SON DAKİKA
reklam
reklam

Beykoz ilçesinde bulunan eski eserlerle ilgili değerlendirme: I

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 13 Aralık 2024, Cuma - 02:38   Okunma Sayısı:

Beykoz’un geçmişiyle ilgili bilinen en eski tarih M.Ö. 900 yılına kadar dayanır. Traklar burada Bebrik Devleti’ni kurmuşlar, ancak M.Ö.337’de Bithinyalıların saldırısıyla yıkılmışlardır. Bithinya Kralı IV. Nicomedes M.Ö. 74 yılında Krallığının topraklarını Roma İmparatorluğu’ na devretmiştir.

 

M.S. 395’te Doğu ve Batı Roma’nın ayrılmasıyla Beykoz Bizans yönetimine girmiştir. Persler, 609’da Beykoz’u ele geçirirler. 60 yıl hükümranlık sürdüler, sonra Müslüman Araplar bu toprakları Perslerden aldılar.

 

Kısa bir süre hükümranlıklarını devam ettirdiyseler de Beykoz tekrar Bizans egemenliğine geçmiştir. 9’uncu yüzyılın sonunda Beykoz’da küçük bir sinagog ve Yahudi toplumu vardır. Beykoz ve Paşabahçe’de kiliseler bulunmaktadır.

 

Yıldırım Bayezid, Fatih’in İstanbul’u fethetmesinden 51 yıl önce Beykoz’u 1402’de ele geçirir. Yerleşim yerinin adı artık Amikos değil Beykoz olur.

 

Bu birikimin tanıkları elbette vardır. Çayır’ın selvileri, Koru’nun kestane ağaçları, sanayi tesislerinin işbaşı düdükleri, nişan taşları (Sultaniye ve Göksu) ve kitabeler, ahşap konak, kasır ve yalılar, iskeleler, çeşmeler, kale ve gözetleme kuleleri, farklı dinlerin mabetleri dilsiz tanıklarıdır onlar…

 

Yaklaşık 200 m yüksekliğindeki Yuşa Tepesi, hem bir ermişin türbesine sahip olmakla hem de en güzel Boğaz manzarasıyla ünlenmiştir. Anadolukavağı’nda askeri bölge içinde kalan Marko Paşa Köşkü, tek kişilik bir mezar, Yoros Kalesi arkasındaki Osmanlı döneminden kalma mezarlar pek bilinmez.  

 

Osmanlı musikisinin terennüm edildiği mesire yerleri ve şırıl şırıl akan berrak dere suları Beykoz’u mavi ve yeşille buluşturur. 17’nci ve 18’inci yüzyıllardan itibaren köşk ve kasırların zarafetinin, Göksu Deresi’nde saltanat kayıklarıyla yapılan sazlı sözlü eğlencelerin, Boğaz sularında oynaşan yakamozların Avrupa’yı imrendirdiği de bir gerçektir.    

 

Beykoz’un gelişme grafiği

 

Ticaret ve denizciliğin lisanı olan ve 19’uncu yüzyıl başlarına kadar Frenklerin tamamı, Rum ve Ermenilerin çoğu ve Türklerin bazıları tarafından İtalyanca da kullanılıyor, ancak Rumca, Ermenice, Arapça, Arnavutça ve Bulgarca gibi dillere de yer veriliyordu.

 

Bugünkü Bankalar Caddesi’nin devamında Cenevizlilere ait sembol ve kitabelerle tanıtılan antrepolar bulunmaktadır. Aynı Cenevizliler hem İstanbul’un işgali öncesinde hem de sonrasında Karadeniz kuzeyine ticari seferler yapmışlar, gümrük işlemlerini Beykoz, Sarıyer ve Kavaklarda yürütmüşlerdir. Bu bölgelerde de günümüze yansıyan depo ve antrepoları olmadığı gibi 19’uncu yüzyılın ilk yarısında (1842) Anadolukavağı bölgesinde kurulan Tahaffuzhane (Karantina hastanesi) de yoktur.

 

Beykoz hem Bizans’ın hem de Osmanlı Devleti’nin hükümet merkezinden uzaktı. Topkapı Sarayı’ndan buraya deniz yoluyla gidilebiliyordu. Özellikle II. Mahmut devrinde Beykoz’da sanayileşme hamlelerinin başlaması sonucu bu tesislerden iyi ustalar çıkmaya ve hatta uluslararası müteşebbisler çıkmaya başlamıştır.

 

Bir başka olmayan ise, tekkelerdir. 15’inci yüzyıldan itibaren fethedilecek yerlere gönderilen dervişler, o bölgelerde kendilerine yer edinmişlerdir. Beykoz ve Akbaba’da adı geçen tekkeler birleştirilerek müze haline getirilebilirdi.

 

Kazakların, Araplar ve Perslerin Karadeniz üzerinden gelerek istilâ hareketlerine yönelmeleri, soygun, yangın ve yağmalara neden olmaları, bu bölgelerde kalıcı eserler üretilmesine engel olmuştur. İstilâ, işgal ve fetihler nedeniyle odak noktası durumundaki Beykoz’da savunmaya yönelik kale, gözetleme kulesi, tabya ve mevziler gibi savunma tesisleri ağırlık kazanmıştır.

 

Latinlerden Levantenlere,  kadar uzanan bir kültürle ünlenen mimarların Boğaz bölgesinde eser üretmemiş olması ilginçtir. Buna gerekçe olarak devletin idare mekanizmasının Topkapı Sarayı-Bab-ı âli-Çırağan-Yıldız gibi hükümet merkezlerine olan yakınlık ve temaslar gösterilebilir.  (Devam edecek)

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam