SON DAKİKA
reklam
reklam

Şehitlerimiz

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Aralık 2024, Salı - 14:58   Okunma Sayısı:

Ne yazık ki, bir şehidimizin kerpiçten, sıvaları dökülmüş ve yıkılmaya her an namzet baba
evini görünce yüreğim burkuluyor. Yoksul bir aile, çocuklarını asker yapmış, vatanın
sınırlarına göndermiş. Şimdi iş devlete düşmeli, o aileyi TOKİ’nin yaptığı en iyi eve
yerleştirmelidir. Vicdan sahibi varlıklı insanlarımız da ellerinden geleni yapacaklardır
herhalde?
Bir şehidi uğurlamak benim için her zaman dayanılmaz bir üzüntü olmuştur ve
ağlamışımdır hep… 1984 yılında tayin olduğum Diyarbakır’da tören bölüğünün komutanı
olarak elimde kılıçla selam durduğum anda şehidin feryat figân eden aile fertleriyle birlikte
ben de ağladım. Şimdi de gözlerim doluyor ve o ailelerin hallerini düşünüyorum.
Cumhuriyet dönemi ayaklanmaları
Anadolu coğrafyası, Osmanlı Devleti döneminde de birçok isyana sahne olmuştur. Bunların
yanı sıra etnik ve dini nitelikli, ayrı bir devlet kurmayı amaçlayan isyanlar da çıkmıştır. Ancak
Cumhuriyet döneminde çıkan ayaklanmaların niteliği farklıdır. İsyancılar doğrudan rejimi
hedef almışlardır. Cumhuriyet rejimini yıkmak, şeyhlik, dervişlik, müritlik gibi kaybettikleri
imtiyazları yeniden kazanmak ve inkılaplara cephe almak suretiyle kamuoyu oluşturarak
taraftar toplamış ve dini istismar ederek inkılaplar aleyhine propaganda yapmışlardır. Bu
cepheleşme, birçok kez isyanla sonuçlanmıştır. Karşılarında en büyük engel gördükleri
Mustafa Kemal Paşa’yı da hedef almışlardır.
Bu hedefe ulaşmak için yabancı devletler ve ajanlarla işbirliği yapmaktan da
kaçınmamışlardır. İsyanların perde arkasında her zaman İngiltere bulunmuştur. Süryanilerin
kışkırtılmasıyla Nesturî İsyanı, Şeyh Sait İsyanı, Hakkâri’de Yezidi İsyanı, Mutki İsyanı ve
Tendürek İsyanı 1930 yılına kadar çıkan isyanlardan sadece birkaçıdır.
Menemen olayı
23 Aralık 1930’da yaşanan Menemen Olayı, sebep ve sonuçları itibariyle diğer isyanlardan
farklıdır. Üzerinden yıllar geçse de toplum hafızasından silinmeyecek niteliktedir. Basında
çıkan konuyla ilgili tüm yazıları okudum. Menemen hadisesi, din bilgisi olmadığı halde “din
elden gidiyor” kışkırtması ve şeriat sözleriyle elde yeşil bayrak taşıyan yobaz bir adamın,
çevresine topladığı güruhla devlete başkaldırması olayıdır. Asteğmen Mustafa Fehmi
Kubilây’ın Bekçi Şevki ve Bekçi Hasan’ın şehit edilmeleriyle son bulmuştur.
İsyanın elebaşı mehdilik iddiasında bulunan 33 yaşındaki Girit göçmeni Derviş Mehmet’tir.
Menemen Belediye Meydanı’nda etrafında topladığı güruhla birlikte tekbir getirmeye
başlamış ve insanları hilâfet sancağı altında toplanmaya davet etmiş, esnafı da kendilerine
katılmaya zorlamıştır.
İsyanı haber alan Jandarma Bölük Kumandanı Fahri Bey ise hemen asilerin yanına gelmiş ve
Giritli Mehmet’e hitaben “Ne istiyorsunuz? Buradan dağılınız!” demiştir. O da “ben
Mehdiyim, şeriatı ilân ediyorum, bana kimse mukavemet edemez, çekil!” karşılığını vermiştir.
Bu diyaloğa şahit olan bazı Menemenliler de alkışlamak suretiyle Giritli Mehmet’i
desteklemiştir.
Olayın büyümesinde asiler kadar, alkışlayarak destek verenlerin de etkisi vardır. Giritli
Mehmet’i ikna edemeyeceğini ve isyanı diyalogla önleyemeyeceğini anlayan Kumandan
Fahri, destek çağırmak için geri çekilmiştir. Olaydan kaymakamı haberdar etmiş ve 43. Alay
Komutanlığı’ndan destek kuvvet istemiştir. Fakat olayın ne denli vahim olduğu konusunda
Alay Komutanlığını bilgilendirmemiştir.
43. Alay Komutanlığı, isyanı bastırmak üzere Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı bir
müfreze ile olay mahalline göndermiştir. Asteğmen Kubilay aslında öğretmendi; askerlik

görevini yedek subay olarak yapıyordu. Asteğmen Kubilay olay yerine gelmiş; askerini
belediye meydanındaki kahvenin önüne bıraktıktan sonra öne çıkarak isyancılara derhal
silahlarını bırakmalarını, isyana son vermelerini ve dağılmalarını söylemiştir.
Uyarılar sonuç vermiyor
Kubilây, Mehdilik iddiasındaki Giritli Mehmet’i kolundan tutarak çekmiş ve asilerle bir
arbede yaşamıştır. Maiyetindeki askerlere “süngü tak” emrini vermiştir. Giritli Mehmet ise
Asteğmen Kubilay’a ateş etmiştir. Asteğmen Kubilay yaralanmış; arkasından ateş edilmesine
rağmen Kaymakamlık binasının arkasındaki avluya kadar gelebilmiştir. Fakat aldığı kurşun
yarası sebebiyle daha fazla ilerleyememiş ve düşmüş, 24 yaşında şehit olmuştur.
Asteğmen Kubilay’ın maiyetindeki askerlerin silahlarında tatbikat mermisi olması isyanın
seyrini değiştirmiştir. Ateş eden askerlerin mermileri, tatbikat mermisi olduğu için asilere etki
etmemiştir. Gerek bu durumun gerekse halkın kendisine mukavemet göstermemesinin
etkisiyle Giritli Mehmet daha da cesaretlenmiştir. Adamlarıyla birlikte Asteğmen Kubilay’ın
yanına gitmiş, canavarca bir hisle Şehit Kubilay’ın başını kesmiştir. Şehit Kubilay’ın kesik
başını meydana getirmiş ve bayrak direğine bağlamıştır. Yaşananlar kelimenin tam anlamıyla
vahşettir. Bu vahşet karşısında kalabalıktan bazıları yine alkışlamak suretiyle isyancılara
destek vermiştir.
Var olma mücadelesi
Kanunlarla kaldırılmış veya yasaklanmış olan tarikat ve cemaatlerin pervasızca yürüttükleri
faaliyetlere göz yumulmakta, Anayasa, sık sık değiştirilmekte hatta zaman zaman anayasaya
uyulmamaktadır. TSK içinde tarikat mensuplarının yuvalanmaya çalışması, Atatürk’e karşı
tavır alan bir kişi bile olması eski Harbiyelileri derinden üzmektedir.
Devletin Milli Eğitim Bakanı aleni olarak tarikatlara STK derse, Cumhuriyet düşmanları Şeyh
Said’in Said-i Nursi’nin Sait Molla’nın isimleri bulvar ve caddelere veriliyorsa, iş bu noktaya
varabiliyor. Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaretini Sn. Bahçeli şiddetle tenkit etmişti, ama bir
şey olmadı.
AB’nin Türkiye’ye karşı tavrı ortadayken, NATO’nun Türkiye’yi tartıştığı günler yaşanırken,
çevremizde yangınlar varken, İsrail Gazze olayında dünyayı karşısına almışken, Türkiye,
geçmişiyle hesaplaşma, tarikatların icraatını mübah görme, kara parayı aklayanlarla mücadele
etme çabaları içindedir.
Galiba biraz da uğraşacağımız şeyleri kendimiz yaratıyoruz.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam