Demokrasilerde farklılık
Demokrasi, insanlığın asırlarca üzerinde kafa yorduğu, ancak günümüze kadar da hayal kurmanın ötesine geçemediği bir gerçek olmuştur. Demokrasinin gerçek anlamı, insanlık tarihi boyunca çarpıtılmış, anlam erozyonuna ve yorum enflasyonuna uğratılmıştır. Diktatör rejimler bile demokrasi kelimesini kendi yönetimlerine uyarlamaya çalışmışlardır. Marksist demokrasi deyimi bunun bir örneğidir.
Bugün çok özendiğimiz çağdaş batı demokrasileri de maalesef gerçek demokrasinin özüne ve ruhuna tümüyle uygun değildir. Gerçek demokrasi, şüphesiz, bir “erdem rejimi”dir. Oysa çağdaş batı ülkeleri, demokrasi yolunda çok önemli mesafeler almakla birlikte, bugünkü haliyle bir erdem rejimi ortaya koymaktan uzak kalmışlardır.
Sindire sindire özümlenerek günümüze kadar gelmiş demokrasi anlayışı coğrafyaya göre de farklılıklar gösterebiliyor. Lider sultasına dayalı demokrasilerde ölüm, hapishane ve sürgün gibi olgular her zaman göze çarparken ısmarlama demokrasilerde kitle kıyımı, uzak ülke hapishanelerinde toplama kampları oluşturma, ülkenin ekonomik gücünü kırma, tarih bilincini silerek geçmişle bağlarını koparma ve ülkede kaos yaratma gibi niyet ve çabalar yatar.
İsveç demokrasisi
NATO üyeliğine karşı çıkan İsveç Komünist Partisi’nin kendi adıyla seçime katılması engellenmişti. In defence of communism (idcommunism) sitesine göre İsveç Komünist Partisi'nden (Sveriges Kommunistiska Parti/SKP) yapılan açıklamada şöyle denilmekteydi:
“Bahar başında Seçim Komisyonu'ndan partimize gönderilen mesajda son 40 yıldır seçimlerde bizi temsil eden tanımın - İsveç Komünist Partisi- artık kullanılamayacağı söylendi. Tüm bu zaman boyunca şartlarda hiçbir değişiklik olmamasına rağmen, Seçim Komisyonu bunun için bir diğer partinin kayıtlı tanımına benzemesini mazeret olarak gösterdi ki, o parti genel seçimlere katılmıyor bile."
Seçim Komisyonuna kararını gözden geçirmesi için derhal başvuruda bulunduğunu aktaran SKP, önceki seçimlere aynı isimle kayıtlı şekilde katılmasına rağmen, komisyondan yine benzer isimde başka partinin varlığı gerekçesiyle olumsuz yanıt aldığını belirterek şu vurguyu yaptı: “Böylece partimizin seçimlere kendi adıyla katılma hakkı engellendi. Bunu, seçimlere katılma hakkımıza yönelik sabotaj ve saldırıdan başka bir şey olarak göremeyiz."
Yorumlama
- 17’nci yüzyılda yaşanan Rusya korkusu,
- 20’nci yüzyılda II. Dünya Savaşı sırasında yaşanan Alman korkusu,
- 21’inci yüzyılda yaşanan PKK korkusu ve Rusya baskısı İsveç’i hep huzursuz etmiştir.
Haklar, özgürlükler ve bunların teminatları ile icraî ve teşriî (yargı) organların faaliyet sahaları, İsveç Anayasası’nda ve parlamento teamülünde belirtilmiştir. Anayasa bakımından demokrasi yolunda halledilecek çok az mesele kaldığına rahatlıkla inanabileceğimiz İsveç, nasıl olur da bir siyasi partinin seçim öncesi haklarında kısıtlama yapmıştı? Bütün Avrupa’nın bile gıpta ettiği hukuk değerlerini nasıl hafife alabilmişti?
*** *** ***
Bizdeki demokrasiden de bir örnek
Vatandaşlar, halkın içine çıkan siyasilere soru soruyorlar, ama cevap alamıyorlar. Ya susturuluyorlar, ya da vatandaş konuşurken onu susturmak için konuşma ihtiyacı hissediyorlar. Önem çıkan sözcükler: “Provokasyon yapma, sen git ağa babaların gelsin, sen görevli olarak mı gönderildin?”
“Siz konuşurken ben sizi dinledim, müsaade edin de ben de konuşayım.” (Aslında televizyonlara her gün çıkıp konuşanlar onlar değil mi, gazetelerde demeçleri çıkan onlar değil mi?) Provokasyon yapıyorsunuz! (Şimdinin modasıdır bu kelime). Sonunda vatandaş “sorumlusu sizsiniz” diyor ve hakkını helâl etmiyor.
Bir şirkete bile eleman alınacağı zaman kişi iğnenin gözünden geçiriliyor, daha önce çalıştığı yerler referans olarak isteniyor ve bazı yerlerde teste alınıyor. Devlet sektörüne bakın, liyakat ve ehliyet yerine tavassut, torpil, kayırma ön plana çıkıyor. Hazineyi zarara uğratanın yaptığı yanına kâr kalıyor. Hesap sorma yok… Ha cezalandırma deniyorsa “Nasıl olsa önümüzde seçim var, halk seçmez cezalandırmış olur” deniyor. Seçilmeyecek ama yaptıkları yanına kalacak (?). Oh ne güzel!