SON DAKİKA
reklam
reklam

Gezilerimizden notlar (İznik I)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 11 Haziran 2024, Salı - 23:12   Okunma Sayısı:

İstanbul’dan yola çıktık

    Grupça gideceğimiz İstanbul-İznik yol planımızı akşamdan hazırlamıştık. Her zaman gittiğimiz güzergâhtan gitmeyecek, Karamürsel’den köy yollarına girecektik. Sabahın erken saatlerinde hareket ettik. Yoğun akan E-6 yolunu değil deniz kıyısından gittiği için E-5’i tercih etmiştik.  Gölcük’e gelmeden hemen önceki ilk molada gezi grubuma 1918-1921 yılları arasında bu bölgelerde yaşanan çete faaliyetleri hakkında kısa bilgi vermiştim. 20 dakika kaldıktan sonra anlatıma yolda da devam ederek Karamürsel’e gelmiştik.

 

Karamürsel, Körfez’in kritik mevkii

Karamürsel, İstiklâl Harbi öncesi ve sırasında İstanbul’dan Ankara’ya gizlice silah ve cephanenin kaçırıldığı önemli mevkilerden biridir. 1919’da burada “Muavenet Bahriye Grubu” adıyla subaylardan kurulu bir yeraltı teşkilâtı mevcuttur. İstanbul’dan gönderilen malzemeler, motor kaptanlarının marifetleri ve kasaba halkının fedakârlıkları sayesinde Karamürsel menzil hattına ulaştırılmıştır.

“Muavenet-i Bahriye Grubu” subayları, İstanbul’un çok önemli cephaneliklerinden biri olan Karaağaç deposunun boşaltılmasını kararlaştırmışlar, motor ve mavnaların kaptanları da bu tehlikeli ama Anadolu için son derece önemli operasyona yeşil ışık yakmışlardır.

    İngilizlerin amansız baskılarına rağmen, kurulan ekipler, her türlü tehlikeyi göze almakta bir an bile tereddüt göstermemişlerdir. Pazarlı Mustafa Kaptan’a ait ‘Avniye’ motoru ile Karamürselli Fedai İsmail Kaptan’ın görev aldığı ‘İsmet’ adlı motorlar, önceden sağlanan özel tayfalarla Karaağaç cephane deposuna yanaşmışlar, buradaki nöbetçileri saf dışı ederek gece yarısı sonunda depoyu boşaltmayı başarmışlardır.

Taşınan bu çok önemli silah ve malzemeler, hiç vakit kaybetmeden kasabanın kıyısında bekleyen Karamürsellilerin üstün çalışma ve gayretleriyle Batı Cephesi Komutanlığı’na nakledilmiştir. Bu iki yurtsever insanımızı rahmetle anıyoruz.

 

Karamürsel’den köy yollarına saptık

    Karamürsel merkezinin hemen çıkışında güneye sapan Oluklu yoluna girdik. Karaahmetli-Hayriye-Yalakdere köylerinden geçtikten sonra yol, Samanlı Dağları Bloku’na tırmanıyor. Yol boyunca sebze ve meyve bahçelerini, sürülmüş ve ekilmekte olan bazı alanları ve tarlaları gördük.

    İstanbul’un arka bahçeleri olan bu tarlalar cefakâr köylülerin gayretleriyle ürün vermektedir. Henüz kararmamış dereler, kuş cıvıltıları, kovanlara bal taşıyan arılar… Aman Tanrım! Burası bir “Yeşil denizi” ya da cennetten bir köşe… Ben Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da hep sarp, yüksek ve karlı dağları görmeye alışmıştım. Şimdi tatlı meyilli, her tonda yeşil renge sahip ve ulaşılması kolay tepeler üzerinde Anadolu havasını soluyorum.  

    Yolumuza devam ederek Kızderbent ve Bayındır’ı geçip 704 rakımlı Dikmen Tepe’nin üzerine çıktık. Bu kez tepenin güney yamacından gölün eşsiz güzelliğini seyrettik. Bizler resim çekerken manzara bizi gölün ötesine, Anadolu’nun derinliklerine çekiyor.

Düzlüğe indiğimizde İznik Gölü kıyısındaki Boyalıca’ya ulaşmıştık. Boyalıca’dan doğuya doğru devam eden yolu takip ediyoruz. Yol kenarında bazı antik yerleşimleri işaret eden levhalar görüyoruz. Zamanımızın kısalığı nedeniyle göremediğimiz bu yerlere gelecek sefer zaman ayıracağımıza dair söz vererek İznik’e ulaştık.

 

Nikaia, İznikmid, İznik    

    İznik, M.Ö 316’da Büyük İskender’in Phrygia satraplığına atadığı Antigonos tarafından Antigoneia adıyla İznik Gölü’nün doğu kıyısında kurulmuştur. Çevresindeki Çakırca, Karadin, Gülistan ve Üyücek höyükleri, bu bölgenin tarih öncesi yerleşim merkezi olduğuna işarettir.

    M.Ö 310’da İskender’in generallerinden Lysimakhos, Antigonos’u mağlup edince kendi karısının adı olan Nikaia adını vermiştir. Kent daha sonra Bithynia Krallığı’nın, Roma İmparatorluğu’nun daha sonra da Bizans’ın egemenliğine girmiştir.

Açık hava müzesi konumundaki bu kent Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait anıtlarla dikkatleri çekmektedir. Bu anıtlar biraz tahrip görmüşlerse de günümüze kadar gelebilmişlerdir. Çarpık kentleşme ve hızla artan nüfus, tarihi kent dokusuna zarar verir hale gelmiştir. Tarihi bir laboratuardır İznik...

 

Şehir surları

    Şehrin başkent yapılmasından sonra mevcut surlar onarılarak yeni burçlarla takviye edilmiş ve eski surların 13-16 m. ötesinde bir ön sur yapılmıştır. Şehri çevreleyen 4.427 m. uzunluğundaki surların dışında Bizans savunma konseptine uygun olarak önde savunma hendeği, arkada biri ana duvar olmak üzere iki duvardan oluşmaktadır.

    İstanbul, Yenişehir, Lefke ve Göl Kapıları olarak dört ana kapısı olan surların 12 adet de tâlî kapısı vardır. Şehrin kuzeyindeki İstanbul Kapı kitabesine göre surların M.S. 69-70 arası Vespasianus, 79-81 arası Titus, 117-138 arası Hadrianus tarafından yaptırıldığına dair kayıt vardır.

  1. Claudius zamanında 268-270 yıllarında yaptırılan Yenişehir Kapısı, savaşlar nedeniyle en çok hasar gören kapılardan birisi olmuş, 1990’da kısmen elden geçirilmiştir. İmparator Hadrianus zamanında 117-138 yılları arasında yaptırılan ve İstanbul Kapısı’ndan sonra ikinci büyük kapı olan Lefke Kapısı, en sağlam durumdaki kapıdır. II. Claudius zamanında yaptırılan kapılardan Göl Kapı’nın ise sadece yıkıntı haldeki yeri biliniyor.

 

Diğer antik emanetler

    Bir Roma kentinin olmazsa olmazı durumundaki tiyatro, burada da karşımıza çıktı. M.S 98-117 arasında Traianus tarafından yaptırılan tiyatro, toprakla örtülmüş durumdadır. 527-565 arasında İmparator Jüstinianus zamanında şehrin içme ve kullanma suyunu karşılamak amacıyla yapılan mermer suyolları Lefke Kapısı’ndan şehre sokulmuştur.

  1. İznik Konsülü’nün toplandığı Senato Sarayı 4’üncü yüzyılda yapılmış olup bugün büyük bölümü göl suları altındadır. Kentin doğusundaki Berberkaya Tepesi’nde M.Ö II. yüzyıla tarihlenen bir mezar anıtı vardır. Efsaneye göre İznik kralının kızına âşık olan bir berber, kral adına yaptırdığı bu anıtı bir başka yerde yekpâre kayadan oydurur. Yerine taşıyıp yerleştireceği sırada tepeden aşağı yuvarlanarak parçalanır. Bizans’a mal edilen bu efsane anlatımlara Van Gölü’nün Akdamar Adası (Ah, Tamara!), İstanbul Kızkulesi, Aydos Kalesi ve benzeri yerlerde sıkça rastlanır. (Devam edecek)

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam