Fötr şapkalı bey önümde yürüyordu. İstanbul ve çevre iller büyük sağanak yağışlarına
maruz kalmıştı. Metrodan çıkar çıkmaz şemsiyemi açmış, Kadıköy’deki Karaköy iskelesine
doğru koşar adımla gidiyordum.
Önümde giden fötr şapkalı bey biraz daha yaşlıydı. Şemsiyemin altına gelmesini teklif
edecektim. Tiyatro binasıyla iskele arasında İBB’nin Beyaz Masa’sı vardır. Tam bunun önüne
geldiğimizde binanın saçak oluğu yarıldı ve sular kütle halinde bey’in başına döküldü. İyi ki
saçak düşmedi… Ben beye yardımcı olmaya çalışırken o mırıldanıyordu:
---Hey mübarek! Rahmet bana faiziyle geldi…
*** *** ***
Astım hastası ve sigara içiyor. Uyardım kendisini…
---Ama siz sigara içiyorsunuz?
---B.k yemiyorum ya!
***. ***. ***
Liseye gidiyor, yaz tatillerinde küçük bir atölyenin kasiyerliğine bakıyordu. Alış veriş
yaptım, parayı nasıl ödeyeceğimi sordu. Ben de taksit de oluyor mu diye sordum. Nakit
sözcüğünün İngilizcesini söyledi.
--- O ne demek, yazar mısın, dedim ve yazdı…
--- Keş.
***. ***. ***
Önce Kadıköy-Karaköy vapurunda görmüştüm onu dilenirken… Her gittiği kişiye Allah
rızası için diye başlıyor, parayı alınca bir şey demeden diğerine geçiyordu. Para vermeyen
olursa da “Allah’tan kork, hiç mi Allah korkun yok senin?” türünden sözler ediyordu.
Sonra Karaköy’de iskele civarında dilenirken gördüm onu. Yere oturmuş, mendilini açmış,
değneği yanında dileniyordu… Selam bile vermeden gittim yanına oturdum ve bir şeye
kızmış havasıyla konuşmaya başladım. Gayem onu konuşturmaktı.
---Yav memlekette hiç insanlık kalmamış. Birisinden iki lira yol parası istedim, yüzüme bile
bakmadı, dedim… Ve dökülmeye başladı hemen.
--- Sen daha yeni başlamışsın. Ben günlerdir el açıyorum, bu (sin kaflı küfürler) insanların
elleri ceplerine gitmiyor. Dur bakalım, göreceksin daha nelerle karşılaşacağını…
Sizlere itiraf edeyim ki, bu adama para vermeyenlerden birisi de bendim. O küfürden ben
de nasibimi almış oldum. Şu adamı biraz sıkıştırmanın zamanı geldi, diye düşündüm ve
yüklenmeye başladım:
---Belediye burada dilenenleri her gün topluyor ve İstanbul dışına sürüyor. Senin
dilendiğini görürlerse halin harap…
---Kardeşim, sen de bi’ tutturdun dilenmek, dilenmek diye. Dileniyor muyum ben?
---Evet dileniyorsun. Konuşmamızın başında “el açıyorum” demedin mi?
---Demedim.
---Belediye görevlileri gelir de bu adam dileniyor muydu derlerse dilendiğini söylerim. Bak
önüne mendil de sermişsin zaten… Hışımla mendili topladı.
---Sen vapurda yolculara burada da insanlara “ Allah’tan korkun!” demiyor musun? Ben
de Allah’tan korkuyorum. Sorarlarsa doğruyu söylerim…
Bana ters ters baktı, değneğini vura vura koşar adımlarla uzaklaştı. Şimdilerde görünmüyor
ortalıkta…