SON DAKİKA
reklam
reklam

Bu imaj silinmeli

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 20 Ekim 2024, Pazar - 00:12   Okunma Sayısı:

Filistin’in bölünmesine yönelik planlara karşı çıkmasına rağmen, 1948’de kurulan İsrail Devleti’ni Mısır’dan sonra tanıyan ikinci İslam ülkesi İran’dır. O dönemde monarşiyle yönetilen ülkenin başında Pehlevi hanedanlığı vardı ve ülke, Orta Doğu’da ABD’nin en büyük müttefiklerinden biriydi.

Bu nedenle İsrail Devleti’ni kuran ilk hükümet lideri David Ben-Gurion, yeni Yahudi devletinin Arap komşuları tarafından dışarı itilmemesini sağlamak amacıyla İran’ın dostluğunu kazanmaya çalışmıştır.

 

Şah rejimi sona erdi

    1978-79 yıllarında büyük kentlerde başlayan ve ülkenin her yerine yayılan ayaklanma, Amerikan emperyalizmi ve Şah despotizmine karşı bir konum taşıyordu. 1979 yılında İran, İslam Devrimi ve onun sahibi yeni yönetimle tanıştı.

1979’daki İran Devrimi’nin lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni, Başbakan ve bazı Bakanları, üst düzey general ve pilotları, önemli mevkilerdeki bürokratları ve yüzlerce insanı idam ettirmiş ve öldürtmüştü.

Devrim lideri, ABD ve müttefiki İsrail'in emperyalizmini reddeden bir tavır almaya başlamıştır. Humeyni, İsrail'le ilişkilerini sınırlamış ve İsrail vatandaşlarının pasaportlarını tanımamaya başlamıştır. Başkentteki İsrail Büyükelçiliği'nin görevine son vererek kontrolünü Filistin Kurtuluş Örgütü’ne devretmiş ve Lübnan’ın bazı bölgelerinde gerilla savaşına destek vermeye başlamıştır.

İran’ın bu tavrına rağmen İsrail, tehdit olarak gördüğü Irak'taki Saddam Hüseyin'in varlığını göz ardı etmemiştir. 1980-1988 yılları arasında cereyan eden İran-Irak Savaşı bir milyon insanın hayatına mal olmuştur. Savaşta kullanılan silahların gizli bir şekilde İran'a yönlendirildiği, aracılığını İsrail’in yaptığı ve 1990'lı yıllara kadar İran’a karşı hasmane bir tavır almadığı malumdur.

 

Örgütlerle eyleme geçiş

    Sonraki dönemde Hamaney, İsrail’e karşı İran’ın çıkarlarını gözetmek amacıyla silahlı eylemler gerçekleştirecek olan Hizbullah örgütünü kurmuştur. Bu andan itibaren her iki ülke de yapılan eylemleri üstlenmemiş, ancak İsrail başka ülkelerdeki Hizbullah karşıtı örgütlere finansal destek sağlamıştır.

1992 yılında Buenos Aires’teki İsrail Büyükelçiliği saldırıya uğramış, 29 kişi hayatını kaybetmiştir. Bu saldırı sonrasında İsrail, İran’ın nükleer programını sabote etmek için bilim insanlarına saldırılar planlamış, İranlı bilim adamı Muhsin Fahrizade Mahabadi 2020 yılında suikasta uğramıştır.

Suriye'de 2011'de iç savaşın patlak verince Batılılar, İran’ı Beşar Esad'ın ordusunun direnişçilere karşı yürüttüğü mücadeleye silah desteği vermekle suçlamış, İsrail de, Lübnan merkezli Hizbullah'a silah yardımı için İran'ın, komşu ülkesi Suriye'yi bir geçiş yolu olarak kullandığını öne sürmüştür. Örtülü savaş 2021 yılına kadar sürmüştür. İsrail, Körfez'de kendi gemilerine yapılan saldırılardan İran'ı sorumlu tutmuş, aynı suçlamayı İran da İsrail’e karşı yapmıştır.

7 Ekim 2023'te Filistinli örgüt Hamas, İsrail’in altı aydan beri Gazze'de yürüttüğü askeri operasyonlara misilleme olarak İsrail’e saldırmıştır. İki ülke arasındaki gerginlik bu olayla ivme kazanmış, bütün bölgeye sıçrayacağı kaygısını uyandırmıştır. Bu kaygılar kısa zaman sonra İran’ın füzelerle İsrail’e saldırmasıyla tansiyonun daha da artmasına neden olmuştur.

Dünya şimdi oturmuş, İsrail’in İran’a ne zaman ve ne şekilde saldıracağını düşünüyor. Her çatışma öncesi olduğu gibi basında iki ülkenin kuvvet mukayesesi yapılarak yangına körükle gidilmektedir.

 

Düşünceler

İran, Orta Doğu'daki bazı saldırılara doğrudan müdahil olduğunu reddetmektedir. 1979 İslam Devrimi’nden sonra “Devrim ihracı”nı başlatması, Lübnan'dan İsrail'e karşı yapılan saldırılar, Ürdün'deki Amerikan birliklerine insansız hava aracıyla düzenlenen saldırı ile Yemen'den Kızıldeniz'deki Batılı gemileri hedef alan saldırılar, İran’ın suç payını arttırmıştır. Bu eylemlerden bazılarında İran destekli gruplar sorumluluğu üstlenmiştir.

Öte yandan İran'da hükümet ekonomik sorunlar, ABD ambargosu, nükleer araştırmaların kısıtlanması gibi sorunlarla uğraşırken özellikle kadınların dini sınırlamalara karşı aylardır düzenlediği protestolardan dolayı bir meşruiyet krizi ile karşı karşıya bulunmaktadır.

İç barışı sağlayamamış bir İran, iç cepheyi kuvvetlendirmeyi düşündüğü İsrail’e saldırılarla bu badirenin içinden çıkamaz. 1980-1988 yıllarında basit bir nedenle Irak ile aralarında çıkan basit bir savaşı bile sekiz yıla yaymış ve sonuç alamamıştır.

Batı ve özellikle ABD, terör örgütlerini tasnif ederken İran’ı terörü destekleyen ülkeler kategorisine almıştır. İran bu imajı silmeyi düşünmesi gerekirken simge haline gelmiş savaş bayrağı açmak, devlet başkanının hutbede silahla görüntü vermek, tehditkâr sözler sarf etmek şeklinde tavrını sürdürmekten vaz geçmeli, yapacağı varsa da yapmalıdır. Sancıları şimdilik bu iki ülke, belki bölge çekerken, petrol tesislerinin vurulması halinde bütün dünya çekecektir.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam