SON DAKİKA
reklam
reklam

Neden kurallara uyamıyoruz?

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 29 Ağustos 2024, Perşembe - 10:44   Okunma Sayısı:

     Gelişmekte olan veya iktisadi refah sırasında bekleyen ülkeler, planlayıcı olmadıkları için geleceğe küresel boyutta bakamazlar. Sadece mevcut durumu değerlendirmekle kalırlar, varsayımları üretirler ve muhtemel gelişmeleri beklerler. Oysa tepe noktasında bulunan lider ve ülkeler planlayıcı oldukları için olayları istedikleri gibi yönlendirirler.

İstikamet tayini diyebileceğim bu çalışmalar, bizlerin üzerinde çalıştığı değerlendirmelerle örtüşmez. Önlem almakla yetinilir. Önlem almak öngörülü olmak anlamına gelmez. Değerlendirmeler bugünü kapsar.  Ya yarın ne olacak? Planlayıcılar ne düşünüyorlar? Ya kapsamı daha genişse? Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmek istenmesi Körfez Krizi ile başlayıp bugünlere taşınmadı mı? Bu paragraflar daha önceki yazılarımdan bir alıntıdır.

 

Ekonomideki takozlar siyasette çalkantı yaratıyor

Türkiye, Osmanlı yönetiminden beri borç sarmalı içinde yaşamaya alıştırılmış bir ülkedir. Yüksek faizle alınan dış borçlar, sosyal patlamaları beraberinde getirmiştir. 1876 Anayasası sancılarla 1908’e kadar gelebilmiş, II. Meşrutiyet’in ilânından sonra da padişahın devrilmesine neden olmuştur. Cumhuriyet öncesindeki ve sonrasındaki anayasa değişiklikleri çağdaşlaşmaya yönelik gaye taşımakla birlikte çeşitli nedenlerle değişikliğe uğramıştır.

     ‘Düvel-i Muazzama’nın stratejik menfaat paylaşımı, Türkiye’nin ABD ve AB ile olan ilişkilerinde her zaman kendisini göstermiştir. Üst akıl sahipleri, menfaat alanlarını hep kendi kontrolü altında tutmuş, Ortadoğu ve Kafkaslarda kukla yönetimler ve taşeron örgütler kurmak suretiyle tartışmalı sınırlar ve etnik yapılar oluşturmuştur.

 

Batı’nın teröre bakışı

Sözde Kürt konusunu huzursuzluğun temelini oluşturacak şekilde merkeze yerleştiren Batı, insan haklarının korunması, Anadolu’daki dillerin varlığı ve yaşatılması gibi evrensel değerleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanarak terörist eylemlere prim ve destek vermiştir. Türkiye yıllarca kanayan bir yara olarak terör belâsının acılarını çekerken demokratik açılım sürecine girmiş, bu durum bir şekilde PKK’ya toparlanma imkânı sağlamıştır.

 

İç sorunlar ve hukuk nizamı

     Maaş artışlarına odaklanmış memur, işçi ve emekli kesimi, işsizlikle kıvranan yoksul insanlar, büyük şehirlerimizin sosyal ve altyapı sistemlerini bozan gecekondu yapılaşması ülkemizin önemli sorunları olarak devam etmektedir. Sürekli kapanan ve yenileri açılmayan iş yerleri yeni muhalefet ve direniş alanları yaratmaktadır.

Türkiye, kendi iç hukuk düzenindeki tıkanıklıklar dolayısıyla sancılar yaşamaktadır. Otomatik hale gelmiş faaliyetler, kendi kabuğu içinde alınacak önlemlerle çözülebilecekken AB hukuk normlarına göre şekillendirilmeye çalışılınca, hâkim ve savcı sayısındaki yetersizliklerle karşılaşmakta ve adli mekanizmaların çalışma gücünü etkilemektedir.

 

Dış gelişmeler

     Türkiye’nin ABD ile olan ilişkilerinden iyi şekilde söz etmek de mümkün değildir. AİHM’nin neredeyse tüm kararları Türkiye aleyhine verilmiş kararlardır. AB ve ABD, Türkiye’yi kıskaca almış görüntüsü içindedir. Türkiye, böylesi önemli meseleler dururken iktidar ve muhalefet mensuplarının günlük atışma ve sataşmalarını dinlemektedir.

 

Halkın durumu ve…

     İnsanımızın tansiyonu yüksektir. Öncelikle barış ve huzur ortamını yeniden yaratmalıyız. Böylesi çalkantılı dönemler tarihimizde hep olmuş, hep atlatmışızdır; ama faturasını yoksul insanımız ödemiş ve olmamız gereken yerde olamamışızdır. Kutuplaşma ve kamplaşmalar, insanımızda olması gereken kardeşlik duygularını değil husumet duygularını kamçılamaktadır.

    Bu nasıl sağlanacak? Elbette önce liderlerin daha nazik, daha yumuşar ve yapıcı demeçleriyle… Sonra TBMM’deki milletvekillerimizin tutumlarıyla. Oysa hiç de böyle olmuyor. TBMM’de yumruklaşmalar, küfürler, itiş kakışlar bitmek bilmiyor. Dolayısıyla yukarıda rüzgâr esse aşağıda fırtınalar kopuyor. Aile içinde, okulda, hastanede, trafikte günün her saatinde şiddet ve cinayet olaylarını görüyoruz.

   Gücümüzü göstermekten, ağzımıza her geleni söylemekten biraz kaçınsak ne kaybederiz? Bizi yasalar, toplum ve din kuralları hizaya getiremiyor. Gümüş değerinde olan sözün yerine altın değerindeki sükûtu neden tercih etmiyoruz?

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam