SON DAKİKA
reklam
reklam

Yorucu bir kültür gezisi

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 3 Ocak 2025, Cuma - 23:52   Okunma Sayısı:

İstanbul’dan Çanakkale’ye doğru yola çıktık. Çanakkale Müzesi’ni gezdik. Troya kazıları,
Assos buluntuları, Dardanos Tümülüsü… Her birisi kendisinden bir veya birçok parçayı
Çanakkale Müzesi’ne hediye etmiş. Troya Savaşı’nda insan kurban edilmesini örnekleyen
Polyksena’nın trajedisi, en geniş biçimiyle Euripides’in Hekabe adlı oyununda anlatılır.
Hekabe adlı oyun
M.Ö. 424n yılında sergilenen bu oyunda öykü, Troya Savaşı’nın ardından anayurtlarına
dönmekte olan Yunanlardan Akhilleus’un ruhunun bir kurban istemesiyle başlar. Yunanların
elinde esir bulunan Polyksena adlı genç kız kurban edilir. Kızöldün Lahdi’nde bu öykü
ayrıntılı biçimde betimlenmiştir.
Boğazlanmaya hazırlanan Polyksena, onun için ağıt tutan akranları, bir taht üzerinde
bahtına küsmüş Hekabe, olağandışı bir sanat üslubuyla anlatılmıştır.
Troya
Çanakkale-İzmir karayolunun 30.kilometresinden batıya ayrılan yaklaşık dört kilometrelik bir
yolla ulaşılıyor. Burayı Harp Okulu yıllarımda da görmüştüm. Bu bölgede Homeros’un İliada
destanındaki Troya Savaşları gerçekten olmuş muydu, yoksa bir kurmaca mıydı? Tarihçilerin
ve arkeologların yıllardır tartıştığı bu konuyu ben de merak ediyorum doğrusu…
Kentin en eski evresi M.Ö. 3000-2500 yıl öncesine dayanıyor. M.Ö. 2500-2300 arasında
eğimli surlar yapılmış. M.Ö. 1300-1200 arasında surlar kulelerle desteklenmiş. Tahta at halen
simge olarak durmaktadır.
Yola devam
Edremit Körfezi’nin batı ucunda Behramkale yolu üzerindeki Assos antik kentine geldik.
Burası denizden yaklaşık 250 m yukarıda eski bir yerleşim kentidir. Midilli Adası’ndan gelen
Methymnalılar ve Aioller tarafından kurulmuştur. M.Ö. 6.yüzyılda akropolise Athena tapınağı
dikilmiştir. Aynı yüzyılda Perslerin işgaline uğramıştır.
M.Ö. 6,5 ve 4. yüzyıllarda surlar çeşitli duvar örme teknikleri, kuleler ve kapılarla farklı
şekillere sokulmuştur.
Ege Bölgesine geçiş
Ege bölgemiz, kuzeyden itibaren Frigya, Truva, İyonya, Lidya, Likya, Karya gibi
İlkçağ medeniyetlerine yurt olmuştur. Gezdiğimiz yerler İyonya medeniyet ve
saltanatının hüküm sürdüğü yerlerdir. İyonlar ise, MÖ 1200’lerde Dorların Balkanları
istilâsı sonucu Ege Denizi yoluyla Anadolu’ya gelip Ege bölgesine yerleşmişler. İzmir
(Smirna), Efes (Ephesos), Foça (Fokea), Milet, Didim, Neopolis (bugünkü Kuşadası)
gibi büyük siteleri kurmuşlar, ticaretle uğraşmışlar. Siteler, dış tehlikelere karşı birlik
olmuşlar.
Bölgelerinin “kral yolu” üzerinde bulunması ve yoğun kültür akışı içinde olmaları
nedeniyle İyonlar Tales, Heredot, Hipokrates, Diyojen, Homeros gibi ünlü isimleri
yetiştirmişler,
Fenike alfabesini ve güneş yılı takvimini geliştirmişler.
Halk çok tanrılı inanışı yaşamış, tanrılarını insan motifleriyle anlatmış. Dini
mimaride önemli eserler vererek kendi tarzlarını geliştiren İyonyalılardan, Artemis
tapınağı, Apollon tapınağı, Milet tiyatrosu günümüze kadar gelen eserler arasında
kalabilmiş. İyon devleti, MÖ 545 de Persler tarafından yıkılmış.
Yola devam ediyoruz

Biz önce Çandarlı-Dikilitaş arasındaki Pitane, Çandarlı Körfezi’nin doğusundaki Gryneion
ve Myrina’ya ulaştıktan sonra Foça’ya geldik. Eski Foça deniz kıyısında olup daha önce 7-8
kez gelmiştim. Yeni Foşa daha tepelik alanda ve içeridedir. Buradan İzmir’e yöneldik.
Bayram öncesi olduğu için yollar ve restoranlar sakin… Ege sahillerinde deniz kenarı bir
yerde mola verdik. Denize konan tabureler ve üzeri cam olan alçak bir masaya oturduk.
Masaların bir özelliği vardı. Camın altında gelenlerin yazdırdıkları notlar bulunuyordu.
Aşçıya teşekkür eden, seneye yine geleceklerini bildiren, nişan öncesi buraya gelen,
kendilerinden sonra buraya gelecek olanlar için öneriler yazan nice insanın notlarına rastladık.
Bazıları müze biletine yazılmış, bazıları bir sarı zarfın boş yeri kesilerek üzerine yazılmış,
bazıları da bez mendil kesilerek imzalanmış. Aracını kısa bir bakıma sokan ve bunu fırsat
bilip karnını doyurmak isteyen de gelmiş buraya…
Bu kişiler yol yorgunluğu çekip hiç konuşmadan mı yemeklerini yemişlerdir, yoksa
Ege’nin serin rüzgârlarının sahile esenlik taşıdığı böyle tabiat harikası, bir yerde muhabbet ve
sohbetle mi yoğrulmuşlardır, bilmem, ama biz elimizde harita ile yeni güzellikler göreceğimiz
farklı güzergâhları araştırmaya başlamıştık.
Bu kadar yol katetmek ve ara yollara girmek bizi de yordu. Mola verdiğimiz yerde ve
hareket halinde araçta uyuyan aile fertlerim vardı. Gece İzmir’de kalmaya karar verdik.
Sabahtan Akdeniz sahillerine doğru yola çıkacağız.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam