- Dünya Savaşı 1945 yılında bitmiş, milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Maddi hasar ise bugünün diliyle belki de milyarlarca dolara mal olmuştur. Avrupa, yaralarını sarmaya ve yeniden kalkınma hamlelerini başlatmış olmasına rağmen Uzak Doğu’da özellikle Çin, hâlâ kendi hâkimiyet alanını genişletmenin ve Uzak Doğu’daki Komünist partilerin gelişmesini sağlamanın derdine düşmüştü.
Her iki savaşı da Soğuk Savaş döneminin ABD-Sovyetler mücadelesi şeklinde görmek mümkündür. Bu dönemde Sovyetler Doğu Avrupa hâkimiyeti peşinde koşarken Çin, Uzak Doğu’yu dizayn etmeye çalışıyordu.
Sovyet destekli Kuzey Kore’nin işgali ile Doğu Bloku lehine başlayan savaş, Güney Kore’nin ABD desteğini almasıyla Batı Bloku lehine dönmüştür. Savaşı bu şekilde döndüren Batı Bloku’nun Kuzey Kore’yi işgal etmeye başlaması ve Çin sınırına yaklaşması, savaşa daha önce ilgisiz olan Çin’in tepkisine yol açmıştır.
Çin, daha önce kendi idaresi altında olan Tayvan Adası’nı tekrar geri alma planları yapıyordu. Komünist yönetim, tıpkı bugün Rusya’nın NATO’yu uzakta tutmak istemesi gibi Amerikan emperyalizmini kendi yakınına sokmak istemiyordu. Bu nedenle Kore Savaşı Çin-ABD Savaşı haline dönüşüyordu. Bugün için Çin aynı huzursuzluğu yaşamaktadır.
ABD yeni ittifak arayışında
Kore Savaşı devam ederken ABD, 1951 yılında iki Pasifik ülkesi olan Avustralya, Yeni Zelanda ve Filipinler ile Çin’e karşı güvenlik anlaşmaları imzalamıştır. Daha önce bu konuda yazdığım bir yazıda, ABD’nin Avrupa güvenliği konusunda Rusya’ya karşı set oluşturduğunu, Çin’e karşı da doğuda kuşatıcı faaliyetler içinde olduğunu düşünebiliriz.
Çin Hindi bölgesi, II. Dünya Savaşı esnasında Japon İmparatorluğunun eline geçse de buradaki hâkimiyeti uzun sürmedi. Japonya’nın mağlubiyeti ile Vietnam, Laos ve Kamboçya arasında üçe bölünen Çinhindi bölgesi, Vietnam’ın da 1954’te kendi içinde bölünmesiyle dörde bölünmüş oldu. Vietnam, ABD’ye yanaşınca yeniden savaş çıkmış, bu savaş 1945 Fransız işgaliyle birlikte 30 yıl kadar sürmüştür. Çin, bu bölgede egemen olmuştur.
Çin Komünizmi’nin daha fazla yayılmasını önlemek amacıyla 1967 yılında Güneydoğu Asya Uluslar Birliği kurulmuştur. Özellikle 1997 yılında Japonya’nın da dahil edildiği bu birlik bölge ülkelerinden büyük katılıma sahne olmuştur.
ABD’nin Çin’i kontrol altında tutmak istemesinin sebepleri arasında,
* Komünist yönetimin Uzak Doğu’da yayılmasını önlemek,
* Dünün sosyalist imparatorluğu olan Rusya’nın tek lider sultasıyla yönetilmesine Çin’in sağlayacağı desteği kesmek,
- Uzak Doğu ve Afrika limanlarını kiralamak suretiyle ticari hacmini büyültmek isteyen
Çin’i yeni tedbir ve uygulamalarla zayıf düşürmek istemesi yatmaktadır.
Çin’den yeni bir atak
Çin Dışişleri Bakanı Vang Yi, G20 ülkelerine Birleşmiş Milletler (BM) çerçevesinde uluslararası temsil, ekonomi ve maliye, yapay zeka, ticaret, tedarik zincirleri, barış, güvenlik ve kalkınma alanlarında küresel yönetimi reforme etme çağrısı yapmış. Bakan Yang bu önerileri şöyle sıralamış:
- Gelişmekte olan ülkelere BM'nin Güvenlik Konseyi gibi kilit organlarda daha fazla
temsil ve söz hakkı verilmesi,
- G20 üyeleri, BM reformunun destekçisi olmalı; seçici değil gerçek çok taraflılığı
savunmalı,
- BM çerçevesinde bir yapay zeka yönetim mekanizması kurulması,
- Bu mekanizmanın uluslararası iş birliğini ve kapasite geliştirmeyi hedeflemesi,
- G20 ülkelerininküresel ekonomik ve mali yönetim reformun destekçisi olması,
- Makro ekonomik politika koordinasyonunun güçlendirilmesi, büyük ekonomilerin yaptığı uyarlamaların negatif etkilerinin azaltılması ifadelerini kullanmış.
Bakan Yang, "Yüksek çitli küçük bahçe' anlayışına karşı çıkılmasını istemiş ve BM'nin Gelecek Zirvesi'nde kabul edilen Küresel Dijital İlkeler Sözleşmesi'nin hayata geçirilmesinin önemini belirterek Kuzey ile Güney ülkeleri arasındaki dijital uçurumun giderilmesi gerektiğini vurgulamış.
Yang konuşmasının devamında ise, G20 ülkelerinin küresel ticaret yönetimi reformunun da öncüsü olması gerektiğine işaret ederek, "G20, kuruluşundaki açık dünya ekonomisi idealine bağlı kalmalı, ticaretin serbestleşmesi ve kolaylaştırılması için çalışmalı, korumacılığın her türüne, 'yüksek çitli küçük bahçe' anlayışına karşı çıkmalı." değerlendirmesinde bulunmuş.
Yorumlama
Bu demeç, bizler tarafından okununca ne kadar yapıcı ne kadar barışçı ve dünya halklarını kucaklayıcı geliyor değil mi? Oysa ben yazının giriş bölümünde Çin’in ABD ile rekabetini ve kendi bölgesinde yayılma isteğini yazdım. Günümüzde bile Uygur Türkleri konusunda, Tayvan konusunda tavrı ortadadır. Kalitesiz ama ucuz mal üreterek dünya ticaretini sabote etmektedir.
Uzaya uzanma ve uzaydan dünyaya egemen olma çabalarını ve nükleer silah üretimini arttırma gayretlerini göz ardı edebilir miyiz? Ve hatta Tayvan ile ilgili konuda nükleer silah kullanabileceği tehdidini hissettirmesini (Daha sonra ABD Çin’den Tayvan’a nükleer silah kullanmayacağı garantisini almıştır.) unutabilir miyiz?
Herkes değişim ister, ama kendisine bulaşmadığı sürece… Bir Avrupalı Bakan da çıksa ve Çin’e, “Değişime önce sizden başlayalım, nükleer silah sayınızı beş yıllık bir süreçte sıfıra indirin” dese Çin kabul eder mi? “Bırakın Tayvan demokratik bir ülke olarak kendi sınırları içinde yaşasın” dese Çin kabul eder mi? Batı’nın ticaretine iliklerine kadar girmiş olan Çin mallarına karşı daha fazla Batı ürününün Çin’e girmesini sağlayın” dese Çin kabul eder mi?
O zaman Çinli yöneticilerin iğne-çuvaldız ikilemine de dikkat etmeleri gerekir.