SON DAKİKA
reklam
reklam

Gâvur Mümin (Bölüm: I)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 4 Aralık 2024, Çarşamba - 01:07   Okunma Sayısı:

Türk tarihinin altın sayfaları arasında nice isimsiz kahraman vardır.  Bunlar doğmuş, yaşamış, tarihi misyonlarını yerine getirmiş ve sessiz sedasız bu dünyadan ayrılmışlardır.

Böyle isimsiz bir kahramanı hatırlamanın zamanıdır. Kurtuluş Savaşı’nın ilk yıllarında, Trakya Milli Kuvvetler Komutanı  Miralay (Albay) Cafer Tayyar (Eğilmez), Trakya’da Yunanlılara esir düşmüştü.

 

23 Temmuz 1920 günü, 1 nci Kolordu Süvari Takımı’nın bir kısmıyla sivil olarak Havsa- Babaeski yönüne keşfe giden Albay Cafer Tayyar, bir Yunan Piyade Bölüğü ve Süvari Takımı’nın ateşi arasında kalmıştı. Açılan ateş sonucu attan düşmüş, yanındakiler tarafından öldü sanılarak baygın bırakılmış; daha sonraları Bostanlı Köyü halkı tarafından Yunanlılara teslim edilmişti.

 

Cafer Tayyar, Edirne’de 2 gün kaldıktan sonra Atina’ya gönderildi. Aradan iki sene geçtikten sonra, Cafer Tayyar’ın Atina’da esaret hayatı sürerken, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’u takip eden günlerde, Uşak civarında yapılan muharebelerde, Yunanlıların Küçük Asya Orduları Komutanlığı’na yeni atanan General Trikopis yanındaki generallerle birlikte esir alındı.

 

İzmir’in 9 Eylül 1922’de ele geçirilmesini müteakip başlayan görüşmeler sırasında Yunanlılar, General Trikopis’e karşılık Albay Cafer Tayyar’ı önerdiler. Durum Mustafa Kemal Paşa’ya iletildi. Mustafa Kemal Paşa, bu takasa karşı çıktı, kulak bile asmadı, derhal reddetti. O, Albay Cafer Tayyar’ın yerine, İzmir civarında Yunanlılar tarafından esir edilen ve halen Atina’da esir bulunan Jandarma Yüzbaşı Mümin’i istiyordu.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın bu önerisi hem Yüzbaşı Mümin’i tanıyanlarda hem de tanımayanlarda şaşkınlıkla karşılandı. Tanımayanlar Yunan Küçük Asya Orduları Komutanı bir General ile bir Yüzbaşı’nın takas istemine bir anlam veremediler. Yüzbaşı Mümin’i İzmir’den tanıyanlar ise şaşkınlık içindeydiler. Mustafa Kemal Paşa’nın bir vatan hainine sahip çıkmasını anlayamıyorlardı.

 

Esasen, Mustafa Kemal Paşa dışında kimse Yüzbaşı Mümin’in ne yaptığını, asıl kimliğinin ne olduğunu bilmiyordu. Ne yazık ki, günümüzde de, Yüzbaşı Mümin’i tanıyan ve bilen çok az kişi vardır. Yayınlanmış biyografisi, hakkında yazılmış bir kitap veya ayrıntılı bir çalışma maalesef yoktur. Hakkındaki son derece kısıtlı bilgiler şöyledir:

 

Mümin’in Kafkaslarda yapılan muharebelerinde Teğmen, Çanakkale Muharebelerinde de Üsteğmen olarak görev aldığı biliniyor. O, işgali sırasında bulunduğu İzmir’den Ankara’ya Mustafa Kemal Paşa’nın yanına gitmek istemiş, ancak bizzat Mustafa Kemal Paşa, çok iyi Rumca bildiği için, onun İzmir’de kalarak kendisinin gözü kulağı olmasını istemişti.

 

Yunanlıların Ege ve İç Anadolu’daki askerî harekâtlarının bilinmesi halinde, Millî Mücadele’nin şansı daha artacaktı. Mümin de, subay kıyafetini çıkarmış, batılılar gibi giyinmiş, (kendi arkadaşlarının nefret dolu bakışları altında) bütün gün Yunan subayları arasında gezinmiş, dostluk kurmuş ve onlardan aldığı bilgileri çeşitli yollarla Ankara’ya ulaştırmıştı.

 

    Durumu bilmeyen arkadaşları için o artık bütün zamanını işgal subayları arasında sarhoş bir şekilde geçiren, yüzsüz, yardakçı, işbirlikçi kısacası “Gâvur Mümin” olmuştu. Araştırmacı- Yazar Naci Sadullah Dağnış, onun küçük bir deftere not ettiğini ileri sürdüğü anılarında şunları açıkladığını yazmıştır:

 

    “İşgal kuvvetleri subayları ile sıkı ilişkilerim göze batınca bana ‘Gâvur Mümîn’ dediler…Gâvur… Yani ‘Kâfir yani ‘Hain’ Mümîn!...

    O zamanlar benim için böyle bir karara varanlara kin ve öfke duymuş değilim. Onları haklı buluyorum. Öyle ya!.. Herkesin ölüm kalım kavgası yaptığı bir sırada ordu saflarında çarpışacağıma, başımda gâvur şapkası ile dolaşıyordum. Düşmanla sarmaş dolaş yaşayan bir haine, namussuz bir kavga kaçağına ben de olsam, kin dolu gözlerle bakardım. Kurtuluşu için ölesiye, öldüresiye dövüştüğüm İzmir’de yüzüme bile tükürenler oldu. İtiraf edeyim ki o tükürükler, çarpıştığım cephelerde yediğim kurşunlardan daha ziyade acı ve ızdırap verdi bana…

    Ama ne yapayım ki, o sıralarda içinde bulunduğum durum ve şartlar gerçekteki durumu açıklamama engeldi. Ölmekten değil a, bir tek şeyden korkuyordum: Gerçeği anlatamadan ölmek ve tarihe bir vatan haini olarak geçmek…”   (Devam edecek)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam