SON DAKİKA
reklam
reklam

Harbiye Askeri Müzesindeki Sergi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Kasım 2014, Çarşamba - 13:00   Okunma Sayısı:

 I..Dünya Savaşı

    I. Dünya Savaşı başlamadan önce Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya’nın olduğu üçlü bağlaşma (İttifak devletleri); diğer tarafta İngiltere, Fransa ve Rusya’nın olduğu üçlü anlaşma (İtilâf devletleri) olmak üzere Avrupa kıtası iki bloka ayrılmış bulunuyordu. Bu devletler birbirleriyle kapışmak için bahane arıyorlardı. 28 Haziran 1914’te Avusturya-Macaristan veliahdının bir Sırplı tarafından Saraybosna’da öldürülmesi üzerine ağustos ayında üçlü devletler birbirlerine savaş ilan etmişlerdi. 

    2 Ağustos’ta Osmanlı Devleti’nin isteği üzerine savunucu bir bağlaşma anlaşması yapan Almanya, iki harp gemisini Boğazlardan geçirerek Karadeniz’deki Rus limanlarını bombalamış, savaşın Osmanlı topraklarına sıçramasına neden olmuştu. 1 Kasım’da Rusya, 5 Kasım’da İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmiş; 11 Kasım’da da Osmanlı Devleti bu devletlere savaş ilanıyla karşılık vermişti. Dolayısıyla Avrupa kıtasında başlayan savaş bu kıtada sınırlı kalmamış, diğer kıtalara da sıçramıştı.

    “93 Harbi” diye bildiğimiz 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi, ata yadigârı Balkan topraklarının elden çıkmasına neden olmuştur. Osmanlı Devleti, kendi toprağını savunmak adına bu savaşta şehitler vermişti. Şimdi sırada aynı bölgede yapılacak yeni bir savaş vardı. Osmanlı Devleti bu kez de Alman ordularının üzerindeki Rus baskısını azaltmak amacıyla terk etmek zorunda kaldığı bu topraklara müttefik güç olarak dönmüş, Makedonya, Romanya ve Galiçya’da harekât icra etmişti. Çok sayıda Anadolu çocuğu bu topraklarda bir kez daha şehit düşmüştü.     

    Bu savaşın bir başka özelliği de ilk defa hava araçlarının, yarı paletli zırhlı araçların, el bombaları ve kimyasal gazların kullanılmış olmasıdır. Bu özellikler, I. Dünya Savaşı’nı diğer savaşlardan ve bu savaşların sonuçlarından kesin çizgilerle ayırmış, birbirini boğazlayan insanların ve toplumsal hayatlarında derin travmalar yaşayan milletlerin acıklı bir tablosu olarak karşımıza çıkarmıştır.

    30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi,  I. Dünya Savaşı’nın sona erdiğini ilan etmiştir. Osmanlı Devleti, bu savaş içinde en kanlı muharebeleri Çanakkale, Irak ve Sina cephelerinde yaşamıştır. Üzerinden 100 yıl geçtiği halde hâlâ bilinmeyen ve merak edilen pek çok konuyu sergiyi gezerken de fark etmek mümkündür...

Harbiye Askeri Müzesi

    Bugünkü Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı adıyla kullanılan Harbiye binası, ilk defa 1841 yılında Harp Okulu olarak inşa edilmiştir. 1853 yılında çıkan yangın sonucunda tamamen yanan bina, 1862 yılında tekrar inşa edilmiş ve 1936 yılına kadar Harp Okulu olarak kullanılmıştır.

    Harp Okulu’nun 1936 yılında Ankara’ya taşınması üzerine 1936-1966 arası dönemde 1’inci Ordu, 3’üncü Kolordu ve Merkez Komutanlıklarınca karargâh olarak kullanılan binada 1966’da başlatılan restorasyon çalışmaları 1985’te bitirilmiş, 1993 tarihinde modern anlamda bir askeri müze görünümüyle Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı adıyla hizmete açılmıştır.

I.Dünya Savaşı sergisi 

    Dünya çapında ve hepimizin gurur kaynağı olmasıyla övündüğümüz Askeri Müzemizdeki savaş sergisi, bize daha farklı bir algılama ve Düvel-i Muazzama’nın üzerimize saldırdığı silahlarla kendi kullandığımız silahları mukayese edebilme imkânı sağlamıştır.

    Savaş dönemini kapsayan tarihlere ait objelerin, harbin akış süresine göre hassasiyetle seçilmiş olması ve fotoğrafların kronolojik anlatıma uygun yerleştirilmesi serginin büyük bir titizlik ve emek sarf edilerek hazırlandığını ortaya koymaktadır. Arşivlerin tozlu raflarından indirilerek leke ve arazlarından temizlenmek üzere birtakım teknik işlemlerden geçirilmiştir. Netlik kazandırılan bu eski fotoğraflar, gelecekte yapımı düşünülebilecek muhtemel bir belgesel için belki de yeni senaryoların yazılmasına, yeni sahnelerin oynanmasına esas teşkil edecektir.

    Müzenin tamamını gezmek istediğiniz zaman girişte Hunlara ait bazı resim ve objelerin sunulmasıyla başlayan parkur, devamında Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait harp silah ve vasıtalarının sergilendiği seksiyonlarla devam eder. Değişik zamanlarda yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular, ilgili bölümlerde, salon ve koridorlarda gösterime sokulmuştur. Yakın tarihimizin Kore ve Kıbrıs Harekâtlarına ait maddi muhtevanın da müzeye konulmasıyla tüm mekânların darlaştığını hatta yetersiz hale geldiğini söylemek mümkündür.

    Koca bir Cihan Harbi’nin sadece tüfek, makineli tüfek, top, kasatura ve miğferle yapılmadığı, istilâcı güçlerin hava araçları, denizaltılar, yarı zırhlı araçlar ve değişik ölçülerde havanlar da kullandıkları hepimizin malumudur. Branda veya bezle kaplanmış maket tayyarelerin tavana asılmasının, küçük havuzlarda denizaltıların teşhir edilmesinin, bahçede bulunan Krupp toplarının sergi ile bütünleştirilmesinin uygun olacağını düşünsek de yukarıda sıralanan nedenlerden dolayı bir darlık yaşandığı ve I. Dünya Harbi sergi salonunun dahi bazı kullanımlardan tasarruf edilerek donatıldığı bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Hazırlık evresinin çok kısa bir süreyi kapsadığını öğrendiğim fakat buna rağmen yoğun ve titiz çırpınışlarla ortaya konulan çalışma, bugünkü güzel tablonun ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bizleri dün yaşananları düşünmeye iten, bugünlerin kıymetini bilmeye yönelten sergi nedeniyle Harbiye Askeri Müzesinin yetkililerini tebrik ediyor ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

    Eğer mümkünse bu serginin Anadolu illerine de taşınmasını, mehter konseri gibi CD’ye alınarak satışa sunulmasını ve daha da genişletilmiş şekliyle sınıf okullarına tertip edilmesini teklif ediyoruz.    

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam