Gizli işlere bayılırız. Hatta meşhurdur, gizli caziptir denir. Özellikle devlet işlerinde gizlilik
her zaman vardır ve merak uyandırır. Meraklı turşucular her zaman gizli bilgilere sahip olmak
isterler. Bu bilgilerin çok küçük kısmına vakıf olanlar da böyle bir bilgiye sahip olduklarını
hissettirmek ve kendilerinin önemli bir kişi olduğunu karşı tarafa yansıtmak isterler.
II. Abdülhamit ve gizlilik
İnsan belli bir terbiye almamış, belli bir nosyona ulaşmamış ise gizliliğin önemini
anlayamaz. Bu konuda en hassa padişahlardan birisi olan II. Abdülhamit, görevlendirdiği
kişilerden bilgi alırken sorar:
---Görüşmeye kimler geldi?
---Ben ve ilgili kişi Hünkârım.
---Görüşmeyi nerede yaptınız?
---Gizli bir odada yaptık Hünkârım. Sultan II. Abdülhamit hemen kanaatini belirtir:
---İki kişi ve dört duvar…
Siyaset sahnesinde de bilgisi olmayan insanlar zaman zaman üfürmüşlerdir. Lozan
Antlaşması’nın bilmem kaçıncı yıldönümünde Ege Adaları gündeme gelir, “… Bu konu
Lozan’ın gizli maddelerinde yazılıdır” der, çıkarlar işin içinden. Misak-ı Milli konusu açılır,
“Atatürk’ün gizli vasiyetinde …” diye söze girerler… Aşağıdaki sözler ne güzel anlatıyor bu
durumu…
Abdal ata binince bey oldum sanır,
Şalgam aşa girince yağ oldum sanır.
Bilgisizlik örnekleri
Konuşmanın yapıldığı toplumda bir de fanatik kişi varsa seyreyle gümbürtüyü. Oniki
Adalar dersiniz, bunların ne olduğunu bile bilmez. Sevr ve Lozan antlaşmalarının hangi
savaşlardan sonra yapıldığını, yerlerinin nerde olduğunu sorsanız bilmezler.
Örneğin; I. Dünya Savaşı sonunda 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr görüşmelerine Britanya
İmparatorluğu, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz
Krallığı, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, Çekoslovakya ile
mağlup Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalanmıştır. ABD Osmanlı İmparatorluğu ile
savaşmadığı, SSCB ise henüz Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı için imza atmamışlardır.
*** *** ***
İbnülemin Mahmut Kemal’den
Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle dünya çapında bir
şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemal (İnal)’e sormuşlar.
---Sizdeki bilginin çok azına sahip olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var.
Bunun sebebi nedir?
---Ben bilmek için öğrendim, onlarsa tanınmak için…
Hepimiz asrın davalarını takip ediyoruz. Salya-sümük ağlayan ve hezeyanlar içinde çırpınan
bir adamın, mesleki formasyon ve sıfatı olan kişileri kendisine biat ettirdiğini görüyoruz.
Yakalandıkları zaman verdikleri ifadelerden hayrete düşüyoruz. Fethullah Gülen’in bir terör
örgütünü yönettiğini yeni anlamışlar. Günaydın, demek gerekir herhalde…
*** *** ***
Yazımı şu sözlerle bitirmek istiyorum
İnsanlar başaklara benzerler, başaklar doldukça eğilirler.
Kendimiz sandığımızdan çok daha zenginiz; ama bizi ondan bundan dilenerek yaşamaya
alıştırmışlar; kendimizden çok başkalarından faydalanmaya zorlamışlar bizi.
Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılamaz.
Öfke saklamaya gelmez, büsbütün içimize işler.
Yazmak mutsuzluğun nedeni değil, sonucudur.
(Galiba bu söz de beni ilgilendiriyor. Yere tüküren adamdan, çarpık binadan, çenesi düşük kadından,
bir karış bakımsız sakalla gezen adamdan, yayaya yol vermeyen sürücüden, barut kesesi gibi
parlayan fırça saçlıdan tutun da yeni yapılan yol veya kaldırımı ertesi günü ellerinde kazmayla
açmaya çalışan bilinçsiz zihniyete kadar beni meşgul eden insanlar mutsuzluğuma sebep oluyor.
Bunun sonucunda da yazmak zorunda kalıyorum.)