Bandırma’ya çıkarılan Yunan kara birlikleri 20 Temmuz 1920 günü nakliye gemileriyle Tekirdağ’a ayak basmışlar ve 25 Temmuz 1920 günü Edirne’yi ele geçirmişlerdir. 16 Mart 1920 günü de saltanat merkezi olan İstanbul’u resmen işgal etmişlerdir.
Bu işgal günlerinde bile Mustafa Kemal ilk defa Ulusal Egemenli Bayramı’nı kutlamış ve kutlanması için illere telgraflar çektirmiştir. Yurt dışında bulunan Türk cemiyetleri de 1921 ve 1922 yıllarında BMM Reisi Mustafa Kemal Paşa’ya kutlama telgrafları çekmişlerdir.[1]
En büyük tehlike: İrtica
Yeniçeri ocağının yıkılmasının disiplinsizlikten olduğu bilinmektedir. Nizam-ı Cedit ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye gibi yeni askeri teşkiller kurulmuş, bilgi seviyelerinin düşük olduğu görülünce mühendishaneler tesis edilmiştir. Osmanlı sınırları dışından öğretmenler getirtilmiş, yurt dışına öğrenciler gönderilmiştir. Cumhuriyetle birlikte ordumuz çağın gereklerini yakalamıştır.
Düne kadar en büyük tehlike irtica denirken birçok kimse bunu dine karşı oluş olarak algılıyor ve öncelikle TSK’yı hedef tahtasına oturtuyordu. Her yıl yapılan YAŞ toplantılarında irticai faaliyetleri nedeniyle TSK’dan ilişiği kesilecek personel için “kerhen” tabirini kullanarak onlara koruma sağlanıyor, atılanlara ise özellikle belediyelerde iş bulunuyordu. Bugün ise irtica devletin en tepesindeki yetkililer tarafından dile getirilmektedir.
Türkiye bugün PKK terör örgütüyle sıkı bir mücadeleye girmiş ve terör örgütüne telâfisi mümkün olmayan ağır darbeler indirmiş ve indirmektedir. Bu durumu tersine çevirerek TBMM’de yapılan törenlerin iptal edilmesi terör örgütünün işine yarayacak, bu uğurda mücadele edenlerin moralini bozacaktır.
Başka görüntüler
Bayraklarla yürüyüşler irtica yanlıları tarafından hükümete isyan, Güneydoğu illerimizde yollara ve lojmanlara asılan bayraklar ise PKK terör örgütü mensup ve yandaşlarına karşı ırkçı-milliyetçi çıkışlar olarak sunuluyordu kamuoyuna. Şanlı ordumuzun general ve subayları hapislere atılıyor, gelecekleri çürütülüyordu.
Benzer hususlar Balkan faciasında, sonradan I. Dünya Harbi’nin kaybedilmesinde de yerini almıştı. Bir gizli el TSK üzerinde oyunlar oynuyordu. “Türk askerlerinin başlarına çuval geçirme operasyonu” olarak karşımıza çıkan ulusun onurunu zedeleyen bir olay ilk ateşlemeydi.
Küçük küçük darbe atışlarından vaz geçmeyen, terör örgütlerini üzerimize saldırtmaktan, İttifak’ın gereklerine sığmayacak davranışlar göstermekten vaz geçmeyen ABD, son olarak 15 Temmuz Darbe Girişimi’ne de kayıtsız kalmıştı. Şimdi bu darbe senaryosunun simgesi F. Gülen’e nasıl bir kılıf bulacağının hesabını yapmaktadır.
Bence o kadar düşünmelerine hiç gerek yok. Verirsin Türkiye’ye, iç dünyamızın daha da çalkalanmasına katkı sağlarsın. Ondan sonra bölücübaşı olayında olduğu gibi senelerce FG ile yatar kalkarız. Yine nice yazı yazanlar, onun hukukunu savunanlar, yanlış anlamaları gidermeye çalışanlar çıkar ortaya…
Bir “gizli el” durmadan şanlı ordumuz üzerine oynuyor. Bir kumpasla geldik bugünlere… Şimdi karşı kumpas uygulanıyor. Her ikisinde de zararı çeken TSK oluyor. Bu durumu gören çevremizdeki kendini bilmez liderler de meydanı boş buldular ya, üfüren üfürene…
Katalizör unsurlar
Dünyadaki iktisadi kuruluşlar kredi notları, faiz oranları ve döviz kurlarıyla oynayarak kaynama sürecini hızlandırıyor, soğumaya alıyor, sonuçları inceliyor. Bir de korku yaratacak olgular üretince hedef olarak seçtiği ülkeyi macera kulvarına çekmiş oluyor.
İster asker ister sivil olsun, bir lideri havalandırmanın veya uçurmanın ne denli tehlikeler yarattığını Napolyon’da, Hitler’de, Enver Paşa’da okuyoruz, öğreniyoruz. Şunu bilelim ki ders almıyoruz; çünkü gelişmekte olan ülkelerde “söyleyeni değil bağıranı dinlerler.”
[1] Budapeşte Türk Cemiyeti Riyaseti'nin 23 Nisan Milli Bayramı'nı tebrikini havi telgrafına Türkiye Büyük millet Meclisi Reisi Gazi Mustafa Kemal'in teşekkürü