Yazısı için çok kıymetli şair ve yazar Durmuş Türker hocamıza teşekkürlerimizi iletiyor, vefatı dolaysıyla usta sanatçımız Genco Erkal’a Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine taziyelerimizi iletiyorum.
***************************************************************************
Ben tiyatro ve sinemayı çok sevdim. Tiyatro ve sinemada iyi işler yapanları da çok sevdim. Daha önceki yazılarımda da yazmıştım, tiyatroda iki kişiyi, erkeklerde Genco Erkal’ı, kadınlarda ise Yıldız Kenter’i çok sevmenin de ötesinde çok ama çok sevdim.
Bu iki oyuncu zaman zaman Anadolu turneleri yapsalar da çoğu zaman İstanbul’da oluyorlardı; ben ise İstanbul’dan çok uzakta Tokat’ta yaşıyordum. Ne yapıp edip, geçmiş günün gazeteleri de olsa alıp okuduğum gazetelerden onların hangi oyunları sahneye koyduklarını ve o oyunlarla ilgili eleştirileri okuyor, işin garibi bu eleştirilerden de sanki de oyunlarını izliyormuş gibi tat alıyordum. Onlar için çok kere, “Genco Erkal ve Yıldız Kenter’i sahnede izlemeden ölürsem gözüm açık gider.” sözünü ettiğim de olmuştu.
1982 yılında ben de temelli İstanbullu olunca, tıpkı avını bekleyen bir avcı gibi onların sahneye koyacakları oyunların yolunu gözlemeye başladım. “ARZU TRAMVAYI” oyununda Yıldız Kenter’i mi, yoksa “GALİLEO GALİLE” oyununda Genco Erkal’ı mı önce izledim tam olarak anımsayamıyorum ama her ikisinin oyunculuğundan da çok büyük tat aldım ve onları sahneledikleri her oyunda izlemeyi sürdürdüm. İzlediğim oyunlardan sonra, kendilerini kuliste kutlamaya gitmeyi de olabildiğince önemsediğim için giderek yüz yüze tanışıklığımız bile doğdu ve ben bu iki “DEĞERLE” bu denli yakınlaşmayı kendim için büyük bir varsıllık olarak gördüm. Onca işi arasında sanki o da bendeki bu düşkünlüğü sezmiş olacak ki, Ankara’da Şinasi Sahnesinde oynadığı “MARKS’IN DÖNÜŞÜ” oyunundan sonraki kutlamamdan sonra bana, işe oyunculuğunu da katarak; “Beni burada da mı buldun kardeşim.” diyerek takılmıştı.
Genco Erkal elbette çok ama çok büyük bir oyuncuydu ama aynı zamanda çok ama çok büyük bir “KARAKTER” örneğiydi. Güce asla boyun eğmeyen, işine ve seyircisine büyük saygısı olan, ülkemizin yetiştirdiği değerlerle bütünleşen, barış, demokrasi ve özgürlüğü yürekten benimseyen, bir de özellikle Nazımseverliğiyle tanınan biriydi. Nazım Hikmet şiirlerini okurken ki coşkusu görülmeye değerdi. Bana öyle geliyordu ki Nazım bile şiirlerini yazarken ancak onun okurkenki coşkusu kadar coşku duymuştur.
Onu en çok Galile oyunundaki “YAZIKLAR OLSUN KAHRAMANLARA GÜVENEN ÜLKEYE”, repliğiyle anmışımdır. Evet, o aynı zamanda öğreten birisiydi. Bize kahraman aramak yerine azıcık da kahraman olmamızı öğütlüyordu dersem doğru olmaz, doğrusu bu yolda örnek oluyordu. İlk görüşte hiç de dikkat çekmeyen dış görünüşü, oyunlarda sahneden taşacak denli büyüyor, o yalnız diliyle değil gözü, kaşı, eli, kolu, ayağı ve en çok da yüreğiyle yapıyordu işini.
Bana hiç ölmeyecekmiş gibi gelen bu büyük oyuncunun ölüm haberini bu sabah öğrendim. O nedenle diyorum “ ÜZGÜN DE DEĞİLİM… ÇOK ÜZGÜNÜM” diye. Ama biliyorum ki Genco Erkal ölmez. O hep bizimle olacak ve her birinde büyük oyunculuk sergilediği oyunlar yanında o yiğit duruşuyla da bize hep örneklik edecek: Yani o çok büyük bir coşkuyla yine:
HEEEY! HOOOY!
GÜNEŞİN SOFRASINDAYIZ!
DOSTLARIN ARASINDAYIZ!
Diyecek ve yüreğimize yerleştiği yerden bize yol gösterecek. Demeye ne gerek, yeri mutlaka yıldızların en ışıklısında olacaktır, orada da “DOSTLARIN ARASINDA VE GÜNEŞİN SOFRASINDA” yerini alacaktır.