Gezilen yerlerde küçük sohbetler
Turistlerin gezi yerleri arasında Bizans surları, eski kiliseler, yok olmuş (yok edilmiş) mekânlar dizisi diyebileceğimiz özgün kültürel miras sayılan manastırlar, Osmanlı yapıları, kültür olgusu ve doğal çevre sayılabilir. Ülkemize konuk olarak gelenler, Sultanahmet Meydanı’ndaki dikili taşlara çok ilgi duyuyorlar.
Daha önceki yıllarda gelenler ise Sulukule ve ekibini soruyorlar. Roman dans ve havalarından çok etkilendiklerini söyleyenler, Galata Kulesi’ni denize bağlayan surları gösteren planlara bakarak sur kapılarının yerlerini belirlemeye çalışıyorlar.
Ben de bu gezi ve anlatımlardan bazı çıkarsamalar yapmıştı. Düşüncelerimi sizlerle paylaşmak isterim:
Eski eserler yeni yapılar
Doğaya ilgisiz kalmamız en büyük hatamızdır. Boğaz’da yaptığımız vapur gezisi sırasında turistler bir yandan resim ve video çekimi yapıyorlar, bir yandan da soruyorlardı. En dikkat çekici ve en can alıcı sorular arasında beton ve taş yığınlarının koruluklarla yeşil alanların içine kama gibi girmiş ve bir coğrafya köşesinin ancak bu kadar tahrip edilebildiğinin söylenmiş olmasıydı.
Derme-çatma veya estetik anlayıştan uzak yapıların, tarihi mekânları gölgede bırakması hatta bazı yerlerde yutmuş olmasını da dile getiriyorlardı. Yerel taş örgülerinin, köşe birleşimlerinin, detay ve motiflerin fotoğraflarını çekiyor, videoya kaydediyorlardı.
Özellikle Polonezköy, Elmalı, Mahmutşevketpaşa köylerine gidenler, bir hayvan barınağı veya çiftlik (yayla evi) evini, kamış çubuklarla yaratılmış gölgelik alanları resimlemişlerdi. Bütün b unların bir kültür ve sanat dergisinde yer alacağı şüphesizdir.
Kültürel faaliyetler
Dünya müzeciliğinde Harbiye Askeri Müzesi’nin önemli bir yeri vardır. Mehter birliği, dünyanın birçok yerinde “Mehter Konserleri” vermektedir. Geçmiş dönemi yansıtan kılık ve kıyafetler, mekânlar, hareketler ve Osmanlı marşları turistlerin çok ilgisini çekmektedir.
Üç kişilik Alman aileyi Askeri Müze’ye de götürmüştüm. Aynı gün Türk’ten fazla yabancı turist –özellikle Japon- olduğunu gördüm. Şişe dibi gibi gözlükleriyle ve ilgiyle İngilizce anlatımı dinliyor, resimler çekiyorlardı.
Arkeolojik kazılar
Kültür Bakanlığı himayesinde İ.Ü. Edebiyat Fakültesinden teşkil edilen bir grupla kalede arkeolojik kazı yapılıyor, ben de bulunan askeri objelere (kovan, misket, küçük gülle, barutluk, üniforma düğmesi vb) raporlar yazıyordum. Kitap hazırlıyor olmam nedeniyle hem kale hem de tepeler hattında detaylı keşif ve araştırma yapmıştım. Bu bölgenin beşerî ve tarihi coğrafyası hakkında bilgi sahibiydim.
Çalışma yaptığım günlerden birinde iki turistin mavi ve yeşilin buluştuğu Karadeniz’e açılan Anadolukavağı-Yoros köşesinde doğal peyzaja önem verdikleri dikkatimi çekmişti. Onlara bilgi verirken bir soruya muhatap olmuştum. “Kale alanı ve mezarlığın bir bölge halinde korumaya alınması düşünülüyor mu? Yarın buralara çeşitli binalar yapılırsa bölgenin yıldızı söner.” Ben de bu soruyu yetkili ve ilgililerimize sunuyorum.