Hemen söyleyeyim: Tabiatı kirletmek ve tahrip etmeye…
İnsana tabiatı “kötü düzenleyen” demektense “tabiatı üzen” demenin daha doğru olacağını söylemekle sanırım yanılmış olmam…
**Koca koca ağaçları yakıyoruz, içindeki her çeşit hayvanın telef olmasına neden oluyoruz,
**Dereleri, yer altı su kaynaklarını kurutuyoruz,
**Atmosferde hava kirliliği ve kara delik/ler yaratıyoruz,
**Kutuplarda buzların erimesine sebep oluyoruz,
**Denizleri çöplük haline getiriyoruz,
**Ağır tonajlı uzun menzilli füzeler üreterek toprağın verim gücünü düşürüyoruz,
**Ekilecek ve her nevi bitkinin dikileceği toprakları satıyoruz, betonlaştırıyoruz…
Bunları daha da çoğaltabiliriz. Kamu kaynakları eriyor. Aslında biraz geleceğimizden biraz da gelecek nesillerin hesabından çalıyoruz. Onlar zaten borçlu doğuyorlar, bir de nimetlerden yeteri kadar istifade edemeyecekler. Bizlerin de vereceği hesap giderek artıyor.
- Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’yı bölen “demir perde” 20’inci yüzyılın sonuna doğru Hristiyan Batı’yı Balkanlardan itibaren Müslüman ve Ortodokslardan ayırmıştır. Şimdiki demir kubbe ise, hem suçlu hem güçlü olup kendini korumak ve mazlumlara dayak atmak için tesis edilmiştir.
Vietnam Savaşı
Vietnam üzerinde sinsi emeller peşinde koşan ABD’nin, Vietnam’ı komünist SSCB etkisinden korumak maksadıyla 1 Kasım 1955’te başlattığı savaş, 30 Nisan 1975’te sona ermiştir. 20 yıl süren bu savaşta 1.5 milyon sivil hayatını kaybetmiş, 3 milyon insan ağır yaralanmıştır.
Vietnam halkının 12 milyonu ise başka ülkelere göç etmek zorunda kalmıştır. Güney Vietnam'ı destekleyen ABD, 58 bine yakın askerini kaybetmiştir. Napalm bombaları Vietnam topraklarının özelliğini bozmuştur.
7 Ekim 2001’de ABD tarafından 11 Eylül saldırıları gerekçe gösterilerek “terörle mücadele” adı altında başlatılan Afganistan Savaşı’na 30 Ağustos 2021’de sona verilmiştir. Bu savaş da 20 yıl sürmüş ve 200 binden fazla insanın ölümüne sebep olmuştur.
Körfez Harekâtı ve Irak Savaşı
2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan harekât, 17 Ocak 1991’de Koalisyon güçlerinin Irak’a karşı sürdürdüğü hava bombardımanlarıyla devam etmiş ve Nisan ayının ilk haftasında sona ermiştir.
Bu süre içinde Irak ordusunun 35.000 civarında ölü ve 75.000 civarında yaralı verdiği, 100.000 kadar da sivil kişinin hayatını kaybettiği tahmin edilmiştir. Libya Savaşı ayrı bir faciadır.
Türkiye üzerinde şimdiye kadar yıkıcı-bölücü faaliyetlere karşı çok mücadele etmiş ve halen de etmektedir. Bu mücadele sürerken dost ve müttefik ülkeler (!), kendi çıkarları doğrultusunda Türkiye’ye siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel baskılar yapmak suretiyle düşük yoğunluklu psikolojik savaş icra etmiştir. Meselenin diğer bir boyutu ise, Batı, siber savaşı da göz ardı etmemektedir.
İnsanlığın kardeş kavgasıyla başlayan didişmesi günümüzde de varlığını sürdürmektedir. 21’inci yüzyılda bile medenileşemeyen insanlık buzun menzilli füzeler, kimyasal içerikli bomba ve mayınlar yetmiyormuş gibi nükleer silahların kullanılmasını dahi tartışmaktadır.
Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken Putin’in Batılı devletlere hitaben “gerekirse taktik nükleer silahları kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz” sözü, bütün Batı dünyasını tedirgin etmiştir.
Trakya-Istranca Dağları
Trakya’daki Istranca Dağlarının demirbaş ağaçlarından olan ardıç ağaçları tükeniyormuş. Hangi ağaç türü azalmıyor ki? Şurası iskâna açılacak vur baltayı, buradan yol geçecek getir elektrikli testereyi, ötede maden ocağı açılacak indir ağaçları…
Kapadokya bölgesinde 12 asır öncesinde yer altı şehirleri inşa edilmiş… Günümüzde denizin 60 m. altında tünel inşa edilip araç ve trenlere geçit sağlanıyor. Çok yüksek viyadükler yapılabiliyor. Günün teknolojisi bu kadar ileri düzeyde iken neden ağaç kesilir, anlamak mümkün değil?
Şile’ye gidiş
Ben de Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yolundan Şile’ye gittim. Yol açılacak diye binlerce ağacın kesildiğini içim titreyerek gördüm. Yaş kesenin baş keseceği konusu hem dinimizde, hem de edebiyatımızda yer bulmuştur. Baş kesmeyi bir yana bırakırsak bu kadar ağaç kesen ellerin onmayacağını söylemek herhalde yanlış olmaz?
Karadeniz’e bakan bu güzel yerleşim yerinde eski Osmanlı mahallesini canlandırabilecek tarihi eser niteliğinde metruk ve yıkılmaya yüz tutmuş ahşap yapılar gözüme ilişti. Derme çatma, şekilsiz ve beton binaların arasında onulmaz hastalığa yakalanmış hastalar gibi acziyet içinde ve sonlarını bekliyor. Kocaeli Yarımadası’nın üzerinde neredeyse tüm yerleşim yerlerini gezdim diyebilirim. Birçok yerde plansızlık öne çıkıyor.