SON DAKİKA
reklam
reklam

Tahkikatı kim yapacak?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 19 Ağustos 2024, Pazartesi - 16:09   Okunma Sayısı:

Fransa her spor dalında 

    Fransa’nın katıldığı Dünya ve Avrupa kupa maçlarından sonra gelen şampiyonluk beklentileri, ülkede oluşan ve o dönem oldukça güçlenen black-blanc-beur (siyah, beyaz ve Kuzey Afrikalı anlamında kullanılan "beur") dayanışması sayesinde güçlenmişti.

Son yıllarda Fransa'da sağın yükselmesi, uluslararası turnuvalarda alınan başarısız sonuçlar ve Avrupa'da yaşanan göç "problemi" gibi sebeplerden dolayı şampiyonluk beklentilerinin etkisi azalmaya başlamıştı.

Oysa bir süre aradan sonra Avrupa Kupası karşılaşmalarını tekrar Fransa'ya taşıyan, farklı kökenlerden gelip, tek bayrak altında toplanan bir oyuncu grubuyla karşılaşıyoruz. Çok kültürlü bir yapıya sahip olan Fransa'da farklı kökenlerden insanları tekrar biraraya getirerek üstünlük elde etmek nasıl oluyor? 

Büyük çoğunluğu Afrika ülkelerinin -sömürgelerden demek istemiyorum- yoksul Hristiyan çocukları olan Fransız sporcular; sağlık denetimi, çeşitli spor testleri, yetenek tespiti ve seçmeler sonucunda Fransız milli takımlarının bünyesine alınıyorlar. Konuyu biraz daha ileriye götürürsek, Norveç ve diğer kuzey ülkelerinde bile Afrikalı sporcular var. 

Aynı Fransa 1915 Tehciri’nde Ermeni vatandaşlarımıza arka çıkıp Millî Mücadele öncesinde Kilikya bölgesinde onları cepheye sürmedi mi? I.Dünya Savaşı’nın Çanakkale cephesinde Afrika’nın Müslüman ülkelerinden getirdiği yoksul köylü çocuklarını bize karşı kullanıp üzerimize saldırtmadı mı? 

Geçmişte bize karşı kullanılan Afrikalılar ile bugün sporun her dalında elde ettikleri başarılar için sömürünün yeni şekli dememize engel var mı?

 

***                       ***                        ***

Türk sporcular

Müsabakalardan beklediğimiz başarıları göremedik. Özellikle üç tarafı denizle çevrili olan ülkemizde sporcularımız su sporlarında bile varlık gösteremediler. Yakında kış sporları başlayacak, Üzerinden kar hiç eksilmeyen yüce dağlarıyla Doğu Anadolumuz ve bu yörenin gözüpek çocukları var. Ellerinden tutacak kimse olmadığı için kendilerini ispatlayamıyor ve ülkemizi temsil edemiyorlar. Ben 1977 yılında ilk şark görevimde kayaklı tatbikat yaparken 14-15 yaşında çocukların dik yamaçlarda ve tek ayak üzerinde kayak yaptıklarını görmüştüm.

Anadolu toprakları, atadan babadan güreşle yoğurduğu insanlarının torunlarından beklediği zaferlere tanık olamadı. Adalı Halil, Kurtdereli Mehmet, Çolak Mümin, Kara Ahmet, Hergeleci İbrahim, Yaşar Doğu, Gazanfer Bilge gibi ünlü pehlivanlarımızın kemikleri sızlamıştır herhalde.

Zamanın iktidarları başarılı pehlivanları takdir etmiş ve madalya tevcihinde bulunmuşlardır.

Oysa günümüzde de sporcuları koruyan yasalar vardır ama işlerliği tartışılabilir. Başarılı Sporculara Aylık Bağlanması ile Devlet Sporcusu Ünvanı Verilmesi Hakkındaki Kanun’un Md: MADDE 7 – (1) Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından olimpik, paralimpik ve defolimpik spor dalları içinde kabul edilmiş spor branşlarının büyükler kategorisinde yapılan olimpiyat oyunlarında veya Dünya şampiyonalarında;

a) Ferdi spor dallarında birinci olanlara,

b) Takım veya takım tasnifi yapılan spor dallarında takım halinde ilk üçe giren sporcular ile bu sporcuların milli takım teknik direktör ve antrenörlerine,

 

Md: 7-bve c’de belirtildiği üzere Devlet Sporcusu ünvanı verileceği belirtilmiştir. Kadın voleybol takımımız -son müsabaka hariç- başarıdan başarıya koşmasına rağmen böyle bir unvan verilmiş midir? 

 

Düşünceler

Gençlik ve Spor Bakanlığı, şapkasını önüne koyacak ve düşünecek, bu hale nasıl düştük? Her spor branşını tek tek incelemeli ve sorumlulara işten el çektirilmelidir. Sporcularımızın beslenmelerinde yetersizlik mi vardır, antrenör ve antrenmanlarda ilgisizlik mi vardır, organizasyonda zafiyet mi vardır? Aslında sporcularımız, küçük kuruluşların sağladığı imkânlara karşılık büyük çaba gösteriyorlar. 

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam