SON DAKİKA
reklam
reklam

27 Aralık Atatürk’ün Ankara’ya gelişi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Aralık 2024, Cuma - 11:49   Okunma Sayısı:

İşgal başlıyor
    Ülkemizin işgali, 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonunda başlatılmıştı. Millet,
istilâcılara karşı mücadeleye hazırdır, ancak istilâcı İngiliz güçleri, her türlü yıkıcı, bölücü ve
teslimiyete zorlayıcı çalışmalara yönelmişlerdir.
    Muğla, Aydın, Bursa, Bolu, Balıkesir, Biga ve Konya vilâyetlerinde kardeşi kardeşe
düşürücü faaliyetler başlatılmış, İngiliz güdümündeki İstanbul hükümeti ise, Milli Kuvvetlere
ve başındaki Mustafa Kemal’e karşı her türlü baltalayıcı önlemi almaktan çekinmemişti. 25
Ekim günü Anzavur İsyanı başlamıştı.
M. Kemal hayatını ortaya koyuyor
İşgale karşı koymak amacıyla 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, 22
Haziran’da Amasya Genelgesi’nin hazırlanmasıyla ilgili programına devam ederken 8-9
Temmuz gecesi askerlikten istifa eder. 23 Temmuz-7 Ağustos tarihleri arasında Erzurum
Kongresi’ni yapar.
4-11 Eylül 1919 günlerinde Sivas Kongresi gerçekleşir. İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan
işgalci ve istilâcı güçlerine karşı vatanın savunulması konusunda kesin kararlar alan Mustafa
Kemal ve Heyet-i Temsiliye mensupları, durum değerlendirmesini yaptıktan sonra 22 Aralık
günü Sivas’tan hareket ederek Kayseri-Kırşehir yoluyla 27 Aralık 1919’da Ankara’ya
dönerler.
   Heyet, muhteşem bir törenle Dikmen Sırtlarında karşılanır. Seymenlerin oyun ve
gösterileriyle başlayan karşılama, giderek artan insan sayısıyla coşkun bir hal alır ve konvoy
Ankara’ya doğru adeta akar. Aynı gün Mustafa Kemal imzasıyla Heyet-i Temsiliye tarafından
teşkilâta şu özet telgraf yayınlanır: 
“Sivas’tan Kayseri yoluyla Ankara’ya hareket eden Heyet-İ Temsiliye, yol boyunca ve
Ankara’da büyük milletimizin samimi tezahüratı içinde Ankara’ya geldi. Şimdilik Heyet-i
Temsiliye’nin merkezi Ankara’dadır. Hürmetlerimizi sunarız.”
İsmet Paşa’nın vefatı
Dikmen Sırtlarında seymenlerle karşılanan Atatürk’ün Ankara’ya gelişi Kara Harp Okulu
öğrencileri tarafından bir sembol olarak “27 Aralık Atatürk Koşusu” adıyla yad edilir. Kara
Harp Okulu’nda okuyan öğrencilerden bir tabur, her yıl yapılan “27 Aralık Atatürk
Koşusu”na eğitim kıyafetli, çelik başlık ve tüfekli olarak katılırdı. 1972 yılında Kuleli Askerî
Lisesi’ni bitirip Kara Harp Okulu’na geçmiştik. İkinci sınıftayken Atatürk Koşusu sırası bizim
tabura gelmişti. İki hafta öncesiyle akşam saatlerinde koşu provaları başlamıştı. İsmet
İnönü’nün 25 Aralık 1973’te vefatı üzerine koşu yapılamamıştı.
    1975 devresinden olan bizler, merhum İnönü’nün cenaze töreni dolayısıyla koşuya
katılamamıştık; ancak ben Harp Okulu’na Tk. K. olarak atandığım için o yıl koşacak olan
taburla koşuya katılmak bahtiyarlığına erişmiştim. Üç yıl görev yaptığım Harp Okulu’nda iki
yıl üstü üste diğer taburların koşularına da katılmıştım.
    Ankaralılar, 27 Aralık sabahı TBMM hazırlanan katafalkın önünden saygıyla geçmişler,
İnönü’nün naaşı, 28 Aralık sabahı Anıtkabir’de İnönü’nün şimdiki yattığı yere defnedilmek
üzere hazırlanmıştı. Meclis önündeki devlet töreninin ardından 16 general ve Harp Okulu
öğrencilerinin çektiği top arabasına konulan tabut Ankara-Maltepe camiine götürülmüştü. Her
beş dakikada bir top atışlarının yapıldığı yürüyüşün ardından Anıtkabir’e getirilen İnönü’nün
naaşı Atatürk’ün mozolesinin tam karşısında toprağa verilmişti. İstiklâl Harbi’nin Batı cephesi
komutanı İsmet Paşa, seni rahmetle ve tazimle anıyoruz. Nurlar içinde yat!
27 Aralık Atatürk Koşusu

    Harp Okulu iç bahçesindeki depolardan silah ve teçhizatımızı alır, yürüyüş kolunda okulun
stadyumuna giderdik. İlk bir iki gün parkuru kısa tutar, sonraki günler hem mesafeyi hem de
tempoyu arttırırdık. Bir saate dayanan çalışmamızın sonunda yine depoların önüne gelir,
tüfeklerimizi teslim ettikten sonra koğuşlara geçip kıyafetlerimizi değiştirirdik. Her birimiz
kol ve bacakları kaslı, vücudu dayanıklı gençlerdik.
    Koşuları akşam saatlerinde yapar, akşam yemeğine girdikten sonra ders çalışmak üzere
sınıflarda etüde geçerdik. Sabahtan itibaren derslere girip çıkmak, sonrasında ise akşam
koşusu yapmak yorgunluk yaratırdı hepimizde. Ancak burası Harp Okulu… Yorgunluk gibi
bir mazeret olamazdı ve her türlü zorluk bizim içindi…
 
Koşu günü
     Bizden önce subay çıkan Kara Harp Okulu mezunlarının kinayeli anlatımları ve müstehzi
bakışlarıyla aktardıkları eşek yoran (!) bayırından aşağıya doğru koca tabur akmaya başlardı.
Yüksek sesle söylediğimiz marşlardan, yürüyüş kararı saymalardan ve ayak tempolarından
heyecan duyardık.
    Meclis’in önündeki yolda iki taraflı dizilen halkın alkışları bizim için teşvik ve destek
verici olur, aklımıza kahramanlık şiirleri, türküler, bazen de destanları gelirdi. Yahya
Kemal’in şu dizelerini hatırlardık.

“Bu neslin ortada dâhicedir, başardığı iş
Vatan nasıl karışır musikiyle, göstermiş.” [1]  

   Ankaralı arkadaşlarımızın aile fertlerinden gelenler, önceki yıllarda mezun olanlar,
Ankaralılar ve Türkiye’nin çeşitli yerlerinden gelip bize çiçek atanlar, “bravo sizlere!” diye
bağırır, gözlerimiz yaşartırlardı. Bu koşu her Harbiyeli’ye gurur verirdi. Üstelik ben bu gurur
ve heyecanı piyade sınıfından olmam hasebiyle iki kez yaşamışımdır. Ertesi yıl da başka bir
tabura takviye olarak gitmiştim.
    Evet, hepimiz koştuk, her Harbiyeli bu koşulara katıldı; ama hepimiz koşucu olmadık, atıcı
olmadık, belki askerliği sonuna kadar götürmedik… Tüm bunlara rağmen Harp Okulu
içimizden bir Mustafa Kemal çıkardı. Cumhurbaşkanları, hukukçular, sanatçılar, iktisatçılar,
öğretim üyeleri çıkardı… Hepsiyle gurur duyduk. Fâni âlemden gidenlere rahmetler olsun!
    Geçen yıl Harp Okulu öğrencilerinin Atatürk Koşusu’na katılmaları beni ve benim gibi
emekli olan subayları çok duygulandırmıştı. Subay kaynağı olan ve Harp Okulu’na aday
öğrencileri hazırlayan Kuleli Askerî Lisesi’nin de açılması, eğitim ve öğretime başlatılması
ümidimizi koruyoruz. Askerî Liselerin 6 Ekim İstanbul’un kurtuluş günlerinde, 19 Mayıs
Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı gösterilerinde ve 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı
törenlerinde yerini almasını bekliyoruz. 
[1]  Beyatlı Yahya Kemal, “Kendi Gök Kubbemiz”, Basım yılı: 1967, Baskı: 3, s: 40, Eski Musiki şiiri.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam