Osmanlı hâkimiyetine geçiş
Doğu Akdeniz’de yer alan küçük ülke Lübnan, tarih boyunca büyük dertler yaşamış ve 1516 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetine girmiştir. 400 yıllık süre içinde Osmanlı sanat anlayışı ve kültürü benimsenmiştir.
16’ncı yüzyıldan beri dünya üzerinde sömürgeler üreterek İngiltere ile yarışa giren Fransa, 1840’lı yılların başından itibaren Lübnan’da Maruni ve Dürzîler arasındaki çekişme ve çatışmalarda taraf olmuştur.
Fransızlar Marunilerin, İngilizler de Dürzîlerin yanında yer almışlardır. Her iki devlet, Gerileme Devrini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu bölge üzerindeki kontrol ve müdahale imkânının zayıf olduğunu gayet iyi değerlendirmişler ve istifade etmeye başlamışlardır.
Fransız etkisi
30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda Lübnan’ın ve daha kuzeydeki Suriye’nin petrol sahalarını ele geçiren Fransızlar, Doğu Akdeniz’e egemen olmuşlar, hatta İstiklâl Savaşı’mızın hemen öncesinde Anadolu’nun güneyi ve güneydoğusundaki bazı illerimizi dahi işgal etmişlerdi. (Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında Hatay topraklarımıza katılmıştır.) Lübnan’ın 1943 sonunda bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Fransa, bu topraklardan çekilmesini tamamlamış; ancak ilgisini eksiltmemiştir.
İsrail, 1982’de Lübnan topraklarının bir bölümünü işgal etmiştir. Bu tarihten hemen sonrasıyla Bekaa Vadisi’nde terör elemanlarının yetiştirilmesine sağladığı destekle Lübnan sık sık gündeme gelmeye başlamıştır.
Lübnan Parlamentosu, hasmane bir tutumla 2001 yılında sözde Ermeni soykırımını kabul etmiştir. (Fransa’daki Ermeniler, 18 Ocak 2001 tarihinde Fransız Ulusal Meclisi’nin sözde soykırım yasasını kabul etmesinde önemli rol oynamışlar ve Lübnan’daki Ermenileri de etkilemişlerdir.)
İsrail’in etkisi
İsrail, 12 Temmuz 2006’da sekiz askerinin öldürülmesi ve iki askerinin kaçırılması olayından sorumlu tuttuğu Lübnan’ı yeniden işgal etmiştir. İleri teknolojiyle donatılmış İsrail Hava Kuvvetleri’nin ağır bombardımanı, sivil halkın yok edilmesine ve büyük acılar yaşanmasına neden olmuştur.
Rakam belirtmek istemiyorum; ama mülteci sayısının bir milyon civarında olduğunu basından öğrenmiştik. Lübnan hükümeti ise maddî kayıpların 2,5 milyar dolara ulaştığını açıklamştı. Eylül 2006’dan itibaren bizim de dahil olduğumuz koalisyon gücü, BM’nin isteğiyle barışa hizmet etmek üzere görevlendirilmişti.
Petrol arama çabaları
2007 yılında Lübnan, Mısır ile birlikte birlikte GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi)’nin Kıbrıs Adası’nın tamamını kapsayacak şekilde petrol arama isteğine olumlu cevap vermişti. Her iki ülke, Türkiye’nin baskıları sonucu Kıbrıs Adası’nın kuzeyinde yapacakları petrol arama çalışmalarından vaz geçmek zorunda kalmışlardı.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bankacılık sektörünün güçlü olduğu, yabancı şirketlerin cirit attığı ve büyük paraların döndüğü Lübnan’da ipler emperyalist devletlerin elindeydi.
2006 verilerine göre Lübnan’ın dış borç tutarı 31 milyar dolar civarındaydı. Ulusal savunmaya bu nedenle pek de önem verilmemişti. Gücü yok denecek kadar az olan Lübnan ordusu, İsrail askerlerine karşı koymadığı gibi bir de çay ısmarlamıştır.
Lübnan’ın petrol aramalarına gösterdiği katılma isteğinin, kendi olanak ve yeteneklerinin dışında gelişme gösterdiği kesindi. Çıkar sağlamak amacıyla bölgeye ilgilerini devam ettiren ülkelerin ve bu ülkelerin petrol şirketlerinin Lübnan hükümetini teşvik ettikleri ve destekledikleri de düşünülebilir. Bir asır öncesinde sömürgecilik anlayışıyla yola çıkan ülkeler, bu misyonu günümüzde kurdukları dev şirketlerle yerine getirmektedirler.
Sonuç
Özü aynı olmakla beraber şekli farklı; ama ne hikmetse bölge hep Ortadoğu. II. Abdülhamit’e müracaatla başlatılan bu geniş bölgede Yahudilere toprak verme talepleri, I. Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin de bilinçli olarak Suriye’ye göç ettirilmeleriyle daha karmaşık hal almıştır. 1917 yılında Alman siyasetinin de bölgeye etkisi hissedilmiş, Alman generalleri Doğu Akdeniz’de kurulan Yıldırım ordularının içinde yer almamış mıydı?
Almanya ve Fransa, bu bölgeden elini ayağını çekse de yerini başkası dolduracak; dün Lübnan’dan başlatılan göçler, bugün Irak’tan, Suriye’den devam ettirilerek bölge genişletilecek; para ve sermayeye o gün Fransa el koyduysa bugün ABD el koyacak; Doğu Akdeniz’de hâkim olma isteği sürecek...
Ve böyle de oldu… İsrail’in Lübnan’a acımasız saldırıları karşısında Fransa Cumhurbaşkanı Macron, İsrail’e yaptıkları yardımı keseceklerini söyleyince İsrail Başbakanı Netanyahu ile karşı karşıya gelmiş ve birbirlerine ağır sözler etmişlerdir. Fransa, bu sürtüşmeyi insancıl olduğundan mı başlatmış yoksa geçmişte Lübnan’da sürdürdüğü sömürü politikasını aklına getiren dürtüler sonucu mu yapmıştır?