh” gibi Suudi yetkililerin askeri nosyon ve terminolojik bilgilerinin üstünde birkaç palavrayı, gaza getiren söz ve kavramları üretir. Bir de “kıpırdanma” yaratırlar, Yemen’de olduğu gibi…
Esasen huzursuzluğun temelinde, I. Dünya Savaşı’nın bitimiyle Türkiye’nin güney sınırları da dahil olmak üzere Ortadoğu’da çizilen tartışmalı suni sınırlar yatmaktadır. Husilerin, “Anti-Amerikancı” olması ve “İran destekli olduklarının iddia”edilmesi sebebiyle Amerika’nın Husilere hiç de iyi gözle bakmaması ve ihtilâfın daha da uzun süre devam etmemesi muhtemeldir. Galiba “II. Suriye dramı”nı izliyoruz.