İznik, Türk ve Bizans egemenlikleri arasında
İznik, Doğu Roma İmparatorluğu’nun bir vilayeti durumundadır. Türkler, 1071 Malazgirt Savaşı’nın hemen arkasından Anadolu’ya girmiş ve dokuz yıl sonra 1080’de Kutalmışoğlu Süleyman Şah zamanında İznik’e ulaşarak kenti Türk topraklarına katmışlardır.
Bu ilerleyişle birlikte İznik, Selçukluların başkenti olmuşsa da 1097 yılı I. Haçlı Seferi’yle yeniden Bizanslıların eline geçmiş, Süleyman Şah’ın oğlu I. Kılıç Arslan 1105’te kenti yeniden ele geçirmiştir. Bu sahiplenme de sürekli olmamış, Bizanslılar şehri tekrar geri almışlardır.
1204 yılında IV. Haçlı Seferi ile İstanbul ele geçirilince teslim olmak istemeyen Konstantinopolis halkı doğuya doğru çekilir ve İznik’te yerleşir. Bizanslı General I. Theodoros Laskaris, burada imparatorluğunu ilan ederek Nikaia’yı başkent yapmıştır.
Söğüt’teki Beylik, kuruluş sınırlarını zorlamaya başlamıştır. Orhan Gazi, babasının sağlığında önce askeri idareyi eline almış, 1321’de Mudanya’yı işgal ettikten sonra Karadeniz tarafındaki fetihler için Konur Alp’i, İzmit taraflarındaki fetihler için de Akçakoca’yı görevlendirmiştir. Gazi Abdürrahman Yalova’yı alınca Samsa Çavuş da İznik üzerine yürümüş; ancak kaledekilerin Gemlik tarafından yardım görmeleri üzerine hücumdan sonuç alamamıştır.[1]
Bu kent, Bizans İmparatorluğu’na 59 yıl başkentlik yapmıştır. Orhan Gazi, 1330 yılındaki Plekanon Muharebesinden sonra 1331’de kenti ve kaleyi teslim almıştır. Orhan Bey, halktan arzu edenlerin eşyalarıyla birlikte gitmesine müsaade etmiştir. Hatta daha da ileri giderek İznik halkının kendi tebaasından olmak ve yalnız cizye vermek şartıyla âdet ve geleneklerini muhafaza edebileceklerini ilan etmiştir. İznik muhafızı olan Rum Beyi, deniz yoluyla İstanbul’a gitmişse de halkın çoğu gitmemiştir. Şehir artık Müslümanların elindedir. Bu durum Anadolu sahasında Bizans’a vurulmuş ekonomik darbe demektir.
Orhan Gazi, İznik’te cami imaretiyle birlikte 1331’de bir de medrese yaptırmak suretiyle ilk adımı atmış ve buraya zamanın âlim ve mütefekkirlerinden Davud-ı Kayserî’yi günde otuz akçeyle müderris tayin etmiştir. Yine Yenişehir Kapısı’nda ilk imareti de yine Orhan Gazi yaptırmış, açılış töreninde bizzat kendisi muhtaçlara çorba dağıtmış ve imaretin kandillerini yakmak suretiyle halka karşı himaye ve muhabbetini göstermiştir.
1340-1344 yılları arasında Osmanlı Devleti’nin başkenti olan şehir, 1402 yılında Timur’un ordularınca işgal edilip yağmalanmış, II. Murad zamanında yeniden canlandırılmıştır. Günümüze kadar gelebilen eserler arasında Ayasofya Müzesini (Bizans erken döneminde inşa edilen kilise, Osmanlı döneminde camiye çevrildi. 787 yılındaki Konsil bu kilisede toplandı. I. Dünya Savaşı sonrasında Yunan işgali sırasındaki bir yangınla kullanılamaz hale gelen yapı, 2007 yılına kadar harap halde kalmıştır. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır.)
