SON DAKİKA
reklam
reklam

Orta Doğu’da bitmeyen senfoni

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Kasım 2017, Pazartesi - 11:00   Okunma Sayısı:

Sekiz yıl savaşları
1988’de başlayan ve sekiz yıl süren savaş 1988 Ağustos ayında yapılan ateşkesle sona erdi. Daha sonra BM gözetiminde yapılan barış görüşmelerinden sonuç alınamadı. İran, ön koşul olarak topraklarındaki Irak askerlerinin çekilmesini isterken, Irak, Şatt-ül-Arap suyolu üzerinde ortak denetim kurulmasında ısrar ediyordu. Barış, Irak’ın Kuveyt’i 1990 Ağustos ayında işgalinden sonra ABD ile savaşa tutuşma korkusuyla İran’dan aldığı toprakları geri vermesi üzerine gerçekleşti. 
Savaşın sonuçları bir “hiç”ten ibaretti. Yaklaşık bir milyon insan hayatını kaybetmiş, taraflar küçük kazançlar uğruna ekonomik kaynaklarını tüketmişti. Sınırlar değişmemiş, petrol üretimi düştüğü için petrol fiyatları artmıştı. Çıkarcı Batı dünyası, borç karşılığı silah satışlarıyla Irak’ı desteklemişti. 
Borçları ödemekte zorlanan Irak, 1990 yılında Kuveyt’e saldırarak oradaki petrol kuyularını ele geçirmeye çalışmıştı. Orta Doğu topraklarına yapılan bu ilk müdahale, belki gelecekte uygulanacak bir planın, BOP’un ilk ayağıydı, belki de bir yumuşatmaydı.

Körfez Savaşları
Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, 1990 yılından itibaren yeni gerginliğe neden olmuştu. ABD’nin başını çektiği ve sadece Irak’a karşı 37 ülkenin katıldığı koalisyon güçleri 17 Ocak 1991 günü yeni bir savaş başlatmıştı. Dün Irak’ın karşısına çıkardıkları İran yetmemiş, bu kez diğer Müslüman ülkeleri, Birleşik Krallık, Suudi Arabistan, Suriye ve Mısır’ı da sekiz yıl savaşmış olan yorgun Irak ordusunun karşısına çıkarmışlardı.
II. Dünya Savaşı’ndan sonraki en geniş çaplı askeri koalisyon gücü, havadan yumuşatmaların ardından Irak topraklarına orantılı güçlerle (!) çıkmıştı. Savaşın 60 milyar ABD doları civarındaki maliyetinin 36 milyarlık kısmını tek başına Suudi Arabistan karşılamıştı. ABD, savaşın kalan maliyetini de Katar, Bahreyn, Umman, Japonya ve Almanya’ya yüklemişti. 
Her iki Körfez Savaşı’nın gösterdiği sonuç, Arap ülkelerinin birleşmesi fikrinin darbe yemiş olmasına rağmen Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde köktenci akımların güçlenmiş olmasıydı. Araplar, Körfez Savaşı’nda Batı’nın çıkarlarını korumak için savaştıklarını sonradan anlayacaklardı. 
Evet, Irak zayıflamış; ama İran güçlenmiş ve bölgedeki ağırlığı artmıştı. İsrail, Irak’ın yenilmesiyle biraz rahatlamıştı. Orta Doğu topraklarında kontrollü güçler olmasının önüne geçilmişti. Bu gelişmeler de BOP’un ikinci ayağı olmalıydı.

Afrika rüzgârları / Arap baharı
BOP’un diğer ayağı 21’inci yüzyılın Arap dünyasında halkların demokrasi, özgürlük ve insan hakları talepleri olarak ortaya çıkan büyük bir hareketti. Tunus’ta başlayan olaylar, Cezayir, Libya ve Mısır üzerinden Suriye, Bahreyn, Ürdün ve Yemen’e sıçramış, iktidarları sallamıştı. Hatta bazı hükümetleri yerinden etmişti. Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta ise küçük çapta olaylar görülmüş; ancak küresel bir nitelik kazanmıştı. 
Bu karakterdeki olaylar Suriye’de biraz daha farklı şekilde gelişmişti. 15 Mart 2011 günü Dera’da başlayan Beşar Esad karşıtı hareketler, mensuplarının silahlanmasıyla topyekün çatışmaya dönüşmüştü. Baskıcı Esad rejimini devirmek ve özgür Suriye devletini kurmak amacıyla silahlanan güçlere dışarıdan askeri ve ekonomik destek de sağlanıyordu. 
Günümüzde Suriye’deki kontrolün tam anlamıyla Beşar Esad’ın elinde olduğundan söz edilemez.  Arap ülkeleri yine Suriye’nin karşısına dikilmişler; sağladıkları sermaye, silah, asker ve harp vasıtaları desteğiyle Müslüman kanının dökülmesine aracılık etmişlerdi... Bir de fazladan IŞİD belâsının ortaya çıkmasını sağlamışlardı.

Irak’ın kuzeyinde çalkalanma
Dünya basınında Irak ile ilgili haberlere hâlâ geniş yer veriliyor. Özellikle Kuzey Irak’ta önemli gelişmeler oluyordu. Saddam’ın devrilmesinden sonra en güvenli bölge olarak gösterilen Irak’ın kuzeyinde referandum yapılıyor, bölgenin Irak’tan koparılacağı tüm dünyaya haykırılıyordu.   
4 veya 5 yıl öncesiyle Irak’ta çıkarılan 2 milyon varil civarındaki günlük petrolün 200-300 bin varilinin kayıp olduğu haberleri yabancı basında yazılmaya başlamıştı. Bu şaibeli durumu araştırma gereği bile duymayan Iraklı liderler pervasız demeçler veriyorlardı. Hükümet yetkilileri Irak halkını oluşturan unsurları görmezden geliyor, Türkiye’ye karşı PKK’yı kolluyorlardı. 
Irak’ın kuzeyinde derebeyliğini ilan etmiş olan ve kendi başına hareketlere yönelen Barzanî, Kerkük’te nüfus yapısının bozulmasına yönelik çalışmalar içine giriyor ve petrolün paylaşımı konusunda bencil davranıyordu. 
Küresel büyük güçlerin istihbarat örgütleri Türkiye sınırlarına giriyor, Irak’ın kuzeyini manevra alanı olarak kullanıyorlardı. IŞİD’in varlığından bile son derece çekinen Irak merkezî hükümeti, hiçbir tedbir alamıyordu. Türkiye’nin kararlı uyarıları, müşterek operasyon düzenlemeleri ve Rusya-ABD arasında koordinasyon çalışmaları sonuç verince IŞİD bölgeden çıkarıldı, Barzanî referandum sonuçlarını geçersiz saydı.
Sevgili okurlar, görüyorsunuz 1,5 sayfalık bir olaylar dizisinin geçmişte 35-40 yıllık bir derinliği var. Elin oğlu hedeflerine ulaşmak, menfaatlerine halel gelmesini önlemek için planlarını kuşaktan kuşağa torunlarına devrediyor. Benzer olayları Atatürk, bir asır önce kaleme aldığı Nutuk’ta belirtmiştir. Gençliğe Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti’ni koruma ve kollama görevini verdikten sonra bunun gençliğin en kıymetli hazinesi olduğunu belirttikten sonra;  
“…  İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır…” demek suretiyle bağımsızlığımıza ve Cumhuriyet’imize müdahale edenlerin olacağını hatırlatmıştır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam