HAZİRAN AYINDA AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRI ARTIŞI
Açlık ve yoksulluk sınırı her ay çeşitli kurumlar tarafından hesaplanarak kamuoyu ile paylaşılmaktadır.
Ancak yapılan bu hesaplar nerede kullanılır, ne için yapılır anlamakta güçlük çekiyorum. Çünkü asgari
ücret ve en önemlisi en düşük emekli maaşı açlık sınırının çoğunlukla altında kalmaktadır.
Açlık sınırı, dört kişilik bir ailenin yaşamını idame ettirebilmesi için bir ay boyunca alması gereken
besin değerlerinin para değerinden toplam maliyetidir. Yani 4 kişilik bir ailenim yaşamını
sürdürebilmesi için et, süt, yumurta, karbonhidrat, protein gibi olmazsa olmaz besinlerin aylık para
değeridir. Bir insanın yaşamını idame ettirebilmesi için alması gereken ortalama besin değerleri
bellidir ve tabii ki bunların tedarik edilmesi bir bedel karşılığıdır. İşte o bedel ödenemeyince sağlıklı bir
nesil yetiştirmek riski artar ve önümüzdeki süreçte başta obezite olmak üzere bir takım sağlık
problemleri çıkma ihtimali yüksek olacaktır. Bu sebeple vatandaşın geliri en az açlık sınırı kadar
olmalıdır ki sağlıklı bir gelecek elde edebilelim ve zaten düşük olan doğurganlık oranı yükselsin ve
sağlıklı, ekonomiye katkı sağlayan bir geleceğimiz oluşabilsin.
Yoksulluk sınırı ise yukarıdaki maliyetlere kılık kıyafet, ısınma, eğitim, sağlık, ulaştırma gibi giderlerin
eklenmesi sonucu elde edilir. Ücret ve maaşlarda zaten yoksulluk sınırı kullanılmamakta, açlık sınırı
ise hiç baz alınmamaktadır. Bu yüzden yukarıda yapılan hesapların ne işe yaradığını anlayamıyorum.
Ülkemizde yaklaşık dört milyon ailenin yoksulluk maaşı aldığını yazılı ve görsel basından izlemekteyiz.
Her aile dört kişiden oluştuğu hesaplamalarda kullanıldığına göre toplam nüfusumuzun %20 si
ihtiyaçlarını yoksulluk maaşı ile karşılamaktadır ve önümüzdeki süreçte de yoksulluğun çoğalacağını
tahmin etmek abartı olmayacaktır.
Ülkemizde en düşük emekli maaşı başta olmak üzere çoğu kez asgari ücret, açlık sınırının altında
kalmaktadır. Yani yoksulluk oranımız yükselmektedir. Çalışan nüfusun yaklaşık %40 kadarı asgari
ücretle yaşam savaşı vermektedir. Çalışan nüfus sayısını tahmin edemiyorum ama sigortalı
çalışanların %24 kadarı sadece İstanbul’da çalışmaktadır. Buna 15 milyon emekli sayısını ilave
ettiğimizde çalışan nüfusun neredeyse yarısı açlık sınırının altında kalmakta, enflasyon karşısında
ezilmekte, alım güçleri her geçen gün düşmekte, hayat pahalılığı giderek artmaktadır. Ayrıca asgari
ücrete sık sık yapılan zamlardan dolayı normal ücret pozisyonuna gelmiştir. Sık sık yapılan zamlar
dedim ama yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü yapılan artışlar daha ele geçmeden
enflasyona yenik düşmekte ve eskisinden daha zor dönemeçler yaşanmaktadır. Örneğin son yapılan
asgari ücret ve emekli maaşları artışlarından sonra yaşadığımız fiyat artışları verilen zam oranını
geride bırakabilir. Özellikle akaryakıta gelen yüksen oranlı artışlar başta gıda ürünleri, ulaşım olmak
üzere tüm sanayi ürünlerine ciddi şekilde yansıyacaktır. Yani önümüzdeki süreç dar ve sabit gelirliler
için zor bir dönem olacaktır.
Yaptığım araştırmalarda asgari ücretin 222 ay boyunca sadece 8 ay asgari ücretin üzerinde kaldığını
öğrendim. Bu çok acı bir gerçektir ve halkımız yoksulluğa mahkûm edilmektedir. Zaten devletimizin
yaptığı sosyal yardımların sayısı 4 milyona ulaşmasından da yoksulluğun giderek arttığı ortadadır.
Son iki yıldan bu yana asgari ücret yılda bir yerine yılbaşında ve yıl ortasında iki defa arttırılmakta idi.
Fakat bu yılın ikinci yarısında orta vadeli planda öngörüldüğü üzere enflasyonun düşme eğilimine
girme ihtimalinin yüksek olmasından dolayı bu yıl ara zam yapılmayacağı Sn. Çalışma bakanımız
tarafından açıklandı. Ancak yıl başından haziran ayı sonuna kadar yaşanan enflasyon toplamı %24,7 ü
buldu. Bu durumda emekli maaşlarına yapılacak zam oranı yaklaşık %25 olacaktır. Burada ince bir
ayrıntı da önemlidir. Çünkü verilecek zam oranı kök maaş baz alınarak değerlendirilecektir. Yani kök
maaşı 8000 TL’nin altında olanlara verilecek %25 zam 10000 TL’yi bulmayacak ve devlet tarafından
10000 TL verilmeye devam edecektir. Yani sıfır zam almış olacaklardır. Bu şekilde zam
alamayacaklarının sayısı üç milyon altı yüz bin kişi civarındadır. Fakat 10000 TL kök maaşı olanlar
12500 TL.15000 TL kök maaşı olanlar ise 18750 TL maaş alacakladır. Yani ortada büyük bir adaletsizlik
söz konusudur. Öte yandan hayat pahalılığı, alım gücünün düşmesi, hayat pahalılığının artması devam
ettiğinden emekliler her dönem olduğu gibi zor koşullarda yaşam savaşı vermeye devam
edeceklerdir.
Türk-İş verilerine göre konu hakkında aldığım bilgiler aşağıdadır.
Haziranda açlık sınırı 18 bin 978,77 TL ’ye, yoksulluk sınırı 61 bin 820,10 TL ’ye yükseldi.
Türk-İş haziran ayı açlık-yoksulluk sınırı verilerini açıkladı.
Buna göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için
yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 18 bin 978,77 TL ’ye yükseldi.
Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar
için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 61 bin 820,10
TL’ye yükseldi.
Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 24 bin 614,20 TL oldu.
Mayısta açlık sınırı 18 bin 969,22 TL, yoksulluk sınırı 61 bin 788,99 TL, bekâr bir çalışanın ‘yaşama
maliyeti’ de aylık 24 bin 609,50 TL olarak gerçekleşmişti.
GIDA ENFLASYONU
Verilere göre, mutfak enflasyonu aylık yüzde 0,05 on iki aylık yüzde 82,96 yıllık ortalama yüzde 82,02
olarak hesaplandı.
Gıda harcaması tutarı yılbaşına göre 3 bin 930TL ve bir önceki yılın aynı ayına göre 8 bin 605 TL arttı.
Tüm temel harcamalar için yapılması gereken harcama tutarı ise sadece son altı ayda 12 bin 800 TL
artış gösterdi.
Kaynak: Türk-İş