Roma Tiyatrosu, I. Murat Hamamı, Süleymanpaşa Medresesi (günümüzde turistik amaçlı çini eserlerin satıldığı atölyeler tarafından kullanılmaktadır), İznik Kilisesi, Zoimesis Tes Theotokos, Aziz Tryphonos Kilisesi, Sarı Saltuk türbesi, Yeşil Cami gezilip görülmesi gereken yerlerdir.
İznik Müzesi, 1338 yılında Osmanlı Padişahı I. Murat tarafından annesi Nilüfer Hatun adına imaret olarak yaptırılmıştır. 19’uncu yüzyıl sonlarına kadar çalışan imarethane, 1965 yılında müzeye çevrilmiş olup müzede İznik ve çevresindeki arkeolojik kazılarda çıkarılan eserler sergilenmektedir.
Osmanlıların nazarında İznik ve Kale
Osmanlı Beyliği, Bilecik’ten dışa doğru açılmaya başladıkça elde ettiği toprakların korunması için ciddi tedbirler almıştır. Beyliğin sınırlarını oluşturan eski Bizans kalelerine yaşlı muharipleri muhafız olarak yerleştirmiş, genç muharipleri yeni fetihler için süvari birliklerinde ve akıncı olarak kullanmıştır.
Kale muhafızlarının kullandığı silahlar genellikle ok, yay, yakılarak atılan yağlı paçavra sarılı oklar, kılıç, yatağan ve kama sayılabilir. Mancınık, kale bedenlerine yapılan hendek, ayı tuzağı, kuru otluk alanlar ise birlik veya kale savunması için kullanılan silah ve yöntemler olarak nitelendirilebilir.
Sınırların Trakya arazisine taşması, topun muharebe sahasına girmesi ve tüfeğin kullanılmaya başlamasıyla sınır kalelerinin önemi daha da artmıştır. Tüfek ve topların ahşap aksamı İzmit ve Kocaeli ormanlarından kesilen ağaçlardan imal edilmiştir. Bu silahlara ait gönderilecek olan kundak ve tekerleklerin yapımı için gereken kerestenin İzmit ve Sakarya çevrelerinden temin edilmesi ve Tophane’ye gönderilmesi istenmiş.[2]
Tarihin yok edilişi
Tarihin yok oluşunu görerek izlemek çok acı. Surlar kentin doğu kesiminde yıkılmış ve harap haldedir. Zamanın ve doğanın yarattığı tahribata fırsatçı insanoğlu katılmaz mı? Lefke Kapısı’ndan itibaren kuzeye uzanan surların yıkılmış bölümlerinde gecekondular devam ediyor. Belli ki, gecekondu sakinleri evlerini surların taşlarından istifade ederek yapmışlar.
Daha son Osmanlı hükümetleri zamanında bile İznik Kalesi duvarlarının sebepsiz yere tahrip edilmesinin önlenmesi ve eserlerin iyi şekilde korunması için yazı yazılmıştır.[3] Eski eserlerin tahribini önlemek ve son durumunu ortaya koymak maksadıyla Alman tebaasından bazı kişiler İznik çevresindeki eski kilise harabesinin resimlerini çekmek istemiş, yeterli bir araştırmadan sonra kendilerine müsaade edilmiştir.[4]
Kalenin önemi kadar gölün önemi de anlaşılmış olacak ki, İznik Gölü’nün masarıf-ı tathiriyesi (temizlenmesi masrafları) için Maliye’den kanun maddelerine uygun bir layiha çıkarılmıştır.[5] (Devam edecek)
[1] Uzunçarşılı, İ. Hakkı, “Büyük Osmanlı Tarihi” C: I, s: 117
[2] BOA Tarih :11/R /1175 (Hicrî) Dosya No :1071 Gömlek No :47139 Fon Kodu :C..AS..
[3] BOA Tarih :18/C /1299 (Hicrî) Dosya No :75 Gömlek No :145 Fon Kodu :MF.MKT.
[4] BOA Tarih :07/Ş /1324 (Hicrî) Dosya No :146 Gömlek No :1324 Fon Kodu :İ..HUS.
[5] BOA Tarih :22/Ra/1331 (Hicrî) Dosya No :4149 Gömlek No :311123 Fon Kodu :BEO