Saraydan Mal Kaçırma (!)
Bu opera “Saraydan Kız Kaçırma” adıyla ilk defa 16 Temmuz 1782 tarihinde Viyana’da
oynanmıştır. Türkiye’de ilk temsil Ankara’da 1959 yılında icra edilmiştir. Genç bir İspanyol
kişizadesi olan Belmonto’nun sevgilisi, hizmetçisi ve uşağının 16’ncı yüzyılda İstanbul’da
yaşadıkları serüven konu edinilmiştir.
Avusturya İmparatoru II. Joseph, özellikle müzik ve tiyatro alanında yaptığı devrimlerle
tanınmış, sanat eserlerinin ulusal karakter taşınması yolunda direktifler vermişti. Bunun
sonucu olarak hafif Alman operaları hızla çoğalmış, dönemin Viyana’sında pek yaygın olan
bale ve İtalyan operası tekeli sona ermişti.
Mozart işte bu sıralarda İmparator’dan bir “Singspiel” bestelemesi için emir almıştı. Eserin
metnini aktör Gottlieb Stephanie yazmıştır. Bu sanatçının eserin konusunu ve başlıca
bölümlerini Christhoph Friedrich Bretzner adlı yazarın bir oyunundan aldığı daha sonraları
anlaşılmıştır. Operanın temsil edildiği yıl Leipziger Zeitung gazetesinde şöyle bir ilan
yayımlanmıştır:
“Viyana’da Mozart isimli bir bestecinin Belmonte und Constanze” adlı oyununu opera
olarak bestelediğini duydum. Durumu protesto eder, eser üzerinde hakkımı arayacağımı
bildiririm. Chr. Fr. Bretzner”
Sanat tarihi bu aktarışın sonucu çevresinde geniş bilgi vermiyor. Bilinen gerçek, oyunun
Mozart’ın zarif müziği ile süslenerek insanlığın malı oluşudur. “Belmonte und Constanze
hikâyesinin Orta Avrupa’da 1600’lü yıllardan itibaren moda olan Türkler konusundaki
oyunlardan esinli olduğu sanılmaktadır.
Opera büyük başarı kazanmış, fakat her zaman olduğu gibi bestecisine hemen hemen hiçbir
şey bırakmamıştır. İlk temsilde Belmonte rolünü oynayan tenör Langlois’in besteciye verilen
ücretin tam üç mislini aldığı bilinirse Mozart’ın eline geçen para hakkında bir fikir edinmiş
oluruz. Sanatçı operayı eşi Constanze’ye düğün hediyesi olarak bestelemiş ve ona ithaf
etmiştir.
Eser İtalyan biçiminde bir uvertürle başlar, davul, zil ve Türk Marşı’nı belirtir.
Yazının konusu “Die Entführung aus dem Serail” orijinal adıyla “Saraydan Kız
Kaçırma”dır. Dört asır önce bir Osmanlı paşasının sarayından yapılan “Kız kaçırma” olayı,
günümüzde “Mal Kaçırma” hakikati şeklinde tecelli etmiştir. Yoksul Suriye halkının varlığı
devrik lider Beşar Esad tarafından yurt dışına kaçırılmıştır; tıpkı Libya lideri Kaddafi ve Irak
lideri Saddam’ın saraylarından mal kaçırılması ve yağmalanması gibi…
*** *** ***
Müslüman liderler
Dünyada en çok silah üreten ülkeleri ve üretilen silah ve mühimmatın tonajlarını daha
önceki yazılarımda yazmıştım. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Fransa, İngiltere, İsrail ve
Almanya dünyanın en büyük silah üreticileridir. Bu ülkeler Müslüman olmamasına rağmen,
her gün Suriye, Irak, Yemen, Libya, Filistin, Arakan gibi ülkelerde ölenler Müslümandır.
Kendi silah endüstrileri için ve haksızlığa müsaade etmeyecek güçlü bir İslam ülkesi
olmasını istemeyen 6 büyük silah üreticisi ülkenin, İsrail hariç aynı zamanda Birleşmiş
Milletlerin 5 daimi üyesi olması da dikkatlerden kaçmamalıdır.
Burada İslam ülkelerinin liderlerine büyük işler düşmektedir. Önce İslam ülkelerinin
birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerine yardım etmeleri, uygar dünya ile barışık olmaları ve
demokrasiyi içten benimsemeleri gerekir. İslam ülkelerinin liderleri bu çizginin dışına
çıktıklarında diktatör olabiliyorlar. Libya ve Irak’tan sonra Suriye’de saltanatın yıkılması,
sarayların yağmalanması hınç kültürünün bir parçası olabiliyor.
*** *** ***
Bir toplumun oluşması
Bugün Suriye’de farklı fraksiyonlar bulunmakta olup iktidarı ele geçirmek için zorlu
mücadelelere girmişlerdi. Oysa her dinden her mezhepten insanın birbirleriyle didişmesine
tanık olduk yıllarca… Üç asır öncesinden bir örnek vermek isterim:
17’nci yüzyılda Hollanda, eyaletler sistemiyle yönetilen bir ülkeydi. Daha 1482’de
Hollanda toprakları veraset yoluyla Habsburg hanedanının eline geçmiş, V. Karl (Şarlken)
tarafından Germen İmparatorluğu’nun bir parçası olan Bourgogne sınırlarına katılmıştır.
Erasmusçu düşüncelerden bir hayli etkilenmiş olan V. Karl, bölge halkının yurttaşlık
özerkliğine saygı göstermiş, Protestanlığın ve onun bir kolu olan Calvinizm’in
yaygınlaşmasına göz yummuştu.
1555’te tahttan feragat edince yerine geçen oğlu II. Philip, Protestanlarla amansız bir
mücadeleye girişmiştir. 1566’da bölgede fanatik Katolikliğin simgesi olan Engizisyon
Mahkemeleri kurulur. Bu sırada Anvers’te gittikçe zenginleşen Flaman tüccarlarını ezmek
için çok ağır vergiler konur. Bu ortam içinde Orange Prensi Sessiz Wilhelm önderliğinde
geniş bir ayaklanma başlatılır. Ayaklanma kısa sürede Katolik-Protestan savaşına dönüşür.
Wilhelm 1579’da Yedi Eyalet Cumhuriyeti’ni kurar. Bu eyaletlerin en güçlüsü olan
Hollanda’nın genel valiliğine atanır. Katolik olan güney iller bile (Belçika) Gent Birliği adı
altında toplanmış olan başkaldırmış bölgelerle birleşmişlerdi. Bu birleşme politik oyunlarla
İspanya tarafından kısa sürede dağıtılır ve güney illeri İspanyol egemenliği altına girmeye
zorlanır.
Katolik İspanya’yı hiçbir zaman kabul etmeyecek olan kuzey illeri, gittikçe güçlenen bir
savaş filosu kurarak Yirmi Yıl Savaşları’nda ayakta kalmayı başarabilmişti. Sonunda 1648’de
İspanya ile imzalanan Münster Antlaşması’yla Yedi Eyalet Cumhuriyeti (ya da Hollanda
Cumhuriyeti) resmen bağımsızlığını kazanmıştır. 1