SON DAKİKA
reklam
reklam

Dövülen kadınlarımız

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Ekim 2024, Pazartesi - 13:23   Okunma Sayısı:

Hamile kadına koca dayağı…

    18 Temmuz 2024 haberlerinde Manisa-Akhisar ilçesinde Sude Naz Atak isimli zavallı kadıncağızın, kocası olacak yaratıktan (!) sopalarla dövülmesini izledik. Dayakçı yaratık icra-ı sanat ederken, üç yaşındaki çocuk annesinin dövülüşünü başından sonuna kadar seyrediyor. Bu çocuğun psikolojisini düşünebiliyor musunuz? Dayak yiyen zavallı Sude Naz ise belki hayatını kaybedecek, belki de doğmamış çocuğunu kaybedecek.

    Şimdi ne olacak?  Ne olmasını bekliyorsunuz, önce çeşitli hukuki ayrıntılarla tahliye edilecek, sonra medya olaya tepkilerle müdahil olacak ve belki yeniden tutuklanacak. Bir süre ceza çekecek ve serbest kalacak.

    Ülkemizde ne yazık ki, kadınlara karşı uygulanan şiddet bitmek bilmiyor. Bunu sadece koca dayağı, töre kuralı veya mahalle baskısı gibi yakıştırmalarla ele almayıp metroda, “biraz daha ilerlemeniz mümkün mü?” diye soran kapıya sıkışmış hanıma “nereye gidelim daha? Sen de bir sonraki trene bin!” şeklinde çıkışan magandayı da eklememiz gerekiyor. Ne yazık ki, şiddet sadece eylemle değil kaba dille de kesintisiz olarak devam ediyor.

    Kadın hakları konusunda yazılar yazmaktan geri kalmak istemeyişime rağmen olay sayısına yetişemiyorum. Töreleri köhnemiş, çağa ayak uyduramayan bizim gibi toplumlarda bu kadar olay olmasını neye bağlayacağız?

 

Suç ve cezalar

    Ekranlarda zaman zaman öldürülen kadınların dökümü veriliyor. İşlediği suç: Kocası olacak ruhsuz herife sadakatsizlik (!), dayak yemekten ve hakir görülmekten kurtulmak için ayrılmayı istemek, başkasıyla yakınlaşmasından şüphelenilmek vb…

    Bu suçların cezalandırılmasında önde gelen faktör namus anlayışı ve töre cinayeti ise cezanın indirime sokulmasında ana etken “mahkemeye karşı saygılı görünüm” veya “pişmanlık duymak” şeklinde olabiliyor. Adalet sistemimizdeki zafiyetten herkes söz ediyor; ama düzeltilmesi için kimse tedbir almıyor. AİHM kararları bize rehber olamıyor.

 

Mahkemeye düşenler

    Polisin eline düşen zanlıların ilk yapacağı iş, tutulacak tutanağa bir şekilde müdahale edebilmek, X partisinden destek almak, kuvvetli bir avukat tutmak, bilirkişiye ulaşmak, yalancı şahit ayarlamak ve zafiyeti olan bazı hâkimlere yanaşmaktır.

    Kadın ve kız çocuklarıyla ilgili görülen bazı davalarda “kendi isteğiyle” tabirine yer verildiğini, bazı kararlarda da doğruyu söyleyeceğine dair namus ve şerefi üzerine ant içen soysuzların yalancı şahitlerin öne çıktığını görüyoruz. Olay aydınlatıldıktan sonra bile namus ve şeref kavramını ağzına alan bu adi kişiler hakkında işlem yapılamıyor.

 

Gerçekler

    Evet, bir gün duymasak bir gün kadın cinayeti haberiyle uyanıyor, infiale kapılıyoruz. Zanlıya “Allah seni kahretsin” türünden serzeniş veya bedduaları duyuyoruz. Bu infial birkaç gün sürüyor, tam unutulacakken bir yenisi tekerrür ediyor.

İzmir-Karşıyaka’da tekne içinde öldürülen Tuba Ezgin’in cesedi teknenin bir bölümünde saklanarak kokmaması için de bu bölüme buzlar konulmuş. Şimdi belki de bazı kalın kafalıların suratlarında yılışık gülüşmelere yol açmıştır bu haber.

Kadın cinayetlerinin önlenmesi konusunda resmi ağızlarda bugüne kadar neler konuşulmadı ki? Hadım etmekten idama kadar neler dile getirilmedi ki? Sonuç: Boş lâflarla boşa geçirilen zaman ve cesaretlendirilen yeni barbarlar…

    Bu olayları önlemek kolaydır. Karar vericilerin, uygulayıcıların ve yasa yapıcıların dik duruşlu ve takipçi olması, adam kayırmadan ve merhametten uzak tavır alması, savunucuların “mangıra mütemayil” olmaması yeterlidir.

 

Sonuçta

    Ülkemizde böylesi olaylar ilk defa mı oluyor? Bugüne kadar yüzlercesine tanık olmadık mı? Hep havanda su dövüldüğü için bugünlere geldik. Bu ülkede kendi yasalarımız mı, töreler mi yoksa AB yasaları mı uygulanıyor. Hukuk sistemimiz karmakarışık. Herkesin kendi başına otorite olduğu, kimseye hesap sorulamadığı, istifa müessesesinin çalışmadığı, yapanın yanına yaptıklarının kâr kaldığı topraklarda yaşıyoruz.

Lise çağında veya yüksek tahsil gören, insanî duyguları yüksek ve ülkesi için çırpınan nice kızımızı cinayetlerde ve trafik kazalarında kaybettik

Kader diyemeyeceğim umursamazlık çizgisi, çoğu kızımızın ve kadınımızın hayatını, yakınlarının ise ocağını söndürdü.

    Burada devlete düşen bir iki katil bozuntusunu cezalandırmak olmamalı… Din adamı da olsa kadını küçük görenleri, sistemin defolu kafalarını (!) karşısına almalı ve aksayan tarafları yerinde onarmalıdır.

    Dar kafalı, sığ görüşlü bozuk ambalâjlı tipler mahkûm edilmelidir. Kendilerini topluma adayan sanatçılarımıza burada da büyük görevler düşmektedir. Şefkati analarımızdan öğrendiğimiz gibi sevgiyi ve inceliği de sanatçılarımızdan öğrenebiliriz.

    Umarım cana yönelik, hepimizin içini burkan, bizi dünya âleme rezil eden bu olaylar unutulmamalı, unutturulmamalı ve faillerinin defterleri

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam