SON DAKİKA
reklam
reklam

İran zafiyet içinde mi?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Ağustos 2024, Salı - 00:22   Okunma Sayısı:

    İsrail, Suriye ve Lübnan toprakları içindeki İran hedeflerini vurdu. Kısa bir süre sonrasında da İran toprakları içinde hedef olarak belirlediği yeri bombaladı. Bu eylem, İsrail’in ilk defa yaptığı bir eylem değildir.

Nükleer eğitim ve tesislerle ilgisi olan mühendisler, asker camiadan komutan ve subaylar ve tabii ki siviller... İran ve İsrail arasındaki bu gerginliğe "suikastler savaşı" denebilir. Aslında liderliğini ABD’nin yaptığı P5+1 (Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimî üyeleri ABD, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Fransa ve İngiltere ile Almanya'dan oluşur) ülkelerinin İran ile yürüttüğü nükleer müzakereler, bu gerginliğin dozunda ortaya çıkıyor.

 

Gerginliğin temelinde

    Uzmanlar 2020’den beri süregelen gerginliğin temelinde nükleer anlaşma atmaktadır. İran, kendisinin desteklediği unsurlarla İsrail’i hedef alırken İsrail de Lübnan, Suriye ve Irak’ta yuvalanan bu güçleri vuruyor.

    2020 yılında İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri açısından kritik önem taşıyan İsfahan kentindeki Natanz Şehit Ahmedi Ruşen Nükleer Merkezi'nde patlama meydana geldi.

Daha sonra ise, İran'ın nükleer programının kilit isimlerinden Muhsin Fahrizade silahlı saldırı neticesinde hayatını kaybetti.

    Zaten bir süre sonra da Milli İstihbarat Teşkilatı, İstanbul’da İran’a çalıştıkları düşünülen bir grup ajanı yakaladı. İsrail basınına göre, iki ülke ortak çalışmasıyla İsraillileri hedef alan birçok saldırı engellenmişti. Şimdi asıl endişe İran'ın tepkisi, bunun nasıl şekil alabileceği ve elbette böyle bir tepkinin zaten gerilimin sürdüğü bölge açısından ne anlama geleceği.

    Haniye suikastı, İsrail'in Beyrut'un güneyinde Lübnan Hizbullahının en üst düzey komutanlarından Fuat Şükrü'yü öldürmesinden sadece birkaç saat sonra düzenlendi. Bu da Hizbullah'a, İsrail ile sınır ötesi füze savaşını tırmandırmak için bir gerekçe sundu.

 

İsrail’in diğer ülkelere saldırıları

**İsrail savaş uçakları 1981 yılında Irak'ın başkenti Bağdat'ın yakınlarında Osirak nükleer reaktörünü,

**Yakın geçmişte, 2007 yılının Eylül ayında, İsrail savaş uçakları, Suriye'de birçok Batılı uzmanın nükleer reaktör olduğuna inandıkları bir noktayı vurmuştu.

**2010 yılında İranlı nükleer fizikçinin öldürülmesini 17 Devrim Muhafızının öldürülmesi ve elektrik santrallarındaki patlamalar gibi asimetrik saldırılar takip etmiştir.

** İsrail, Şam’daki İran konsolosluğunu vurmuş ve iki İranlı generali öldürmüştür.

 

İki ülkeye ait tesisler

    Rusya ile birlikte İran, Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaşta Suriye yönetiminin yanında yer almışlardı. Hatta bir Batılı istihbarat kaynağı BBC'ye, 'Tahran'ın Suriye içinde daimi bir askeri üs kurmakta olduğunu da söylemişti. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 'bunun gerçekleşmesine izin vermeyeceklerini' açıklamıştı.

    İsrailli askeri uzmanlar, yıllarca yaptıkları planlamaları gözden geçirmiş ve 2012 yılında Orta Doğu'da meydana gelebilecek muhtemel askeri gelişme ve çatışmaları masaya yatırmışlardı.

    İsrailli uzmanların üzerinde hassasiyetle çalıştıkları konu, İran'ın nükleer silah elde etmesi durumunda ortaya çıkabilecek potansiyel tehdit durumudur. İran'a bir saldırıda uzaklık, hedeflerin çeşitliliği ve konumlanışı gibi bir dizi farklı unsur söz konusu olacaktır.

    Bu sorunların her biri kendi başına böylesi bir saldırıyı olanaksız kılabilecektir. Ancak, İsrailli askeri uzmanlar, bunların hepsine birden çözüm olacak teknik ve taktikler üzerine odaklanıyorlardı.

 

Bu amaçla İsrail,

    Amerika Birleşik Devletlerinden 125 adet F-15I ve F16I gelişmiş savaş uçağı satın almış, bunları havacılık elektronik sistemleri ve ek yakıt tanklarıyla donatarak uçakları özellikle uzun menzilli görevlerde kullanmak için tasarlamıştır.

    Yer altı sığınaklarına karşı etkili füzeleri, uzun menzilli ve dayanıklı insansız uçakları da hep İran'ın nükleer tesislerine saldırı gibi görevleri göz önüne alarak geliştirmiştir. Bu sorunların her biri kendi başına bu tür bir saldırıyı olanaksız kılabilir. Ancak, İsrailli askeri uzmanlar, bunların hepsine birden çözüm olacak teknik ve taktikler üzerine odaklanmaktadır.

    İsrail, 2018 yılında İran'a ait bir insansız hava aracının vurulduğunu söyledikten sonra İran'a ait hedeflere yönelik saldırılar düzenlemiş, bu saldırılar sırasında İsrail'e ait bir F-16 uçağı Suriye'nin hava savunma sistemleri tarafından vurulmuş ve İsrail'in kuzeyinde düşürülmüştür.

 

Son olarak

    İran, çoğunlukla Rusya'dan aldığı ancak kendisinin de geliştirdiği hava savunma sistemlerine sahip olmakla birlikte İsrail saldırılarını önleyememektedir. Her saldırı sonrasında İranlı yöneticiler büyük büyük lâflar ve intikam yeminleri etmekte, ancak karşı saldırı düzenleyememektedir.

    Bu zafiyeti bilen İsrail, saldırılarını sürdürmektedir. Aslında İran’ın büyük menzilli füzelerle İsrail’e saldırması, bölgesel savaşa yol açacağı ve ABD’nin de müdahil olacağı gerekçesiyle mümkün görülmemektedir. İsrail’in bu şekilde saldırılarını sürdüreceği de beklenebilmelidir.

    İran'ın İsrail'e yanıt stratejisi, bölgedeki güç dengelerine, ABD başta olmak üzere uluslararası baskılara ve ülke içindeki siyasi duruma göre şekillenecektir. İran bölgede vekalet savaşını yürüttüğü milis güçlerinden İsrail'e yönelik saldırılarını artırmalarını isteyebilir. Saldırı gün ve şeklini devamlı gizli tutarak psikolojik harp yapabilir.

 

 

 

 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam