Konu: Bir gün yere düşürdüğünüz kalemi almak için eğildiğinizde duvara doğru bir hava akımı gerçekleştiğini fark ediyorsunuz. Ne olduğunu anlamak için eğilip baktığınızda ise şaşırarak duvarın içine doğru hava aktığını görüyorsunuz. Yüreğiniz çarparak duvar kâğıdını söküyor ve gizli bir kapı ile karşılaşıyorsunuz...
Anlatım
… Kapıyı açtığımda buranın bir büst, heykel, eski ciltli yırtık kitaplar ve çeşitli objelerin tıkış tıkış atıldığı bir yer olduğunu gördüm ve hayretler içinde kaldım. Bir an için antika müzayedesi depolama yeri olabileceğini düşündüm. Kırık, eksik parçalı ve silüeti bozulmuş olanları görünce fikrimi değiştirdim.
Kesinlikle ne olduğunu anlamalı ve ilgilileri haberdar etmeliydim. Eski eser kaçakçılarının yurt dışına kaçırmak için geçici mal depolama yeri olarak kullanabilecekleri düşüncesi geldi aklıma. Duvar kâğıdıyla kaplanmış olması belki geçici olarak kilit sisteminin yapılmamış olmasındandır diye düşündüm. Bu nedenle geçici bir depo olabilirdi.
Peki, neden kilitli değildi? Meraklının birinin bu tür objeleri topladığı geçici bir yer olabilirdi. Ben acıklı gözlerle bu manzarayı süzerken kolu kopmuş bir objenin cılız sesle şunları fısıldadığını duyar gibi oldum…
Heykelin fısıltısı
Cansızların ayakta durmaya hakkı yok mu?
İsterdim sonum gelince yerimde yatayım
Sekiz asır öncesinden beri aranızdayım
Şimdi kolum kanadım kırılmış, çok mu?
Bu heykeli teselli etmeliyim... Belki sen bir taşsın ve kolun kanadın kırık... Fakat sen biliyor musun, üzerinde nice zahmet ve külfet taşıdığını, emeği göz nuruyla buluşturduğunu, çizgilerinle ezgileri yoğunlaştırdığını? Mezar taşı bile üzülecektir, seni taş olarak gören zihniyete...
Kırık Heykel
Başına gelen ya senin kibrinden
Ya da kendini bilmezin birinden
Güç sembolüyken kırılma öncesi
Yaşadığın, sanata ihanetin böncesi...
(C. Baysu, Bir Avuç Gökkuşağı)
Binanın arka tarafı
...Sokakta kimseler yok. Bir gören olursa beni bu eski eserlerle birlikte zor durumda kalacağım endişesini taşıyorum. Binanın diğer sokağa bakan cephesinde bir kapısı, bir de ilgilisi olmalı. Bu kez de kapıyı açık bırakıp gitmek işime gelmiyordu.
Duvar kâğıdını yeniden kapatayım, kapı görünmesin dedim. Aksilik bu ya, kâğıdı duvara tutturamıyordum. Yapışkanlı kısımları tutmuyordu. Kapıyı yarım aralayarak okul çantamı önüne koydum. İçeride birisi var izlenimi yaratmak istiyordum.
Binanın diğer yüzüne ulaşmak için caddeyi dolaştım. Ana kapıdan içeriye girdim. İlk rastladığım görevliye durumu anlattım ve kapının kontrol altına alınmasını istedim. Koca kafalı adam işin inceliğini kavramakta zorlanıyordu. Bana,
---Sen çek kapıyı, bir şey olmaz, dedi. Bundan sonra aramızdaki konuşmalar şöyle cereyan etmişti:
---Siz kalkıp bi’ besmele çekseniz de birlikte gitsek?
---Ne biçim konuşuyorsun sen, çek git şuradan...
---Ben zaten gidecem de; benden önce oradaki eserler gitmiş...
---Çık dışarı!
Dayımı aradım telefonla. Kısaca anlattım gelişmeleri. Adresi verdim, araştırdı ve bana dönüş yaptı. Burası..........’mış... Müdürlüğünü aradı. Bulunduğum yere 10 dakika içinde bir görevli geldi. Birlikte binanın arka yüzüne geçtik. İçeriye girdi ve hummalı şekilde bir şeyler aramaya başladı. Biraz sonra da bulunduğumuz yere tartıştığım koca kafalı adam geldi. Biraz tutuşmuş hali vardı. Belli ki amirine görünmek istiyordu.
---Efendim, biz bunu emniyete almıştık. Bu delikanlı da bize yardımcı oldu...
“Bazı şeyleri anlatmak zordur. Adamın yüzüne bakmak istemiyordum. Heykeller bile taş kesilmiş, yüzleri kızarmıştı (!); ama bu adam ne kadar yüzsüzdü. İçeride arama yapan kişi dışarı çıktı. Asık yüzüyle taş kafa adama bir şeyler sordu. Ben onlardan biraz uzakta olduğum için konuşmaları duyamıyordum. Jest ve mimiklerle el kol hareketleri konunun aynasıydı. Ve belli ki, yüzsüz adam kıvırmaya devam ediyordu.”
Bu öğrenci benim babasız yeğenimdir.
Bize de buradan bir ders çıkıyor. Ne yazık ki, 50-60 yaşındaki adamlar yalan söyleyebiliyor ve Allah, peygamber üzerine yemin edebiliyor. Ya ikiyüzlü davranmalarına ne demeli?