SON DAKİKA
reklam
reklam

Ahlak, din ve dürüstlük

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 30 Aralık 2024, Pazartesi - 15:36   Okunma Sayısı:

Yaşar Nuri ÖZTÜRK
YURT-06-03-2012 12:53
 
Dinin de ahlakın da esası dürüstlüktür. Yani olduğun gibi görünmek veya göründüğün gibi
olmak... Akıl, Kur’an ve Peygamber bize şunu söylüyor: “Müslümanlık namazsız olur, ama
ahlaksız olmaz.”
Türkiye’de dayatılan Arap-Emevî yapımı din, bunun aksini iddia ediyor. Ona göre,
Müslümanlık namazsız olmaz ama ahlaksız olur. Meseleye Kur’an penceresinden
baktığınızda şunu görüyorsunuz: Zaafların bulunması insanı ahlaksız yapmaz, hatalı yapar,
günahkâr yapar. Hatalar tamir edilir, günahlar ise tanrısal rahmet tarafından affedilir. Hatalı
olmak bir zaaftır, sürçmedir. Ahlaksızlık ise kötü niyet ürünüdür, bir temel çürümedir.
Çarpıklıklar
Türkiye’deki akıl almaz çarpıklıkların başında din-ahlak ilişkisindeki çelişki gelmektedir.
Türkiye, görülmedik bir hızla dincileşirken, görülmedik bir hızla da ahlaksızlaşmaktadır.
Yalancılık, dolandırıcılık, yolsuzluk, düzenbazlık... gibi temel bozukluklar listesinde her gün
biraz daha yukarılara çıkışımız, dünyanın izlediği ve bizim de önümüze koyduğu bir gerçektir.
Ne yazık ki Türkiye, yalandan hırsızlığa, kamu kaynaklarını talandan mafya zulümlerine
kadar her türlü suç ve rezilliğin, her türlü ahlaksızlık ve düşüklüğün doruğa tırmandığı bir
ülke haline gelmiş bulunuyor.
Camiler neyin ifadesi?
Bir yanda, temeli ve amacı ahlak olan İslam adına yüz bine ulaşan cami (sağlık ocaklarının
toplam sayısı 7500, okulların toplam sayısı 67 bin), dinde yeri olmamasına rağmen gökleri
tırmalayan yüz binlerce minare, öte yanda zirveye tırmanmış ahlaksızlıklar, Allah ile
aldatmalar...
Bundan ilginci, ahlaksızlığın en zehirlisi olan riyakârlık, iftira, kamu kaynaklarının talanı
gibi temel çürümelerde öne çıkmış isimlerin önemli bir kısmı dincilikleriyle de ünlü kişiler...
Böyle bir çarpıklık tarihte az görülmüştür.
Din adına kılcılık, kumaşçılık yaparak yeri göğü inletenlerin, orman yağmacılığına, kamu
mallarının talanına, doğanın kirletilmesine, havanın ve suların zehirlenmesine, israfa, insan
haklarının çiğnenmesine, kadının horlanıp ezilmesine karşı çıktıklarına tanık olamıyoruz.
Kısacası, İslam, birileri yüzünden âdeta ahlaksızlık, akıldışılık, düzenbazlık, haksızlık, şiddet
ve kin üreten bir din olarak algılanır oldu.
Siyaseti çürüten temel olumsuzluk da dürüstlüğün göçürülmesidir. Siyaset, ne yazık ki, büyük
çoğunluğu itibariyle, olduğu gibi görünmeyenlerle göründüğü gibi olmayanların kümelendiği
bir mesleğe dönüştürüldü.
Siyasetimizin duayenlerinden birine yıllar önce, “Efendim, falancanın ahlaksal tarafı çok
bozuk çıktı; onu yanımızdan uzaklaştırsak!” dediklerinde cevabı şu olmuştur: “Ben, iyi ahlak
derneği kurmadım, parti kurdum; siyaset yapıyorum. Ne demek ahlaksal tarafı bozuk?”
DİNCİ SİYASETLER NE GETİRDİ?
Ahlakı bir meslek gibi algılayan bakış açısı, ne yazık ki, Türk siyasetinde yıllardır egemendir.
Dinciliğin egemen olduğu siyasal zihniyetlerin, bu anlayışa ahlakîleşme yönünde bir katkı
sağlamaları beklenirdi. Heyhat! O zihniyetler, ötekileri arattı.
Dinciler, olumsuz gidişe, ahlaksızlığı dinleştirme yönünde katkı sağladılar. Yani, bozuklukları,
doymazlıkları, talanları, dinin kutsallarını kullanarak maskeleyip saklamak gibi çok daha
yıkıcı bir süreci egemen kıldılar.

Gerçek şu ki, Türkiye bugün, dinden siyasete kadar, erdem ve dürüstlüğün temel ilke
olmaktan çıkarıldığı bir çöküş kulvarına sokulmuş bulunuyor. Türkiye’de ‘tıkırında’ giden iki
şey var: Ahlak ve erdemi önemsiz gören paragöz-kurnaz ekiplerin servetlerine servet
katmaları, ülkenin süratli bir biçimde, Kurtuluş Savaşı öncesinin şartları içine itilmesi…
Evrensel yasaların şaşmaz buyruğu, böyle bir ülkenin mutluluğa mı, felakete mi yürüdüğünü
elbette belirlemiştir. Biz hatırlatıyoruz. Düşünüp araştırıp ibret alan olur mu bilmem

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam