“Balkan turu”na çıkacak olanlar için gerekli olabilecek kısa bilgi olarak bu yazıyı hazırladım. Ben de bu tura katılmış ve o toprakların insanları ile konuşmuştum.
Balkan toprakları, eski Yunan uygarlığından başlayıp günümüze kadar gelen iktidarlara; Pagan, Protestan ve Katolik Hristiyan dinlerinden İslamiyet’e kadar farklı inançlara ve çeşitli etnik yapılara tanıklık etmiştir.
1876 yılında II. Abdülhamid tahta çıkmış, Osmanlı İmparatorluğu büyük bir buhran içindedir. 1875’te devlet, borçlarını ödeyemez hâle düşmüş, Batılıları 1881 Düyun-u Umumiye kararlarına boyun eğmek zorunda kalmıştır. Rusya’nın ortaya attığı Panslavizm akımı Balkanları kavurmaya başlamıştır.
Osmanlı’ya bağlı özerk gözüken ama bağımsız hareket eden Sırbistan ve Karadağ’ın kışkırtma ve yardımlarıyla Balkanlar’da millî isyanlar baş göstermiş, 21 Eylül 1902’de Bulgar Makedonya İsyanı başladı. Arnavut, Yunan ve Bulgarlar müstakil devletlerini kurmuşlardır.
Balkanların dünkü sorunları
Bu sorunu üç evrede incelemek mümkündür.
- 1908-1909 Bosna Krizi,
Osmanlı Devleti’nin Balkanlarda izlediği politikada en çok sıkıntı çektiği husus, 5 Ekim 1908 tarihinde Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesidir. 6 Ekim 1908 günü ise Avusturya-Macaristan, Bosna-Hersek’i kendi yönetimine katmıştır. Bu konu I. Dünya Savaşı’na kadar sürmüş, hatta savaşın sebepleri arasında bile görülmüştür.
- 1909-1912 Balkan Krizi (Burada kiliseler sorunu ağırlıklıdır+ Arnavutların huzursuzluk
yaratmaları + Bulgar çetelerinin baskın, adam kaçırma ve talan hareketleri))
Fremdenblatt gazetesinde Rusların Balkanlardaki Slavları koruduğu. Avusturya'nın Katolik Hristiyanları korumaya başladığı. İtalyanların Garibaldiler ve komiteler vasıtasıyla Arnavut İsyanı’na karıştığı. Karadağ'ın, Avusturya'nın Balkanlara karşımasına karşı çıktığı ve bu yüzden Devlet-i Aliyye'nin Karadağ ile anlaşarak umumi af çıkarması, Karadağlıların Malisörleri kışkırtmayıp Osmanlıya itaat etmelerini tavsiye etmeleri yönünde haberler çıkmıştır.[2]
- 1912-1913 Balkan Savaşı… Bu savaşta,
- 1789 Fransız Devrimi’nin yaydığı milliyetçilik düşüncesi,
- Şark Meselesi[3],
- Rusya’nın Panislavist politikaları,
- Üretim ilişkilerinin değişmesi,
- Makedonya Meselesi,
- Meşrutiyet’in ilanının beraberinde getirdiği iç meseleler,
- Bosna Hersek’in Avusturya-Macaristan tarafından ilhakı,
- Trablusgarb Savaşı ve Arnavut Savaşı’nın etkili olduğu ifade edilebilir.
Müstakil devletler
Osmanlıdan sonra bölgede Arnavutlar, Yunanlar ve Bulgarlar müstakil devletlerini kurabilmişlerdir. Sırp, Hırvat, Boşnak ve Makedonlar kendi etnik yapılarının yaşadığı devletlerini kuramamışlarsa da Tito’nun yönetimindeki Yugoslavya’da bir süre birlikte yaşamayı başarmışlardır.
Yugoslavya’nın parçalanmasıyla kendisini oluşturan özerk cumhuriyetler ortaya çıktı ve her etnik yapının kendine ait bir ülkesi oldu. Bugün için her etnik yapıya ait bir devlet var ise de Arnavutluk dışında çoğunluğunun Arnavut olduğu ikinci bir ülke olan Kosova, Balkanlarda önemli bir ülke olarak varlığını korumaktadır.
Arnavut nüfusun önemli bir bölümü de Makedonya’nın batı kısmı Gostivar, Kalkandelen ve Kırcova’da, Karadağ’ın güney bölgesi Ulçin’de, Yunanistan’ın Çamlık bölgesinde, Sırbistan Buyanovas’ta yaşamaktadır. Diğer bir örnek de Boşnak nüfusla ilgilidir. Boşnaklar, Bosna Hersek dışında Karadağ, Sırbistan, Kosova, Hırvatistan ve Makedonya’da yaşamaktadır.
Eski Yugoslav ülkeleri
Eski Yugoslavya ülkelerinin Slav kökenlidir. Bulgaristan Ortodoks’tur. Bulgar Kilisesinin önemli merkezi Makedonya’nın Ohri şehrinde, Sırp Kilisesinin önemli merkezi de Kosova İpek’tedir. Bulgaristan Ortodoks olmasına rağmen Rusya bölgede güçlü olamamıştır.
Özetle nüfusların farklı dağılımları, dini merkezlerin farklı ülkelerde olması gibi Balkanları potansiyel bir tehlike merkezi haline getiren birçok unsur halihazırda canlı bir şekilde yaşamaktadır.
Bölgenin en büyük kırılma noktası Boşnak-Sırp çatışması olmuştur. Kosova’da Sırp-Arnavut çatışması yaşanmış ve her an patlamaya hazır durmak durmaktadır. Büyük Sırbistan hayaliyle Sırbistan’ın Boşnak ve Arnavutlara karşı potansiyel düşmanlığı söz konusudur.
Türkiye’nin politikası
Osmanlı döneminden itibaren tarihi bağları nedeniyle Türkiye’nin halen Balkanlarda önemli etkisi vardır. Türkiye’nin buradaki ülkelerde sınai ve ticari yatırımlara yönelmesi Batılı ülkelerde pek hoş karşılanmamaktadır.
Türkiye, 2000’li yıllarda Balkanlar ile arasındaki siyasi diyalog, ekonomik ilişkiler ve sosyal-kültürel bağlarda gözle görülür ilerlemeler kaydetmiştir. Bu dönemde Türkiye Balkan siyasetinde giderek daha aktif rol oynamaya başlamış, ülkeler arasında işbirliği ve arabuluculuk konusunda önemli hamleler yapmıştır.
Türkiye, Balkan ülkeleriyle siyasi ilişkilerde istikrarın korunmasını, ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerde ise derinleşmenin devamını ön plana almıştır. Mülteci krizi ve ekonomik yatırımlar gibi konularda Türkiye ve Balkan hükümetleri karşılıklı diyalog ve işbirliği adımları atmıştır.
Türkiye’nin politikasını bu yönde devam ettirmesi, gelecekte başka alanlarda yeni iş birliği imkânlarının ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
[1] BOA , 05.06.1911, HR. SYS. Kutu: 145, Gömlek: 26
[2] BOA, 09.06.1911, HR. SYS. Kutu: 145, Gömlek: 43
[3] “Şark Meselesi” kavramı 1815 Viyana Kongresi’yle birlikte Osmanlı Türkiyesi ile Avrupa arasındaki ilişkiler sürecinde, en az “Boğaziçi’ndeki Hasta Adam” söylemi kadar sıkça kullanılır olmuşsa da, işletilen süreç aslında daha eskilere götürülebilmektedir.