SON DAKİKA
reklam
reklam

BİR OLMAK, BÜTÜN OLMAK

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 31 Ekim 2024, Perşembe - 11:39   Okunma Sayısı:

İç Siyaset

    Hiç girmek istemediğim bir konudur iç siyaset; çünkü lekelidir. İktidar ve muhalefet birbirleriyle sürtüşmeli, vatandaş ve esnaf birbiriyle davalı, öğretmen-veli, işçi-patron… hepsi didişmeli. Toplumun her kesimi bir diğerinden fay kırıklarıyla ayrılmış, fertler küskün, birbirlerine dargın… Türkiye, bu kayıp yıllarını çok arayacaktır.

İsraf ve lüks içinde bir yaşamın sürdürülmek istenmesi, eğitim sisteminin yerine oturtulamamış olması, devletin yargısıyla, maliyesiyle çalkantılı bir halde yönetilmesi gibi temel konular Cumhuriyetimizin fabrika ayarlarıyla oynanmasına yol açmıştır.

 

Toplumun hali  

Kraldan çok kralcılar, bir gecede türemiş zenginler, diplomalı yobaz ve Cumhuriyet düşmanları, din tacirleri hep kısa bir süre içinde ortaya çıkmış ve otorite olmaya kalkışmıştır. Kadın cinayetleri, her türlü gasp ve hırsızlık, dolandırıcılık suçları sürekli olarak yeni failler üretmiştir.

Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz

 

Son olay ise, Yenidoğan çetesi adıyla anılan hainler -yani bebek ölümlerinin failleri- hepimizi üzdüğü ve hayrete düşürdüğü gibi bizleri dünyaya da rezil etmiştir. Herkes hastane sahibi olmuş, küpünü bu yolla doldurmaya niyet etmiş. Ancak unutulmasın ki, Antik dönemden beri gelen söz, “Çömlekçi çömlekçinin düşmanıdır” Bu şekildeki kazanç üzerinde göz vardır, herkes birbirinin ipliğini pazara çıkarmaya bakar.

Siyasi davalardan yüzlerce insan yargılanmış ve halen yargılanmaktadır... Aylarca yıllarca süren hapis hayatları süresince bu insanların sağlıkları bozulmakta, intihar edenler, hastalık sahibi olanlar ve hayatını yitirenler olmaktadır.

 

Kaosa giden yol 

“İçeride istikrar ve düzen sağlanamadan dışarıda barışın yakalanamayacağı” kuralının uluslararası ilişkilerde her zaman yeri vardır. Kural işlemediği takdirde ülkeye yabancı sermayenin gelmeyeceğini, yabancı kaynaklı yatırımların ülkeden çekileceğini, terörün artacağını, küresel platformlarda pek söz sahibi olunamayacağını söylemeye gerek var mı?

Gerek devlet sektöründe gerekse özel sektörde liyakatten ve analitik çözümden yoksun kişilere değer verilerek iş başına getirilmesi bir faciadır. Bu kişilerin gözlerini bir de para hırsı bürümüşse, ucu tepe noktasına kadar varacaktır.

    Uluslararası alanda bir devletin itibarı, yapabileceklerini söylemesi, söylediklerini de yapmasıyla orantılı olarak artar veya azalır. Zaman değişiyor ve değişim gerekiyor. Bu değişim belki bazı tehditleri beraberinde getiriyorsa da fırsatları da yaratıyor.

 

Birlik’e hizmet eden kafalar (!) 

    Gencecik fidanlarımız, Cumhuriyet’in devamı, yurdun bütünlüğü ve milletin bekası için hayatlarını seve seve feda ederken Atatürk’e sövmeyi ibadet kabul eden küçük dev adamlar, hâlâ Kurtuluş Savaşı’nı ve Millî Mücadele kadrosunu küçümseyebiliyor, devrimleri inkâr edebiliyor. Anayasa ve laiklik tartışmaları çakmak taşı gibi arada bir çakıyor, çakmak taşı suya düşünce konu kapanıyor.

    Bu politikacılardan bazılarının veya bir kısmının resmi davetlerde yer alıyor olması çok üzücüdür. Etnik ayrıcalık peşinde koşan ve ülkemizi kan gölüne çeviren zihniyete yakın duran kesimler de ilk saydığım grupla adeta yarışıyorlar. Onlar böyle davrandıkça en alttaki bağnazlar hınçlarını heykellerden çıkarıyor, millî marştan, ve okullardan çıkarıyor.

Her iki fikir ve eylem de irtica ve bölücülüğe davetiye çıkarmaktadır. Dışarıyla ilişkilerin düzeltilmesi, uluorta konuşma ve eylemlere zemin hazırlanmaması birlik ve bütünlüğümüz açısından uygun olacaktır.

 

Kleopatra

    Kleopatra yedi dil biliyormuş. Bizans’ın imparator eşlerinin ve saray kadınlarının çok eğitimli oldukları belli… Diplomasi dili kadınlarla oluşmuş ve gelişmiştir.  Tarihteki uygulamalar, birbirini takip ederek ve gelişerek günümüze kadar geldiğine göre Anadolu topraklarında hükümran olan Bizans’ın kadınları, diplomasi dilini kendisinden önceki ve kendi zamanındaki Anadolu medeniyetlerinden almış olmalıdırlar. 

Bizde bırakın yedi dili, kafasını gözünü yara yara bir dil konuşanı ya da Türkçeyi doğru dürüst konuşamayanı yurt dışına göreve gönderirler. Buna resmi göç diyebiliriz. Doktorlarımız, mühendislerimiz, edindikleri tecrübeleriyle yurt dışına gitmektedir. Bunlara da “Beyin Göçü” diyebiliriz.

Hadi bir de espri yapalım:

Kadının dırdırına, triplerine, taleplerine, mızmızlığına dayanamayan adamın başka bir kadının peşine takılıp gitmesine “Bey’in göçü” denir.

 

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam