SON DAKİKA
reklam
reklam

İnsan Ne İle Yaşar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Şubat 2025, Cumartesi - 11:28   Okunma Sayısı:

Rus yazar Leo Tolstoy’un yazdığı ve 1885'te yayımlanan "İnsan Ne İle Yaşar" adlı kitabını
okuyordum. Yazar bu eserinde, insanların özünde iyilik olduğunu ve durum ne olursa olsun
iyilik yapmaları gerektiğini anlatır.
“İnsan Ne İle Yaşar” isimli eser, kısa öykülerden meydana gelmiştir. Tolstoy, sorunun
cevabını “merhamet” olarak verir. Tolstoy bu hikâyesinde çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik
öyküsüne yer verir. Sıradan ve kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın
hayalini kurmaktadır.
Öyküden
… Köylü Pahom, uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca,
daha çok toprak elde etmek için Reis’e gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği
kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a
“Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin; fakat güneş
batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.”
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam
geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki,
güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama tükenmektedir gücü… Halsiz adımlarla
yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı
noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur.
Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömdürür. Reis, Pahom’un mezarının
başında durur ve şöyle der;

“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”

Tecessüs nedir?
Okul yıllarımızda edebiyat derslerinde karşımıza çıkmış bir sözcüktür. Cemil Meriç’in
“Kültürden İrfana” adlı eserinde de gayet açık ve ayrıntılı şekilde anlatılmıştır. Görme
anlama merakı demektir, tecessüs…
Ben, emekli olduktan sonra yeni bir çalışma hayatının içinde buldum yine kendimi.
Gözlemlerim arasında her sektörün bir gün çökebileceği, ancak gıda sektörünün hiçbir zaman
çökmeyeceği konusu yer alıyordu. Oysa pandemide o da çöktü. Şimdi yine Tolstoy’un
anlatımlarına yer vermek istiyorum:
“… Durmadan biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar
kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev... Gözlerimiz
midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük... Bazen insan ömründen daha çok
borç biriktirir. Bazen de elinde olan ama fark etmediği nimetleri hoyratça harcar durur.
Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını
arttırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider
aklından… Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın mülkün
yanında zaman tüketir, söz tüketir... Benlik biriktirirken, benliğini tüketir...
Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın; zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik
olduğunu ne zaman fark edeceğiz? Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle,
kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir
erkeğin, iman dolu bir yüreğin zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız? Gören bir gözü,

tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar
fakiriz hepimiz.
Aldığı maaşı yettiremeyenlere, modayı takip edemeyenlere, evini beğenmeyenlere, mekânı
dar bulanlara, daha çok para için, hesabı daha fazla kabartmak için çırpınanlara da yeter
toprağın altı. İhtiraslarımız, bitip tükenmeyen arzularımız için, az bir toprağa ihtiyaç var
sadece... “Ne dersiniz, Tolstoy bugün bizleri görerek mi yazdı acaba bunları?
Çevresiyle hiç ilgisi olmayan insanlar
Türkiye bir vicdan erozyonu yaşamaktadır. Para, adeta Tanrı’nın yerine geçirilmiş, para
canlısı kimseler tarafından… Bu yaz Bodrum’un plajlık bölgelerinde dolaşan yaşlı adamın
tuvalete girmesine izin vermeyen restoran çalışanı bile aynı kulvarda olduktan sonra
insanlığın ve yardımlaşmanın da çöktüğü görülüyor.
Yangının öğrettikleri
Bu yıl sancılarla ve acılarla geldi. ABD’de binlerce dönümlük orman alevlere teslim oldu.
Ağaçlar yandı, toprak besleyici özelliğini ve vitamin değerlerini yitirdi. Kuşlar, büyükbaş
hayvanlar, sincap, tavşan, tilki ve kaplumbağalar yavru ve yumurtalarıyla birlikte yok oldu.
Konuşma engelli vatandaşımız
İstanbul’da trende konuşma engelli bir vatandaşımız, yanındakine bir şeyler anlatıyor. El
kol hareketlerini jest ve mimikleriyle güçlendirirken büyük bir enerji harcıyordu. Ben bu olayı
yaklaşık 10 dakika kadar izledim. Ne kadar zordu derdini anlatamamak. Yanımda kulaklığıyla
müzik dinleyen gence işaret ettim. Kulaklığını çıkartınca bu kez sesli olarak,
---Ne kadar zor konuşamamak değil mi? Sağlığımıza dua etmeliyiz.
---Sizin de mi konuşma sorununuz var? Allah yardımcınız olsun!
---Evladım, benim konuşma sorunum yok da galiba senin dinleme sorunun var, sesleri
nerenden alıyorsan
Hadi konuyu bağlayayım
Duyarsız, çevresine ilgisiz ve vicdansız çok insanımız var. Kartalkaya’daki vahşi yangın
sonrasında yüz bin TL’ye kefen satanlar olduğu basına yansımıştı. Bunların akıl seviyelerini
test edecek halimiz yok. Hangi kategoriye almak uygun olur bilemiyorum, ama Dante, “İlâhi
Komedya”sında cehennemin kapısına, “İçeri girenler, bütün umutlarınızı bırakın!” sözünü
yapıştırmış. Ben de cehennemin başka kapısı varsa oraya, “Hayvanlara (!) özeldir” başlığını
asmak isterim.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam