Uluslararası hukuk, Birleşmiş Milletler (BM)’de veto yetkisine sahip olan ve aynı zamanda dünyanın en çok silah üreten ve pazarlayan ülkeleri durumundaki beş daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Birleşik Krallık) güç kullanımıyla tahrip edilmiştir.
Balkanlarda Bosna’da ve Kosova’da yaşananlar, Çeçenistan, Sudan-Darfur’da İngilizlerin yarattığı soykırımın etkilerini, Arakan ve Ruanda’da mazlum insanların başına gelenleri, Doğu Türkistan’da Çin’in, Cezayir İç Savaşı’nda Fransa’nın zulümlerini, Libya halkının çilelerini, Mısır’da Rus destekli 2013 darbesini, Afganistan, Irak’ta ABD’nin, Gürcistan ve Ukrayna’da Rusya’nın yaptığı işgal ya da askeri müdahaleleri hatırlayalım.
O topraklarda yaşayan insanlar hayatlarını kaybettiler, yerlerini terk etmek zorunda kaldılar veya işkenceye uğradılar. Eğer sorumlu aranıyorsa BM’nin beş daimî üyesidir sorumlular.
Filistin meselesi
Bu konuda daha önce üç araştırma yazısı daha yazmış, Filistin Sorunu’nu Gazze olayları ve Gazze’nin kaybedilmesiyle anlatmaya çalışmıştım.[1] Kitabın asıl yazarı e. Arap Generali Mahmut Nedim Şükrü’dür.
Filistin meselesi esasen 1948 yılında İsrail’in resmen kurulmasıyla başlamıştır. Dünyanın bugünkü düzeni ise her iki Dünya Savaşı’nın, Balkan ve Trablusgarp Savaşlarının sonucunda galip ülkelerin kendi hak, alâka ve çıkarları doğrultusunda şekillenmiştir. Bugünkü Güneydoğu Anadolu bölgemizin sınırları nasıl cetvelle çizildiyse dünyanın değişik bölgelerinde de çeşitli hukuksuzluklar yapılmıştır.
Filistin, devlet olma mücadelesi verirken Batı, Filistin’i tanımama mücadelesi vermektedir.
Acı olan ise İslam Dünyası’nın Filistin’in yanında yer almamasıdır. Halkı Müslüman olan ülkeler arasında Türkiye’nin sesi çok çıkmakta olmasına rağmen, diğer Arap ülkelerinden yeterli desteği alamamaktadır.
51 Müslüman ülkenin topraklarında dünyadaki üretimin yüzde payları şu şekildedir;
** Petrol üretiminin yüzde 65’i,
** Doğalgaz üretiminin yüzde 51’i,
** Uranyum yataklarının yüzde 39’u,
** Doğal kauçuk üretiminin yüzde 70’i,
** Kalay üretiminin yüzde 52’si,
** Buğdayının yüzde 15’i,
** Pirincinin yüzde17’si,
** Baharat üretiminin yüzde 39’u,
** Şeker pancarı ve şekerkamışı üretiminin yüzde 31’i,
** Fosfat üretiminin yüzde 41’i İslam ülkelerinde yapılıyor.
Neden birlik olamıyorlar
İslam gibi bir dine sahip olmalarına rağmen mezhepçi, tarikatçi, ideolojik ayırımcı tutumlar nedeniyle İslam dünyası fikir üretemiyor ve ortak hareket edemiyor. Bunun en basit örneğini İsrail’in kıyım yaptığı insanlara karşı bir tavır almamalarında, seslerini çıkarmamalarında ve bir girişimde bulunmamalarında görüyoruz.
Özellikle Arap Yarımadası’ndaki ülkeler, İsrail’e karşı suskun kalmanın ötesinde hava ve deniz sahalarını İsrail’e kapatmıyorlar, ekonomik kısıtlamalar uygulamıyorlar, BM görüşmelerinde ses çıkarmıyorlar.
Arap Dünyası
BAE ve Bahreyn’in öncülük ettiği, Fas ve Sudan’ın da katıldığı İbrahim Anlaşmaları ise İsrail’i tanıma ve normalleşme sürecinin belkemiğini oluşturmaktadır. Suudi Arabistan bu sürece katılmamış, Katar ise siyasi normalleşmeden ziyade İsrail’le ekonomik iş birliğinin geliştirilmesi yönünde tutum almıştır.
İsrail’in Ürdün’le ticareti geçen yıla göre yüzde 54 artışla 55 milyon dolara yükselmiş, Mısır’la ticaret ise yüzde 41 artışla 23,6 milyon dolara ulaşmıştır. Fas ise bu yıl İsrail ile ticaretinde yüzde 94 artış sağlamıştır.
Katar, İsrail’in siyasi alanda meşruiyet elde etmeden ekonomik işbirliğini geliştirme görüşünü savunmakta, bu yönde çözüme ulaşılmasını talep etmektedir.
Türkiye-İsrail ilişkileri
Türkiye-İsrail ekonomik ilişkileri son 20 senede önemli gelişme göstermiştir. 2002 yılında 1,41 milyar dolar olan ticaret hacmi 2022’de 8,91 milyar dolara kadar çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) özel ticaret sistemi verilerine göre AK Parti iktidarının başladığı 2002 yılında Türkiye’nin İsrail’e ihracatı 861,4 milyon dolar; İsrail’den ithalatı ise 544,5 milyon dolar idi.
2022’de ihracat 6,74 milyar dolara yükselirken ithalat da 2,17 milyar dolara çıkmış, ticaret hacmi ise 1,41 milyar dolardan 8,91 milyar dolara ulaşmıştır. Buna göre ticaret hacmi son 20 yılda %532 artış göstermiştir.
TÜİK genel ticaret sistemi verilerine göre 2022 yılında İsrail Türkiye’nin en çok ihracat yaptığı 10’uncu ülke konumundadır.[2] Erdoğan ile Netanyahu 20 Eylül’de New York’ta tüm bu ticari iş birliğinin de ötesine geçerek İsrail-Türkiye Doğalgaz Boru Hattı projesini görüşmüş, iş sadece imzaların atılmasına kalmıştı…
Sonuç
Filistin’e giden çözüm yollarının sonlanabilmesi için daha çok tepelerin aşılması gerekiyor. Burada saymadığımız Suudî Arabistan, Azerbaycan, Cezayir, Pakistan, Hindistan, Afganistan gibi ülkelerin de İsrail ile ilişkilerini tek tek ele almak gerekir.
İktisaden güçlü Arap ülkeleri, ağabeyleri ülkelerin dümen suyunda gitmeyi tercih ettikleri için çözüm üretemez, üretilmiş olan komplolara, senaryolara ve planlara boyun eğerler. İnsan haklarından bahsederler, ama nükleer füzelerin sayısını azaltmazlar. Bununla da kalmazlar İsrail’e en büyük ve en ağır füzeleri satmaktan geri kalmazlar.
Irak ve Suriye’yi kimyasal silah bulundurmakla suçlarlar, ama kene, sinek, böcek gibi biyolojik savaşın ürünlerini üretirler, tarımı tekelleri altına alırlar. Kendi yağıyla kavrulan ülkelerin kümes hayvanlarını boğazlatırlar.
[1] Nedim, Mahmut, Şükrü, “Filistin Savaşı 1914-1918”, Çev: Abdullah Es, Gnkur. Basımevi, Ankara 1995, s: 2
[2] (Türkiye-İsrail ekonomik ilişkileri ne durumda, ticaret hacmi AK Parti iktidarında nasıl değişti? EuroNews 11/10/2023)