SON DAKİKA
reklam
reklam

Sevgi dolu olmak

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2024, Pazar - 23:14   Okunma Sayısı:

    Maraş depremini büyük acılarla yaşadık. Ulusça ağladık, onlarla birlikte dertlendik, acılarını kendi acımız gördük. Kimimiz bağışta bulundu, kimimiz evini verdi, kimimiz de anasız babasız çocukları evlat olarak yanına aldı.

    Daha önceki yazılarımda belirtmiştim. 24 Kasım 1976 Çaldıran-Muradiye, 13 Mart 1992 Erzincan depremi ve emekli olduktan sonra 17 Ağustos 1999 Yalova depremleri bana hafızamdan silinmeyecek dersler vermiştir.

    Çaldıran depreminde Pir Raşit Dağı’nın köylerine çadır ve ekmek dağıtmak üzere görevlendirilmiştim. Sekiz er, bir REO kamyon ve sadece düz alanda kısa mesafe görüşmesi yapan bir telsizle hazırlanıp Erciş’ten Van yoluna çıktık.

Araçta hemen harita keşfi yapmış, gideceğimiz dağ köyünün sarp ve kayalık olduğunu tespit etmiştim. Her yerde kar olduğu için ana yoldan köy yoluna sapınca istikametimizi bulmakta güçlük çekmiştik. İlk taş yapıları görmüş ve oraya yönelmiştik. Ağlama ve inlemeleri duyunca hepimiz araçtan indik. Farları yıkılmış taş yapıları görecek şekilde aracı çevirttim. El fenerlerimizin de yardımıyla hemen yıkık binaların içine girerek depremzedeleri kurtarmaya başladık. Bir yaşlı adamcağızın belden aşağı kısmı yıkıntılar arasında kalmış ve çıkamıyordu.

 

“Donmamak için arada bir kollarının üzerine dayanarak oturma vaziyeti aldığını, Allah’ın bu gücü kendisine verdiğine göre yaşayacağına inandığını söylemiş ve haline şükrederek dualar etmişti.” 

 

17 Aralık 1999 Yalova depreminde kurtulan bir baba şöyle konuşmuştu:

“Daha düne kadar her şeyim vardı. Ailem, çocuklarım, evim, arabam… Şimdi elimde sadece bu fener var…”

    Maraş depreminde ise enkaz altında video çektiren bir kadıncağızın söylediklerine bakın:

 

“…Hakkınızı helal edin. Birçok insanın bende hakkı var. Mustafa’ya 2.500 lira borcumuz var.  Telefon elinize geçerse kimsenin hakkını koymayın. Yardım parası var. Moruk Ahmet’in çocuklarına onu ödeyin”

 

Düşünmek zorundayız

    Bu üç olay, yaşayanlar için ne kadar önemli değil mi? Hayatın kıymetini, sevdiklerimizin değerini bilmeliyiz. Onları ne zaman kaybedeceğimizi bilmiyoruz.

    Üzerimizde varsa kul hakkının son anda aklımıza gelmesi veya borcumuzu hatırlamış olmamız ne kadar önemli… Depremde birbiriyle küs olarak dünya hayatını terk edenlerin, gereksiz tartışmalarla birbirlerini kıranların biraz oturup düşünmeleri gerektiği kanısındayım. Ya bu kadıncağız hayatını kaybetseydi, bu sözleri söyleyemeseydi ne olacaktı?

    Yaşarken kıymetini bilmediğimiz kişilerin değerini kaybettikten sonra anlamaya başlıyorsak, sahip olduğumuz mal ve servetin elimizden çıkmasıyla nedenini araştırıyor ve üzülüyorsak bir yerde yanlış yaptığımızı sorgulamalıyız. Sevgisizlik, hoşgörüsüzlük ve yasa ve kurallara saygısızlık bizi bu hale getirebiliyor.

    Sevgisizlik üzerine Behçet Necatigil’in şiiri ne kadar anlamlıdır. Necatigil, “Sevgilerde” isimli şiirinde insanların dışa vurmaya çekindiği sevgilerini kaleme alarak insanlığa kendince sitem etmiştir. İşte “Sevgilerde” şiirinin sözleri:

 

Sevgilerde

 

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

 

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

 

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

 

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı

           (BEHÇET NECATİGİL)

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam