Bugününü umursamayan toplumların yarınının aydınlık olacağını kim söyleyebilir? Yarının bilim adamı, teknisyeni, bürokratı, öğretmeni olacak çocuklarımızın yetişme tarzına önce ailelerin sonra da eğitim kurumlarının yetersiz kaldıkları yetmiyormuş gibi çevresel faktörler de olumsuz yönde etki etmektedir. İşte size toplumumuzdan kesitler:
Çocukların yaşadığı durumlar
**Okullarda dayak yiyen çocuklar
**Kreşlerde özensiz bakılan, servis araçlarında unutulan çocuklar
**Okul bahçelerinde kapıya sıkışan, başına bayrak direği düşen, tuvaletteki lavabonun düşmesiyle hayatını kaybeden çocuklar
**İş Kanunlarına uymadığı halde küçük yaşlarda çalıştırılan çocuklar
**Özellikle ağır iklim koşullarında, kar mücadelesi altında okula gitmeye çalışan çocuklar
**Büyük şehirlerde trafiğin acımasız pençesine yakalanan çocuklar
**Okul civarlarında uyuşturucu satanların tuzağına düşen çocuklar
**Saat ayarlamasının mağduru olan uykulu çocuklar
**Her yıl –hatta neredeyse her ay- sınav şekli, kitabı değiştirilen çocuklar
Okulla ilgili eğitimde
**Eğitici personel eğitimi
**Eğitici personelin denetlenmesi
**Ailelerden alınacak geri dönüşüm bilgileri
**Kıdemli öğretmenlerin genç öğretmenler hakkındaki kanaatleri
Bu konular hakkında yeterli çalışma yapıldığına kesinlikle inanmıyorum.
Kadınlarımız
**Evde hakarete maruz kalan eşler
**Sokakta bıçaklanıp öldürülen kadınlar
**Doğumundan kıyafetine kadar karışılan kadınlar
Aile huzuru
**Maddi yokluk
**Genel yoksulluk içinde
**Maaş azlığı
**Tv programlarının bozulmaya gidiş sürecini hızlandırmaları
**İnsan onuru, özel hayatın gizliliği
Yongalar
**Kredi kartlarından para sızdıranlar
**Banka hesaplarını boşaltanlar
**Evlere hırsızlık için girenler
Meczuplar
Bu grubu iki başlık altında ele almak gerekir:
1. Manevra kabiliyeti yüksek olanlar, “Biz Atatürk’e zaten karşı değildik” veya “Ben
Atatürk’ü babam kadar severim” diyenler,
2. Gafil muhbirler (Heykel taşlayan, boya atan, kıranlar) Bunlar her türlü naneyi yer,
yakalanınca da savcıya verdikleri ifadelerinde “gaipten ses geldiğini, hiç öyle bir niyetlerinin olmadığını veya nasıl olduğunu anlayamadığını” söylerler.
Genlerimizle mi oynadılar, mayamızı mı bozdular? Toplumumuz dejenere oldu, oluyor. Bu beter durumdan nasıl çıkacağız? Vücuttaki ağrı vücudun başka yerlerinde hissediliyorsa toplumun bir kesimindeki bozukluk da diğer kesimleri, yaş kategorilerini ve meslekleri etkiliyor.
Millî hislerimiz tırmalandı. Millet olma değerlerimiz yıpratılmak istendi. Etrafımızda yeteri kadar aleyhimize dolap döndüren engerek varken birbirimizle uğraşmamız hiç de hoş olmuyor. Siyasi partilerin içi boş konuşmalarla birbirlerine lâf yetiştirme çabaları Türkiye’ye çok şey kaybettiriyor. Kendimizi acilen toparlamamız gerekiyor.
Korkularımız çok. Dolayısıyla sözü Montaigne’nin “Denemeler” kitabından bir alıntıyla bitirmek istiyorum. “Ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz demektir.”