… 16’ncı asrın ortalarından itibaren Anadolu’da ve kısmen Rumeli’de harekete geçerek halkın başına belâ olan ve şiddetli takiplere hatta katliam denebilecek toplu cezalara rağmen suhte kitlesi (medrese öğrencileri) artıyordu… Devlet Budin, Bağdat ve Erzurum gibi yerlerdeki hudut kalelerine leventlerden çoğunu beş akçelik ulûfe ile azap, yeniçeri ve gönüllü yazarak yolluyordu.
Bu avantajı elde etmek için köylerini terk edenlerin sayısı öyle arttı ki, hepsinin buralara yerleşmelerine imkân kalmadı. Asayiş, işsiz güçsüz kitleler yüzünden bozulmaya başladı. Kapısız Levendât (eşkıyalık eden başıbozuk eyalet askerleri), üçer beşer kişilik gruplar halinde haramiliğe (haydutluk) çıkmaya başladı.
Kendilerine en elverişli hareket sahası olarak Rumeli’yi gördüler. Gelibolu’dan bölük bölük karşıya geçen bu gruplar Selanik, Filibe, Kızanlık taraflarına kadar nüfuz ettiler. Devlet, Çanakkale Boğazı’nı sıkı korumaya aldı. Leventler, kürekçi kafilelerine karışır oldular. Asayiş düzelmedi. Haramiler yine evleri basmaya, zengin Hristiyan aileleri soymaya devam ettiler…
Ticaretin devamında da sıkıntılar yaşanıyordu. Mermer naklinde at gemilerine hamal olarak girmeye çalışan haramiler tespit ediliyordu. Devlet her uygulamayı çok sıkı takip altına almaya çalışıyordu.
Sık yazışmalar ve amansız takipler
Hâlâ Edirne’de imaret-i amirem binası (devletin aşevinde) emini olan Halil (dame mecduhu: azamet ve haşmeti devam etsin) südde-i saadetime (bana) mektup gönderüp (göndermiştir). İnecik kazasında kesilmek emrolunan (kesilmesi emredilen) mermerler Bozcaada mukabelesine (karşısında) indirilip İnöz veya Ferecik altına ve bilcümle her nereye münasip ise alup gitmek için Gelibolu’da olan at gemilerinden bir gemi irsal olunmak lazım idüğin bildirmeğin (lâzım geldiğini bildirmekle (tekrar) buyurdum ki:
“Vusul buldukda (ulaştığında) tehir eylemeyüp (geciktirmeyip) Gelibolu’da olan at gemilerinden bir gemi tayin eyleyüp Bozcaada’ya gönderesin ki, anda (o gemide) olan mermerleri tahmil eyleyüp (yükleyip) İnöz’e veya Ferecik’e alup gideler (alıp götürsünler). Husus-ı mezbur (zikredilen konu) mühimdir, ihmalden hazer eyleyesin (kaçınasın). Zikrolunan gemiyi ne zaman gönderüp (gönderdiğini) nice (neleri) tedarik eylediğin yazup bildiresiz (bildirin). (Aynen)
Gelibolu kadısına ve eminine hükümdür:
Edirne’deki imaret binası emini Halil mektup gönderip İnecik kazasında kesilmekte olan mermerleri Bozcaada karşısında bulunan İnöz veya Ferecik’e nakletmek için at gemisi gönderilmesini talep etmiştir.
Gelibolu’da olan at gemilerinden bir geminin tayin edilmesi ve oraya gönderilmesi…
Aydın, Edirne, Tekfurdağı (Tekirdağ), Hüdavendigâr, (Bursa) Kastamonu, Gelibolu, Cisr-i Ergene (Ergene Köprüsü), Çorlu, Malkara, Hayrabolu, Akçaabad ve Kavaklı hapishanelerinde yatan mahkûmlar için uygulanmak üzere;
1. cunha (Kabahatten ağır, cinayetten hafif olan suç türleri)’dan mahkûm ve yaşları 18’den az bulunan 103 şahıs ile yaşları 18’den az ve cinayet suçundan mahkûm olanlardan sıhhatleri bozuk ve ahlakını düzelten 86 şahsın geri kalan ceza süreleri affedilecektir.
Bir başka hüküm
Silivri, Rodosçuk, Gelibolu ve Boğazhisar kadıları ile Boğazhisar dizdarına hüküm:
Dergâh-ı Mualla (Padişahın oturduğu saray, Topkapı Sarayı) çavuşlarından ve İstanbul gümrük emini olan Hüseyin Çavuş, aşağıdaki mahsulün tamamının veya bir kısmının küffara ve deryaya satılmasının memnu olduğunu (yasaklandığını) hatırlatmıştır.
Bu ürünler; barut, kurşun, rişte-i pembe (pamuk ipliği), kendüm (buğday), kirpas-ı sefid (keten ve pamuk bez), at, balmumu, zift ve iç yağından başka harir (ipek mamulleri), yapağı, gön (kösele), meşin, koyun derisi ve Mora’dan ihracına müsaade edilen emtiadan (mallardan) ibarettir.
Karşılıklı alış verişin azalmasına neden olan bu durumun ihtisap mahsulüne (esnafın ürettiklerine) külli (tamamen) gadr (haksızlık)’dir. Bunların arasından ihracına müsaade edilmiş olan mezkûr maddelerin gümrük emininin mühürlü tezkiresiyle gemilerle götürülmesine dahledilmemesi. Ehem, mühimme müreccahtır (En önemli önemliye tercih edilir).
Gelibolu ve Midilli’de zift hizmetine memur olan çavuşa hükümdür:
“Hâlâ mahrusa-i İstanbul’da (İstanbul gibi büyük bir şehirde) bina olunmak emrolunan (yapılması emredilen) gemiler için Gelibolu ve Midilli’den gelen kalafatçı ve dülger (ahşap işlerini yapan) taifesine lazım olan alât (aletleri) ve esbapları (iş elbiseleri) ile muaccelen (acele olarak) karşılanmıştır.
Sen ki çavuşsun, mezburları (sözü edilenleri) sürüp doğru mahrusa-i İstanbul’a götürüp Tersane-i Amire’me teslim ettiresin ki, ücretleri ile işe mübaşeret eyleyeler (başlasınlar). (Aynen)
Tersane-i Amire Zindanı’nın kâfi gelmemesi sebebiyle Sultanahmet civarındaki Kılıçhane’nin Zabtiye Hapishanesi olarak tamir edilip kullanılması münasiptir. Rumeli ve Anadolu’da bazı bölgeler merkez yapılarak suçluların bu bölgelerde kurulacak hapishanelere konulması ve hepsinin İstanbul’a gönderilmemesi emirdir.