SON DAKİKA
reklam
reklam

Dış desteğe duyulan güven

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 12 Aralık 2024, Perşembe - 10:03   Okunma Sayısı:

    2020 öncesinde Suriye’de çatışmalar giderek artıyor, ekonomik durum ise gözle görülür şekilde kötüleşiyordu. Rusya ve Türkiye'nin arabuluculuğuyla 2020 yılında İdlib'de ateşkes sağlandı. Türkiye ve Rusya birlikte hareket ederek ortak devriye sistemi ve güvenlik koridoru kurdular. Ancak çatışmalar yine de devam etti. Suriye hükümeti içeride sükuneti ve kontrolü sağlayamadı.

    İsyancı gruplar, yönetiminin bu zafiyetinden, Rusya’nın Ukrayna Savaşı’ndan, İran’ın da İsrail’e angaje olmasından yararlanıyordu. Suriye’ye sağlanan dış destek önemini ve değerini yitiriyordu. Bu durum Suriye’nin dış politikasını da etkiliyor, uluslararası camiada Suriye pek dikkate alınmıyordu.

    Son yıllarda İsrail'in Hizbullah’a büyük zarar ve militan kaybı verdirmesi ve Rus kaynaklarının Ukrayna'daki savaşı sona erdirememiş olması Esad yönetiminin yalnız kalmasına neden oldu.

 

Ekonomik çöküş ve insani kriz

Yıllar süren savaş Suriye ekonomisini çökertti, altyapısını tahrip etti ve milyonlarca kişiyi yoksulluk sınırının altına iterek çözümü kolay olmayan bir insani krizin ortaya çıkmasına neden oldu. Suriye'nin 22 milyonluk nüfusunun yarısından fazlası ülkesini terk ederek Lübnan, Ürdün ve Türkiye’ye giderek evlerini terk etmek zorunda kaldı. İç göçler ortaya çıktı. Gıda ve ilaca ulaşım zorlaştı. Türkiye’de meydana gelen deprem Suriye'de de çok zarara yol açtı.

Suriye karayollarının zaman zaman çeşitli grupların kontrolüne geçmesi petrol ihracının aksaması gibi olaylar insani krizi derinleştirdi, çatışmaları hızlandırdı.  Yönetim iktidarda kalabilmek adına şiddet ve baskıyı arttırdı, muhalefeti güçlendirdi. Varil bombaları, kimyasal içerikli bombalar, hapisler ve sürgünler yurt içinde ve yurt dışında ağır tenkit ve tepkilere yol açıyordu.

 

Dış tespitler ve PYD zulmü

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Orta Doğu ve Kuzey Afrika Programı Direktörü Julien Barnes-Dacey, otoriter yönetimin karışıklıkları körüklediğini söylüyor ve "Bu savaşın altında otoriterlik yatıyor. Esad yönetimi sürekli olarak ödün vermeyi ve iktidarı paylaşmayı reddetti" diyordu. BM, 2022 itibarıyla 306 bin 887 sivilin çatışmalarda öldüğünü, binlere kişinin de açlık, hastalık ve sağlık hizmetlerine ulaşamamaktan hayatını kaybettiğini belirtiyordu.

    PKK’nın Suriye kolu olan PYD, Türkiye’nin güney sınırına yakın yerlerde iskân edilen Kürtleri Türkiye aleyhine kışkırtıyor, buradaki insanlara zulmederek kendi örgütüne eleman temin etmeye çalışıyordu. Sınıra yakın yerlerden Türkiye içlerine kısa menzilli roketler atıyorlar, kargaşa alanını genişletmeye çalışıyorlardı.

İdlib, küçük bir yerleşim merkezi olmasına rağmen, burada yuvalanan militan gruplar için bir üs haline gelmişti. Özellikle de Heyet Tahrir eş-Şam örgütü bölgenin lideri durumundaydı. Diğer isyancı gruplar bu durumdan hoşnut olmayınca çatışmalar daha da arttı ve karmaşık bir hal aldı.

 

Kısa zamanda iktidarı ele geçirme

13 yıldan beri süren iç savaş nasıl oldu da 12 günde el değiştirdi? Bir emekli subay olarak başlangıçtan itibaren izlediğim olayın bu şekilde bitmesine hiç şaşırmadım. Koca bir Suriye ordusu hiç karşı koymadı. Bunun sebeplerini önceki yazımda ve yukarıda sizlerle paylaşmıştım.

Irak sınırına yakın yerdeki birlikler Irak’a geçiş yaparak teslim oldular. Suriye’nin muhafız birliği başsız kaldı. Hava Kuvvetleri, kendi üslerini savunamadı veya savunmak istemedi ve uçaklarla helikopterler yeni yönetimin eline geçti.

 

Yeni hükümetin şekillenmesi

Bu kadar karmaşık bir yapının önce sükunete kavuşması gerekir. Farklı etnik yapı ve mezhep anlayışındaki kişilerin bir ortak platformda buluşması ve geleceği hazırlamak amacıyla seçime gitmesi gerekecektir. Elbette bu bir süreçtir ve yine bazı çalkantılar olacak, anlaşmazlıklar ortaya çıkacaktır.

Bu anlaşmazlıklar dış müdahalelere de yol açabilecektir. Suriye’ye destek veren İran ve Körfez ülkeleri arasında istikrarı korumak için geçici anlaşmalar ve büyük bir tırmanışın önlenmesi için ABD ve Avrupa'dan muhafazakâr dış politika hamlelerini görmek mümkündür.

Türkiye, bu sisli ortamda menfaatlerini korumaya özen göstermeli, müdahaleye kalkışan ülke veya ülkeleri masa başına çekmeye çalışmalıdır. Kurulacak yeni hükümet içte ve dışta herkesin muhatabı olmalıdır.

HTŞ ise verdiği sözlere sadık kalmalıdır. Batı yanlısı olacağını söyleyen HTŞ komutanı sonuna kadar bu prensibe sadık kalmalı ve uygulamalarını da bu yönde kullanmalıdır. Aksi takdirde Suriye bir Afganistan olabilir.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam