Çocukluktan emekliliğe
Küçüktüm ve her çocuk gibi ben de çocuk hastalıklarına yakalanırdım. Annem beni Paşabahçe Cam Fabrikasının revirine götürür ve tedavimi başlatırdı. O yıllarda bütün çocuklar gibi ben de iğne olmaktan çok korkardım. Nerede bugünkü gibi kıl iğneler? O zamanın iğneleri çivi gibi kalındı, kolumuza veya kalçamıza girmesi meseleydi. Hele diş çektirmek, ameliyat olmaktan beterdi…
Çıkrıkçı Caize Hanım, çocukluğumdan kalan yegâne isimdir. Esas uğraşısı çıkrığıyla yün eğirmek olan Caize Hanım, kırık ve çıkık işlerinde, kulunç ağrılarında, kramplarda bir otoriteydi (!). Paşabahçe’nin yerlileri hastalık halinde bu otorite hanımı göz ardı etmezlerdi.
Yapılanların veya yapılması gerekenlerin sağlıkla ilgili olduğunu Kuleli Askerî Lisesi’ne girdiğim zaman anlamıştım. Mutat aşılar, periyodik muayeneler ve taramalar bizler için ve düzenli olarak yapılır, tarihleri sektirilmezdi. “Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözü, bizim için prensip haline getirilmişti.
TSK’da görevli olduğumuz yıllarda Kızılay kan ekibi gelir, TSK mensuplarından gönüllü olanlardan kan alırlar, beş altı kişinin kan vermesi karşısında bir futbol topu hediye ederlerdi. Biz boş zamanlarımızda maç yaptığımız için neredeyse 60-70 kişi kan verir, Kızılay ekibi de kışlaya üç dört top bırakırdı. Şimdi de kan veriyorum, ama tetkikler için… Nereden nereye gelmişiz!
Emeklilik dönemi
Yıllar geçti, emekli oldum. Her yıl zorunlu olarak yaptırdığımız periyodik muayeneleri aksatmaya başladım. İlk zamanlar kan vermeye devam ettim. Daha sonraki yıllarda “sizden kan alamayız” demeye başladılar. Sebebini hiç sormadım, çünkü “yaşınız ileri” diyeceklerdi. Bunun yanında hastane ziyaretlerini arttırdım. Her 15 günde bir eşimle birlikte seçtiğimiz bir hastaneye gider, hasta koğuşlarında onlarla konuşur ve küçük yardımlarda bulunuruz. Çalıştığım şirketteki gençler arasında da bu adeti yer ettirmiştim.
Ziyaretlerimiz sırasında ana babasından miras kalmayacağını sezen çocukların hasta ana babalarını ziyaret etmediklerini öğreniyorduk. Bu çok acıydı bizim için...
Zor şartlar altında
Geçmişte sağlıkla ilgili ve zor şartlar altında esprili olabilecek olayları ve kişileri araştırdım arşiv kayıtlarından:
**Avrupa’da gördüğü tıp tahsilinden sonra İstanbul’a gelip icra-yı tababet (hekimlik yapmak) etmek isteyen Yahudi Kemal, yaşlılığını öne sürerek hastalarına yayan gidemeyeceğini beyan etmiş. Hristiyan ve Yahudilerin bazılarına palan üzerinde beygirle gezmelerine müsaade ediliyormuş. Kemal’in palanla beygire binmesi muvafık görülmemiş; ama çok zorunlu haller için hastalarına gitmesine müsaade edilmiş. Konuyla ilgili olarak İstanbul Kadısı Seyyid İbrahim’e ferman yazılmış.[1]
**Devlet, görevlendirecek tabip ve cerrah bulamadığı zamanlarda durumdan vazife çıkarıyormuş. Devletin ilgili organı, Tersanede bulunan esirlerden tababete vakıf olanları tespit etirerek bunların hastaları tedavi etmelerine cevaz vermiş. Seçilen bu sağlıkçılardan yedi kişiye onar kuruş ve bunların tercümanlarına beşer kuruş aylık tahsis etmiş.[2] Bu arada tababeti hileli şekilde icra edenler türemiş. Kala-i Sultaniyeli (Çanakkale) Mehmed Ali, tababet iddiasıyla halkı ızrara (zara sokma) ve Gelibolu’da ikâmete memur Hafız Ali Paşa’nın ölümüne sebep olunca Bolu’ya sürgün edilmiş.[3]
Bir başka örnek de fenn-i tababette bilgisi olmadığı ve tıpla uğraşmaması tenbih edildiği halde, bahriyeli bir onbaşının ölümüne sebep olan Kahveci Hüseyin Baba’nın hapsedilmesine karar verilmiş.[4] Çıldır sancağında zuhur eden frengi illeti tedavisi karşılığında bin guruş (kuruş) maaşla da bir hekim tayin edilmek istenmiş.[5]
Sağlıklı bile olsak hepimiz mutlaka kontrol ve tahlil yaptırmak için hastanelere gidiyoruz. İnsan sağlığı konusunda titiz çalışmalar yürüten sağlık personelinin çabalarını görüyoruz. Hele hele pandemi döneminde sağlık çalışanlarımızı yere göğe sığdıramadık; ama dövmekten de geri kalmadık. Bu çalışmaları sırasında bazı hoyrat kişilerin saldırılarına uğrasalar da çalışma koşullarının iyileştirilmesi için yaptıkları girişimlerden sonuç alamasalar da ettikleri yemine son derece sadık kaldılar. Şükran borçluyuz.
TEŞEKKÜR
Aralık 2023’te kanser teşhisi konulan kız kardeşim
Birsen Kohen’in ilk ameliyatı
02 Ocak 2024 tarihinde Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi
Jinekoloji-Onkoloji bölümünde yapılmıştır.
11 Temmuz 2024 tarihine kadar beş kez tekrarlanan
kemoterapi sürecini, PET ve MR çekimleri takip etmiştir.
Üstün bir çaba ve özenle ikinci büyük operasyonu başarıyla icra eden
Uzm. Dr. Sayın Cem Yalçınkaya
Dr. Sayın Doğuş Budak
Dr. Sayın Günay Abbas
Dr. Sayın Damla Kaya’ya
sonsuz şükranlarımızı sunar, mesleki yaşamlarında başarılar dileriz.
(Birsen-yeğenim Murat Kohen / E. Yarbay Cengiz Baysu)
[1] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tarih :29/S /1186 (Hicrî) Dosya No :25 Gömlek No :1205 Fon: C..SH..
[2] Tarih :01/Za/1218 (Hicrî) Dosya No :192 Gömlek No :9031 Fon Kodu :C..BH..
[3] Tarih :29/Z /1255 (Hicrî) Dosya No :19 Gömlek No :927 Fon Kodu :C..SH..
[4] Tarih :11/M /1275 (Hicrî) Dosya No :100 Gömlek No :28 Fon Kodu :A.}MKT.M M: 21 Ağustos 1858
[5] Tarih :11/B /1284 (Hicrî) Dosya No :1036 Gömlek No :79 Fon Kodu :MVL M: 08 Kasım 1867