SON DAKİKA
reklam
reklam

Ekümeniklik sevdası -II-

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Temmuz 2024, Çarşamba - 10:31   Okunma Sayısı:

Ayaklanmalar

    Ruslar, ortak Ortodoks Hıristiyan dini inançlarını gerekçe göstererek, 1770 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğuna karşı Ortodoks Hıristiyan Yunanları silaha sarılmaya çağırıyor ve bu isyana askeri yardımda bulunacaklarının da sözünü veriyorlardı.

1789 Fransız İhtilâli, Yunan düşünür ve din adamlarını etkilemiş, bu unsurlar 1820 yılında Osmanlı’ya karşı kışkırtıcı eylemlere girişmişlerdir. Aleksandr İpsilanti liderliğinde ilk isyan Eflâk’ta başlatılmış, cılız kalan gösteriler ve halktan destek göremeyen bu kıpırdanmalar Osmanlı yönetimi tarafından kısa sürede bastırılmıştır. Oysa bir asır sonra Yunan siyasetine tabi olan ekümenik Patrikliğin Eflâklı Hristiyanlara karşı düşmanca tutumu çok acı olacaktır.[1]

    1821 yılında Rusya’nın Ortodoks Yunanistan’ı kendi saflarına çekme gayretleri, ajan faaliyetleri ve kışkırtmaları sonucunda Mora Yarımadası’nda Yunan İsyanı başlatılmıştır. Bu kez de Rusya, Ortodoksların hamiliğine soyunmuştur.

İstanbul Patrikliği, 1826 Yeniçeri Ayaklanmasını fırsat bilerek yetkilerini aşmaya ve Batılı siyasi liderlerle görüşmelere başlamıştır. Sultan II Mahmut, Kavalalı Mehmet Ali Paşa İsyanına karşı Mısır’dan yardım istemek zorunda kalmıştır. Bunu fırsat bilen Yunanistan, İstanbul Patrikliğini her fırsatta desteklemiş, bu destek çabalarına Fransa, Rusya ve ABD de katılmıştır.

 

İlk sınırlamalar

    Yunanlı yazarların, İstanbul Başpiskoposluğu’nun, Osmanlı Devleti döneminde elde ettiği “milletbaşı (Rum milletbaşı, ethnarchikos)” ve “Ekümenik Patriklik” sıfatlarıyla birlikte, geniş siyasi, idari ve yargı yetkilerine sahip oldukları iddia edilir.[2]

Osmanlı Devleti’nde, Ortodoks Hıristiyanlığın özel bir muameleye tabi tutulmasının temellerini “Beratlar” oluşturmaktadır. Müslüman olmayan millet, 19’uncu yüzyıl ortalarında meydana gelen reformlar neticesinde Tanzimatla birlikte, 3.11.1839 tarihli Hatt-ı Şerif (Tanzimat) ve 18.2.1856 tarihli Hatt-ı Hümayun (Islahat)’un benimsenmesiyle artırılmış haklar ve koruma kazanmışlardır. Osmanlı Devleti, bu iki kararname ile bütün Osmanlı tebaasına haklar bakımından dini eşitlik tanımıştır.[3]

  1. Mahmut, 1856 Islahat Fermanıile patriklerin yetkilerini, dinî konularla sınırlandırılmıştır; çünkü Patrik, yabancı elçi ve konsoloslarla özel görüşmeler yapmakta, kararlar almakta ve bunlardan devleti haberdar etmemektedir. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde konuyla ilgili çok sayıda evrak bulunmaktadır.

Birkaç örnek vermek gerekirse;

 

  1. Avusturya sefirinin Rum Patrikhanesi’ni, Hahambaşı’nı ve Ermeni Patriği’ni ziyaretindeki maksadın tahkik edilmesi emredilmiştir.[4]
  2. Beyoğlu Tepebaşı’nda Pera kilisesinde yapılan ayine Rusya ve Yunan sefirleri de katılmış, ayin sonunda Patrik Efendi ile gizli görüşmeler yapmışlardır. Alman kilisesinden bir tepki doğmaması için özen gösterilmiştir.[5]
  3. Rumların Fener’de halkı galeyana getirmek için II. Mahmud’un astırdığı patriğin asıldığı yere patriğin resimlerini koyarak gösteri yapmak istemeleri, Ermenilerin de bunu fırsat bilerek Avrupa’dan para yardımı almak istemeleri incelemeye alınmıştır.[6]
  4. Rum Patrikhanesi’nin yetkilerini aşması, Sisam işlerine müdahalesi ve Atina ile gizli görüşmeler yapmasının tahkik edilmesi istenmiştir.[7]
  5. Mahmut döneminin Patriği V. Gregorios, Bab-ı âli’ye getirilerek Yunan isyanlarının başlatılmasında öncülük ettiği, Eflâk ve Mora İsyanlarının fitilini ateşlediği ve Rus Çarı I. Aleksandr’a mektup yazdığı gerekçesiyle suçlu bulunmuş, Fener Rum Patrikhanesine gönderilerek orta kapısının olduğu yerde asılmıştır.

 

Millî Mücadele dönemi   

Millî Mücadele döneminde Patrikhane; bir fesat ve ihanet ocağı, Rum çeteleri için silah deposu, militan eğitim yuvası rolünü üstlenmiştir.  Patrikhane, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında da siyasi faaliyetlerini sürdürmüş, cephe gerisinde Türk Ordusuna zayiat verdirmiştir.

 İşgal yıllarında artık Osmanlı idaresini tanımadıklarını ifade ettikleri açıklamalarda bulunarak halkı devlete karşı kışkırtmışlardır. Din adamlarının yönlendirdiği Rum çeteciler, masum halka zulmederek katliamlarda bulunmuş, kiliseler cephaneliğe dönüşmüştür.

 

Lozan Antlaşması sonucu

Lozan Barış görüşmelerinde bu faaliyetleri sebebiyle sınır dışı edilmek istenmişlerdir. Türk tarafının dile getirdiği ve tarihi gerekçelere dayandırılan bu talep, taraflar arasında sert tartışmalar çıkmasına sebep olmuştur. Ancak konferansa katılan devletlerin baskısı ile siyasi ayrıcalıklarından arındırılarak Rum cemaatinin dini önderi sıfatıyla Başpapazın varlığını devam ettirmesine müsaade edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de sert tartışmalara sebebiyet veren bu durum, Cumhuriyet’in ilanından sonra fiilî olarak hayata geçirilmiştir. Lozan ve Nüfus Mübadelesi Anlaşmaları üzerine Hükümet tarafından istenmeyen başpapazlar, yurt dışı edilerek görevlerinden uzaklaştırılmışlardır. 1924 yılına gelindiğinde yeniden eski itibarlı günlerine dönmek için Heybeliada’da bütün Ortodokslara yönelik toplantı düzenleme talebi de Lozan Anlaşmasına aykırı olduğu için reddedilmiştir.

Lozan’la birlikte Patrikhane, Türkiye’deki Ortodoks azınlıkların dinî vecibelerini yerine getiren dinî bir Türk Kurumu haline getirilmiştir. 1980’li yıllara kadar ekümeniklik söz konusu değilken; 1990’lı yıllardan itibaren ABD, AB ve Yunanistan’ın destekleri ile Patrikhane, ekümeniklik iddialarında bulunmaya başlar.

 

[1] Miladi 31.12.1900,     Fon: HR. SYS.      Kutu: 2946,       Gömlek: 24

[2]  A.g.e. s: 12-13

[3]  A.g.e. s: 12

[4] Tarih: 19 Kasım 1879,     H 04.12.1296,     Fon:  Y.PRK. ZB,      Kutu: 1,       Gömlek 29

[5] Tarih: 03 Aralık 1893,     H 24.05.1311),    Fon: Y.PRK.ŞH.,       Kutu: 4,       Gömlek: 72 

[6] Tarih: 01. 10.1907           H 23.08.1325,     Fon: YPRK. ASK.,    Kutu: 250,   Gömlek: 88

[7] Tarih: 26 Ekim 1908,      H 30.09.1326,      Fon: A. MTZ.SM:     Kutu: 5,       Gömlek: 186  (26 Ekim 1908)

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam