ABD’de olan bir olay şöyle gelişmiş: Uçakta bir hanım, yanında veya yakınında oturan bir
bey’in elindeki notları görünce bir anlam verememiş. Çok düşündükten sonra yazının Arapça
olması gerektiğine, kişinin de Arap olabileceğine hükmetmiş. Hostese not yazarak durumu
bildirmiş.
Ödüllü ekonomist olan bey de, matematik notu Arapça sanıldığı için uçaktan atılmış. Önce
bu dünyadan bîhaber keskin zekâlı kadim kâfir (!) hanımı tebrik ederim. Pratik zekâ budur
işte. Hemen anlamış adamcağızın Arap olduğunu… O adamcağız matematik ödülü almışsa bu
hanıma da pratik zekâ ödülü verilmeli, hatta kendisi canlı manken olarak arkeoloji müzesine
konulmalıdır.
* * *
Doğu illerimizden birinde kimliği belirsiz bir kişi 10 bin yıllık taş sütuna yazı yazmış.
Belediye de bir kişiyi görevlendirerek yazıların temizlenmesini istemiş. Gelen kişi, bir yerden
spiral (döner metal disk) alarak taşın yüzeyini temizlemiş. Tabiat ve Kültür Varlıklarını
Koruma Kurulu’na haber vermeden özel yöntemle (!) yapılan bu silme işlemi de basına
yansımış.
Kimseye kızmaya gerek var mı?
1.Önce bu belediye çalışanı ilkokuldan itibaren bu bilinçle yetiştirilmedi ki? (Hepimiz aynı
okullarda yetiştirildik)
2. Belediyeye alındığında bu işçi oryantasyona tabi tutuldu mu?
3. Görev veren amir eski eserlerin korunması konusunda ne biliyor, restorasyon, Koruma
Kurulu, Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu nedir, nelerden suç oluşur?
Maiyetindekilere veya astlarına ne öğretti?
4. Yine bu amir görevlendirdiği kişiyi görev başında izledi mi? Yerinde müdahalelerle
düzeltici tedbirler aldı mı, aldırdı mı?
Tabii daha sorulacak soru çok, ama kim okuyacak... Birisi de çıkar, “biliyorsan sen yap” der.
Memleketimizde adettir, kimsenin eleştiriye tahammülü yoktur. Bir de “çalışmayan eller
konuşan diller üretir” diye çıkış yaparlar.
* * *
Salaklık parayla mı? Bizde var da dünyada yok mu? İşte bir salaklık da dünyanın en akıllı
insanları bildiğimiz Japonlardan: 1971’de toprak kaymalarını incelemek isteyen Japon bilim
adamları, büyük bir yağmur fırtınası efekti yaratmak için tepeyi yangın hortumlarıyla
adamakıllı sulamışlar. Tepenin çökmesi sonucu meydana gelen heyelânda dört bilim adamıyla
11 izleyici hayatını kaybetmiş.
* * *
Torosları gezmiş anlatıyordu muallim taslağı... Meşe, kızılçam ve sedir ağaçlarının
güzelliğini, andız ağaçlarının insan için faydalarını sıralıyordu. Katran çıkarılması,
meyvelerinden pekmez ve reçel yapılması, kaynatılıp hoşaf ve komposto hazırlanması
ayaküstü öğrendiği hususlar içinde…
Çukurova’ya indiğinde tarlalardan ekinin kaldırıldığını, bazı yerlerde de anız yakıldığını
görmüş… Anlatırken andız ağacı konusunda yaptığı ihtisas (!) nedeniyle yangınlara da andız
ateşi diyordu mütemadiyen…
* * *
Bu yazılanları nasıl olsa kimse okumayacak. Acaba araya Fenerbahçe maçını da mı
sokuştursaydım? Veya yapacak daha iyi şeyler vardır deyip şunları mı tavsiye edeyim: (Bir
sergiden alıntılar… İmza: Fail-i mizah)
Gidin televizyon izleyin
Çıldırasıya alış-veriş yapın. Doğaya zarar verin, ağaçları yok edin suları kirletin…
Ozon tabakasındaki deliği elbirliğiyle besleyin, büyütün.
Canlı türlerini biraz daha azaltın. Pratik yol, ormanı yakmaktır. Kaplumbağası, kurbağası,
kelebeği, böceği nesi varsa yok olur gider.
Sizi sevenleri üzün, insanları kırın.
Birbirinizden nefret edin trafikte terör estirin.
Tuttuğunuz takım kaybedince sinirlenin ve yeni küfürler icat edin.
Savaş çığırtkanlığı yapın, yapayalnız egonuzla baş başa kalın!