Bildiğimiz üzere 3.5 yıldan bu yana ekonomik kriz yaşıyoruz ve geleceğe dair özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın çektiği ekonomik sıkıntılar sebebiyle hayal kırıklığı, ümitsizlik gibi olumsuzluklara kapılıyoruz. Çünkü çektiğimiz sıkıntıların maalesef sonu gelmiyor ve sürekli yarın endişesiyle yaşamaya başladık. Yaşamakta olduğumuz bu süreçte ihtiyaçlarımızı bir tarafa bırakarak beslenmemiz için gerekli gıda ürünlerine de maddi imkansızlıklar yüzünden ulaşmamamız bile söz konusu.
Hiçbir hükümet, vatandaşının refah düzeyini düşürmek, alım gücünü azaltmak, halkını enflasyon altında ezmek istemez. Aksine halkın her konuda rahat etmesi, sosyal yaşamının düzelmesi gibi olumlu gelişmeler için çalışır. Ancak ülkemizde 21 Eylül 2021 tarihinde başlayan ve uzun süre uygulamaya devam edilen düşük faiz yüksek kur politikası yüzünden ekonomide dengeler negatif yönde değişti ve her zaman olduğu gibi faturasını hepimiz millet olarak çekiyoruz ve önümüzdeki yıl da çekmeye devam edeceğiz gibi gözüküyor.
Ülkemizde ekonomik olumsuzlukların yaşanmasında en temel sebep enflasyon yüksekliğidir. Enflasyonun düşmesi için ise öncelikle milli gelirin çoğalması, üretim kaynaklarının doğru ve en verimli şekilde kullanılması, ihracatın artması gibi faktörlere bağlıdır. İktisatta arz ve talep kanunu diye adlandırılan bir kavram vardır. Bir malın arzı arttıkça fiyatı düşer, talebi arttıkça ise fiyatı yükselir. Hiçbir malın fiyatı da alıcı ve satıcı tarafından belirlenemez. Alıcı ve satıcının anlaştığı noktada fiyat kendiliğinden oluşur. Ancak tekel piyasalarında bu kural geçerli değildir. Örneğin İstanbul sebze haline bir gün 20 ton domates geldiğinde fiyat yükselir ama 50 ton domates geldiğinde ise fiyat düşer. Demem o ki tarımda sanayide çok üretmemiz için çok çalışmamız gerekecektir. İşte tarımda ve sanayide üretim miktarımızın yükselmesi için sıkı ve sürdürülebilir projelerimizin hayata geçirilmesi gerekecektir.
Yukarıda bahsetmeye çalıştığım düşük faiz yüksek kur projesinin temel amacı üretim girişimcilerine yerli ve yabancı fark etmeksizin ucuz kredi vererek Türkiye’yi Ortadoğu’nun üretim üssü durumun getirmek, ihracatımızı yükselterek merkez bankasının döviz rezervlerini çoğaltarak döviz kurlarını ve enflasyon oranlarını kontrol altına almaktı. Ancak hedefe bir türlü ulaşılamadı çünkü ucuz kredi bir türlü üretim sektörüne hizmet edemedi. İşte sıkı ve sürdürülebilir bir sanayi politikasının oluşması bu açıdan son derece önemlidir. Devlet desteklerinin nerede kullanıldığı, amaca uygun projelerin üretip üretilmediği daha da ötesi kredi verilen üretim işletmelerinin belirli zaman periyotlarında çok sıkı denetlenmesi gerekir. Bir diğer önemli konu ise yaptığımız üretimin yüzde elliden fazlasının ara mal ve hammaddesini yurt dışından döviz ödeyerek tedarik ediyoruz ve bunlara döviz ödüyoruz. Kur değerlerine bağlı olarak ödenen paralar da üretim maliyetlerine yansıdığı için enflasyon olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla kredi kullanımı konusunda ithal ikame ürün üreten işletmelere öncelik verilmeli ve sürekli desteklenmelidir.
Tarım üretimine gelirsek, bundan yaklaşık 10 yıl önce kendi kendimize yetecek kadar üretim yaparken günümüzde başta baklagiller olmak üzere birçok gıda maddesini döviz ödeyerek ithal ediyoruz ve sanayide olduğu gibi kurlar yükseldikçe gıda ürünlerinin fiyatı da artıyor. Son günlerde ülkemizin dört bir yanında yaşanan olayları hepimiz yazılı ve görsel basından izlemekteyiz. Domates, kaysı, fıstık, karpuz toplama maliyetini bile karşılamadığından yollara dökülüyor veya tarlada kalıyor. Hâlbuki yerel yönetimler vasıtasıyla her bölgede ekilebilecek ürünler ve miktarları devlet tarafından hesaplanarak çiftçinin yönlendirilmesi ve bu uygulamalar için gerekli destekler tekrar gözden geçirilerek ekim miktarına göre arttırılması gerekir. Şimdiki uygulamada Antalya halinden domatesi bedavaya alsanız bile İstanbul haline gelmesi kg. Başına yaklaşık 10 TLdir.Böyle olunca da tüketici olarak pahalı şekilde soframıza gelmektedir. Öncelikle çiftçinin olmazsa olmazı olan fide, tohum, gübre, mazot gibi girdilerden KDV ve ÖTV alınmamalıdır.
Konuya dönmemiz gerekirse işte yukarıda saydığım nedenler göz önüne alındığında enflasyonun düşmesi son derece zor gözüküyor. Örneğin domates yollara döküldü yani para etmedi diye gelecek yıl çiftçi domates ekmeyeceği için veya arzı az olacağı için fiyatı da yüksek olacaktır. Diğer gıda maddeleri için de aynı olay geçerli olacağına göre gıda krizi yaşamamız ihtimal dahilindedir.
İşte yukarıda bahsetmeye çalıştığım sebeplerden dolayı vatandaşlarımızın enflasyon konusunda maalesef düşünceleri olumsuz seyretmektedir. Çünkü daha önce ekonomi yetkilileri tarafından yapılan tahminlerin hiç birisi tutmamış hatta daha da yükselmiştir.
Geçtiğimiz 5 eylülde açıklanan orta vadeli planda 2024 yılı enflasyon hedefinin %41.5,2025 yılı için ise %17,5 olarak öngörülmüştür. Ancak bunun gerçekleşmesi çok zordur. Geçen aylarda akaryakıt, doğalgaz ve elektriğe yapılan yüksek oranlı zamlar iğneden ipliğe her türlü ürünün fiyatının artmasına sebep olmuştur. Ayrıca, merkez bankası rezervlerimizin yeterli olmaması, kısa vadede ödememiz gereken borçlar, bütçe açığı da dikkate alındığında enflasyon hedefinin %50 olması iyimser bir tahmin olacaktır.
Ağustos ayına ait sektörel enflasyon beklentileri bilgileri aşağıdadır.
Ağustosta 12 ay sonrası için yıllık enflasyon beklentileri, piyasa katılımcıları için 1,3 puan azalarak yüzde 28,7 seviyesine geriledi.
Bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi reel sektör için 1,2 puan azalarak yüzde 53,8 seviyesine geriledi. Bu beklenti hane halkı için 1,1 puan artarak yüzde 73,1 seviyesine yükseldi.
Enflasyon beklentilerinde hane halkı ile piyasa katılımcıları arasındaki 44,4 puanlık fark dikkat çekti.
TEBA ANKETİ
Koç Üniversitesi tarafından KONDA Araştırma ve Danışmanlık şirketiyle ölçülen Türkiye Hane halkı Enflasyon Beklenti Anketi Temmuz Ayı (TEBA) Sonuçları da hane halkı enflasyonun beklentilerini ölçen bir başka anket.
Bu ankete göre hane halkının 12 ay sonrası için enflasyon beklentisi ise yüzde 100 civarında ölçüldü.
PİYASA KATILIMCILARI NE ÖNGÖRÜYOR?
Merkez'in 65 ekonomistle yaptığı piyasa katılımcıları anketine göre katılımcıların 2024 yıl sonu enflasyon beklentisi haziran anketinde yüzde 43,5 iken temmuz anketinde ise 42,95 olmuştu.
Temmuzda TÜFE'de artış beklentisi 12 ay sonrası için yüzde 31,79'dan yüzde 30,02'ye, 24 ay sonrası için yüzde 20,33'ten yüzde 19,32'ye inmişti.
TCMB'nin enflasyon hedefi ise 2024 sonu için yüzde 38 seviyesinde bulunuyor.
FARKIN YÜKSEK OLMASI NE ANLAMA GELİYOR?
Ankete göre gelecek 12 aylık dönemde enflasyonun düşeceğini bekleyen hane halkı oranı bir önceki aya göre 0,3 puan artarak yüzde 29,6 seviyesinde gerçekleşti.
Türkiye'de bir yıldan uzun süredir sıkı para politikası yoluyla enflasyonla mücadele programı uyguluyor. Ekonomi yönetimi her fırsatta önceliklerinin enflasyon olduğunu, Türkiye'nin dezenflasyon patikasına gireceğini söylüyor.
Ancak anketlere yansıyan verilere göre halk enflasyonun düşeceğine ikna olmuş değil. Hane halkının enflasyon beklentisi ile piyasa katılımcıları arasındaki fark, vatandaşın enflasyonda düşüş olacağına ikna olmadığı anlamına geliyor.
Geçmiş dönemde para politikası aracılığı ile enflasyon göz göre göre artırılmış, AKP yönetimi seçimlere yüksek kur ve yüksek enflasyonu göze alarak düşük faiz ve kredi bolluğuna dayanan bir büyüme politikası ile gitmiş, bu yolla Haziran 2023 seçimlerinden başarı ile çıkmıştı.
Seçimlerin ardından ekonomi yönetiminde de kökten bir değişikliğe gidilmişti. O dönemde Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek göreve gelmiş ve Merkez Bankası yönetimi yenilenerek sıkılaştırıcı para politikasına geri dönülmüştü. Bu politikalara yüksek vergiler ve kemer sıkma politikaları eşlik ederken son olarak temmuzda yıllık enflasyon yüzde 61,78'i gördü.
STAGFLASYON MU GELİYOR?
Anket sonuçları daraltıcı politikalarla canı yanan vatandaşın enflasyon oranında keskin düşüş gerçekleşeceğine inanmadığını gösteriyor. Bu durum ekonomistler arasındaki stagflasyon tartışmalarını da ateşliyor.
Stagflasyon, bir ekonomide önceki dönemlerden daha düşük büyüme yüksek işsizlik ve enflasyondaki yükseliş seyrinin sürmesi durumlarının aynı anda ortaya çıkması olarak tanımlanırken önümüzdeki dönemde enflasyonun seyri bu durumun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinde belirleyici olacak.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar